23 Mart 2018 Cuma

Kur’an Işığında Allah’a ve Elçi’ye İtaat

İyiliği Sonsuz, İkramı Bol Allah’ın Adıyla,

“Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Elçi’ye itaat edin. İşlerinizi değersizleştirmeyin.” Muhammed 47/33ncü ayeti.

Günümüz Geleneksel İslam anlayışında yanlış anlaşılan bir husus daha vardır ki, bu da Allah’a ve “Peygambere” İtaat konusudur. Bildiğiniz üzere “Peygamber” kelimesi Farsçadır.(1) Genellikle Kur’an referanslı olarak bakınca “Nebi” ve “Resul” kavramlarını kullanmayı tercih ediyorum. Nebi Vahiy alan kişi demektir. Resul ise aldığı vahyi eksiksiz olarak tebliğ edendir. Arapça Resul gönderilen demektir.(2)

Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir. Kur’an’daki resul kelimeleri ya elçi ya da Allah’ın kitabı anlamındadır. Elçi ölümlü, Kitap kalıcıdır. Uhud savaşında Nebimiz’in öldüğüne dair haberlerin yayılması üzerine Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?…” Al-i İmran 3/144ncu ayeti. Arap toplumuna, Arap dili ile gönderilen resul Kur’an olduğu için bazı ayetlerde bu kelimeye kitap anlamı verilmelidir.(3) Örneğin; “Biz, her resulü[kitabı] kendi halkının dili ile gönderdik ki onlar için her şeyi ortaya koysun. Bundan sonra Allah, sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O’dur. İbrahim 14/4ncu ayeti”. Ayet, Allah’ın kitabının, her topluma kendi dili ile ulaştırılması gerektiğini bildirmektedir.(4)

Gelelim gelenekçi İslam yaklaşımının savunduğu Allah ve “Peygamber” itaatine. Geleneksel İslam İnancında; Allah’a İtaat Kur’an’a itaat, “Peygamber”’e itaat ise Sünnete itaate eşittir. İtaat demek Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle geçer; “Dinleme, Boyun Eğme, Buyruğuna Uyma”.(5) İslam’da tek itaat edilmesi gereken makam vardır, o da Allah’tır. Anne’ ye ve Baba’ ya da itaat yoktur, sadece ihsan etmek iyilik etmek vardır. “Allah’a kul olun. Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve hâkimiyetiniz altında bulunanlara (esir kadın ve erkeklere) da iyilik edin. Allah, kendini bir şey zannedip övünen hiç kimseyi sevmez. Nisa 4/36ncı ayeti”. Bizler Allah’ın resulüne itaat ederiz çünkü resulün getirdiği sözleri, emirleri, yap dediğini yap veya yapma dediklerini yapmayız, böylelikle Allah’ın söylediklerine itaat ederiz elçinin değil. Elçiye zeval olmaz diye bir atasözümüz bile vardır. Bir hükümdar başka bir hükümdar ile iletişime geçmek için elinin altındaki bir görevliyi elçi olarak kullanır, elçinin diğer hükümdara götürdüğü söz elçinin değil bağlı olduğu hükümdarın sözüdür. O söze ekleme çıkarma yapmaz ve görevi gereği tüm sözleri karşı tarafa iletmek ile yükümlüdür.

Şimdi gelin hem Elçi ile ilgili hem de Nebi ile ilgili ayetlere bakalım, bırakalım Hud Suresi 11/1-2nci ayetlerine sözü; “ELİF! LÂM! RÂ! Bu öyle bir kitaptır ki ayetleri hem muhkem kılınmış hem de doğru kararlar veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır. Böyle olması, Allah’tan başkasına kul olmayasınız diyedir[*]. Ben de o kitapla sizi uyaran ve müjdeleyen kişiyim”. [*] Bu iki ayetten anlaşılacağı üzere Allah’ın ayetlerini ancak Allah açıklayabilir. Bu açıklamaya sadece Kitaptan yani Kur’an’dan ulaşılabilir. Allah’ın yazılı ayetleri ile ilgili olarak kendisi tarafından yapılan açıklamalar o muhkem ayetin müteşabihleridir.(Bkz. Al-i İmran 3/7nci ayeti, Fussilet 41/3ncü ayeti).(6) Başka kaynaklardan açıklama/yorum aradığımız takdirde, Allah’tan başkasına kulluk edeceğimizin ikazıdır ve bu her müminin çok dikkat etmesi gereken şirk günahını oluşturur. Yüce Allah’ın bu ayetlerde belirttiği gibi Allah’a ve Resul’e itaat durumunu ayetler açıklansın. Ayrıca 2nci ayetinde sonunda Resulullah “Ben de o kitapla sizi uyaran ve müjdeleyen kişiyim” diye sözleri tamamlamaktadır. Eğer ki yüce Allah 1nci ayette “Allah ve Resulü tarafından açıklanmıştır” diye belirtseydi bu makaleyi yazmaya bile gerek kalmazdı.

“Rabbinizden size indirilene(Kur’an’a) uyun; Allah’a daha yakındır diyerek evliyaya uymayın. Bilgilerinizi ne kadar az kullanıyorsunuz!” Araf 7/3’ncü ayetinde anlattığı üzere Rabbimizden bize indirilene uymamız gerektiği açık seçik olarak beyan edilmiştir, indirilmiş olan Kur’an’a uyulması kesin emirdir.. Hepimizin en yegâne görevi Rabbimiz tarafından bizlere tebliğ edilen emirlere uymasıdır. Abdullah’ın oğlu Muhammed bile Allah’ın Resulü Muhammed’in bildirdiği ayetlere tabi idi. Çünkü bu ilahi emirlerin ilk muhatabı resulümüz idi. İlk inananı da yine resulümüzdür. “Bu elçi, Sahibinden (Rabbinden) kendine indirilen her şeye inanıp güvenmiştir, müminler de öyle! Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanıp güvenir. “O’nun elçileri arasında ayrım yapmayız.” derler. Şunu da derler: “Dinledik ve boyun eğdik! Bağışla bizi ey Sahibimiz (Rabbimiz)! Dönüp varılacak yer, Senin huzurundur.” Bakara 2/285nci ayeti. Ayetten de görüldüğü üzere Resulullah önce Kur’an’a inanıp güvenmiştir, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine inanmış, hiçbir elçiyi birbirinden ayırmamıştır ve dolayısıyla müminler de böyle yaparlar/yapmalıdırlar. Sadece buradaki ayetler bile kimsenin Resulullah’ı devre dışı bırakmaya kalkışamayacağını ve buna gücünün yetmeyeceğinin de delilidir. Herkes Resule uyacaktır, Resul olmadan tebliğ faaliyeti olamayacağı için ve getirdiği sözler de Allah’ın sözleri olduğu için tüm yaratılmış kullar bu mesaja tabidir.

“Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Allah’a ve elçisine kim itaat ederse onu, ölümsüz olarak kalacağı ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. En büyük kurtuluş işte budur.” Nisa 4/13ncü ayetine baktığımız zaman burada yine Allah’a ve elçisine diye buyrulmaktadır. Bizi ölümsüz olarak kalınacak içinden ırmaklar akan cennete koyacak karar merci ise sadece yüce Allah’tır.

Aşağıda bahsedeceğimiz Nisa 4/59ncu ayetinde durum biraz daha ortaya çıkmaktadır. Burada kesin olarak Kitaba itaat emri gelmiştir. Yine Allah’a İtaat, Elçinin getirdiği kitaba itaat edin bilgisi yer almaktadır. Burada yetki sahipleri konusu da vardır, bu ayette suiistimal edilen ayetlerden bir tanesidir. Özellikle aşağıdaki ayette anlaşmazlığa düştüğünüzde konuyu Allah’a ve Elçisine götürün kısmını detaylı olarak açıklığa kavuşturduk.

“Ey inanıp güvenenler, Allah’a itaat edin, bu Elçi’nin getirdiği kitaba itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de. Eğer (o yetkililerle) bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu, Allah’a ve Elçisine götürün. Allah’a ve Ahiret gününe inanıp güveniyorsanız böyle yaparsınız. Böylesi hayırlı olur ve çok güzel sonuç verir.” Nisa 4/59ncu ayeti.

Ayette geçen “Elçinin getirdiği kitaba” kısmındaki açıklamayı anlamak için bir başka ayete daha bakmamız lazım; En’am 6/114ncü ayetinde; “(De ki) “Allah’tan başka bir hakem mi ararım?” Kitap’ı size açıklanmış olarak indiren O’dur. Kendilerine Kitap verdiklerimiz bilirler ki bu Kitap, Rabbin tarafından tümüyle gerçekleri gösterecek şekilde indirilmiştir. Sakın şüpheye kapılanlardan olma.” (7) Hakem olarak Allah’ın kitabından başka bir kitap daha yoktur. Hatta bazıları şöyle der “Buhari hakem olmadıkça, Müslim hakem olmadıkça, Allah’a yemin olsun ki Müslüman olamazsınız. Allah diyor kardeşim!”(8) diye Allah’a ve Resulüne iftira atmaya varacak kadar hadsiz olabiliyorlar.

Nisa 4/59ncu ayetindeki yetkililere itaat kısmına da bakmalıyız. Ayetteki konuyu “Allah’a ve Elçisine götürünüz” kısmı yukarıda da bahsettiğimiz gibi suistimal edilen duruma açıklama getirmek isteriz. Yetkililerle anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a ve Elçisine götürün demek, bu konu hakkında Kur’an’a göre hüküm verin demektir. Bunu açıklamak için yine bir başka ayete daha bakma ihtiyacı vardır; Maide 5/48nci ayetinde; ” Gerçekleri içeren bu Kitabı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma. Her birinize bir şeriat (kitap) ve bir yöntem (hikmet) verdik. Allah sizi tek bir toplum (tek bir nebinin ümmeti) yapmayı tercih etseydi yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için (böyle yaptı). Öyleyse (tartışma yerine) iyi işlerde yarışın. Tekrar hayata dönünce hep birlikte Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.”(9)

Ayette geçen her birinize bir şeriat ve yöntem verdik kısmıyla ilgili olarak örnek bir ayete bakmalıyız. “Allah nebilerinden kesin söz aldığında şöyle demişti: “Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi (bir kitap) gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr) yüklendiniz mi?”. Onlar: “Kabul ettik” demişlerdi. Allah: “Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim” demişti. Bundan sonra sözünden dönenler, yoldan çıkmış olurlar.” (Al-i İmran 3/81-82nci ayetleri)(10)

Maide 5/48nci ayetin son kısmında “Öyleyse (tartışma yerine) iyi işlerde yarışın” ifadesi için bu ayete de bakmamız gerekecektir; “Gerçek, senin Rabbinden gelendir. Sakın tartışmaya girenlerden olma! Herkesin bir hedefi olur ve ona yönelir. (Tartışma yerine) İyi işlerde yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Her şeye bir ölçü koyan Allah’tır.” (Bakara 2/147-148nci ayetleri)”(11)

Yukarıda anlattığımız gibi Kur’an’a göre hüküm vereceğiz, doğruyu yanlışı Kur’an hükümlerine göre belirleyeceğiz. Allah’a ve Elçisine itaat ile ilgili birkaç ayete daha bakalım;

“Kim Allah’a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah’ın mutluluk verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!” Nisa 4/69ncu ayeti.

 Yüce Allah’a itaat eden nebiler, doğru kişiler, bilgiler ve iyi kişiler mutluluk içerisinde cennette arkadaşlık edeceklerdir.

“Bu Elçi’ye kim itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.(Ey Elçi,) Yüz çeviren çevirsin; seni onlara bekçi olasın diye elçi yapmadık.” Nisa 4/80nci ayeti.

Elçilerin görevi tebliğ yapmaktır, biz insanların üzerinde bekçilik yapma yani denetleme görevinde de değillerdir.

“Allah’ın size olan nimetini ve sizinle sözleştiği zaman O’na verdiğiniz sözü hatırlayın; hani “İşittik ve itaat ettik”  demiştiniz. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun, çünkü Allah içinizde olanı bilir.” Maide 5/7nci ayeti.

Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu kavrayanlar, Allah’a içten söz verirler. Bunu gösteren ayet şudur:

“Bu elçi, Sahibinden (Rabbinden) kendine indirilen her şeye inanıp güvenmiştir, müminler de öyle! Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanıp güvenir. “O’nun elçileri arasında ayrım yapmayız.” derler. Şunu da derler: “Dinledik ve boyun eğdik! Bağışla bizi ey Sahibimiz (Rabbimiz)! Dönüp varılacak yer, Senin huzurundur.” Bakara 2/285nci ayeti.(12)

Elçinin sorumluluğu sadece tebliğdir, ona itaat etseniz de etmeseniz de sizi yargılayacak olan Allah’tır diye buyrulmaktadır; “Allah’a itaat edin, Elçi’ye itaat edin ve dikkatli olun. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Elçimizin sorumluluğu her şeyi açıklayan bir tebliğden ibarettir.” Maide 5/92nci ayeti. İtaat edip etmeme sorumluğu elçide değil sizdedir.

Aşağıdaki ayette ise Nebi ve Resul kelimeleri bir arada kullanılmaktadır ve güzel bir örnek teşkil etmektedir: “Onlar ümmi[kitap bilmeyen] NEBİ olan bu Resul’e uyan kimselerdir. Onun özelliğini yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulurlar. O Resul onlara, marufa uygun olanı emreder ve münkeri yasaklar. Temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Isr’larını, üzerlerindeki ağır yükleri kaldırıp atar. Kim ona inanır, onu destekler, ona yardım eder ve onunla birlikte indirilen nûra (Kitaba) uyarsa, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.” Araf 7/157nci ayeti. Nebi olan bu elçiye, yani kitap ve hikmet verilmiş nebiye ve bu verilen kitabı resul olarak tebliğ etme ve nebi olarak kitabı ve hikmeti öğretmeyle yetkili kılınmıştır. Ayrıca her resul kendinden önceki kitabı tasdik eder. Kitaptaki bilgiler ışığında iyiliği emredip kötülüğü yasaklar. Bu iyilikler ve yasaklar Allah’ın yasalarıdır. Allah’ın belirlediği helal ve haramları da bildirmekle de yükümlüdürler. Nebi’ler haram helal belirleyemezler(Tahrim 66/1), yüce Allah tarafından Nebiler için özel kılınmış haramlar ve helaller de olabilir (bkz. Ahzab 33/50). Tıpkı daha önceki kitaplarda olduğu gibi haram ve helal emirleri yüce Allah tarafından bildirilmiştir. “Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helal olanlarından yiyin ama taşkınlık etmeyin. Yoksa gazabımı (öfkemi) hak edersiniz. Kim gazabımı hak ederse yıkılıp gider.” Ta Ha 20/81 “Allah’a karşı yalan uydurmak için dillerinizin süslediği yalanla “Bu helaldir, bu haramdır” demeyin. Bu yalanı Allah’a atfetmeyin. Yalanlarını Allah’a atfedenler umduklarına kavuşamazlar.” Nahl 16/116 Ayetlerden de gördüğümüz üzere kimse kendi heva ve hevesine göre haram helal uyduramaz. Uydurursa şirke bulaşmış olur.

Ayrıca Araf 7/157nci ayetindeki kısmındaki “…Kim ona inanır, onu destekler, ona yardım eder ve onunla birlikte indirilen Nûra (Kur’an’a) uyarsa…” çok önemlidir. Bizden istenen Nebide dahil tüm kulların Kur’an’a uyulması emridir. Bazıları Kur’an’a uyun emri yoktur gibi akıl dışı izahlar yapmaya çalışmaktadır, ancak Kur’an bunu ret eder.

Buradaki ayette de yine Nebi ve Resul kavramlarını bir arada göreceğiz; “De ki “Ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın gönderdiği elçiyim. Göklerde ve yerde hâkimiyet O’na aittir. O’ndan başka ilah yoktur. Hayat veren ve öldüren O’dur. Siz Allah’a inanıp güvenin; nebî olan ümmi resulüne de. O Resul de Allah’a ve O’nun sözlerine inanıp güvenir. Ona (Nebi olan resule) uyun ki doğru yolu bulasınız” Araf 7/158nci ayeti.

 Ayet içerisinde bulunan “Nebi olan ümmi resul” ifadesi geçmektedir; bunun anlamı vahiy alan (gelenekteki anlayış ile “peygamber” olan) ve daha önce kutsal kitap bilmeyen ve elçilikle görevlendirilen kişi demektir. Nebi ve resul kelimelerinin aynı cümle içinde geçtiği için bu ayet iki kavramın farklılığının anlaşılması açısından çok önemlidir.(13)

Aşağıdaki ayetler grubunda Nebi kelimesinin geçtiği ayetleri incelemekteyiz. “Ey Nebi! Allah, sana da sana uyan müminlere de yeter.” Enfal 8/64ncü ayeti.

 Bu ayeti kullanarak bazı kişiler “bakın işte nebiye de uyun emri vardır” diye delil getirebilirler. Tek bir ayet ile hüküm çıkarılamayacağı bir gerçektir, bir de genelde devam ayetlerini de kimse okumaz. Devam ayetine bakalım; “Ey Nebi! Müminleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi yener. İçinizden sabırlı yüz kişi de kâfirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.” Enfal 8/65nci ayeti. Burada Ey Resul diye başlasaydı “Müminleri savaşa götür” emri verilirdi, burada ise bir tavsiye söz konusudur.

Destekleyici ayet ile devam edelim; “Savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur[Muhammed 47/4’te ki emre göre hareket etmelidir]. Siz, dünya malını (hemen elde edeceğinizi) istiyorsunuz. Allah ise Ahireti (sonrasını) istiyor. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır.” Enfal 8/67nci ayeti. Muhammed Suresi 47/4ncü ayeti Bedir savaşı öncesi inmiştir ve burada savaşlarda uygulanması gerekenler anlatılmıştır. Nebinin düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar esir alma hakkı yoktur diyor ayet, peki ya Muhammed Suresindeki 4ncü ayetindeki emir neydi? “Ayetleri görmezlikten gelenlerle (kâfirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Onları etkisiz hale getirince sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın. Allah’ın tercihi farklı olsaydı onların hakkından kendisi gelirdi. Böyle olması, birinizi diğerinizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.” Muhammed 47/4ncü ayeti. Emir kesindir, savaş anında karşınıza gelenleri öldürün, onlar etkisiz hale gelinceye kadar muharebe de vuruşun, anladınız ki artık savaşacak durumda değiller, onları güvenlik çemberine alarak esir alın. Sonrasında karşılıksız olarak serbest bırakın veya fidye alarak serbest bırakın. Burada gördüğümüz üzere Enfal 8/67nci (Savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur. Siz, dünya malını (hemen elde edeceğinizi) istiyorsunuz. Allah ise Ahireti (sonrasını) istiyor. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır. )’ ayetinde ki gibi savaş alanında düşman etkisiz hale gelinceye kadar hiçbir Nebi inisiyatif kullanarak esir alamaz, esir alınmasını emredemez, esir alınmasına müsaade edemez.

Bu kısımda Bedir savaşındaki yaşananları hatırlayalım. Yüce Allah 300 kişilik müslüman ordusunu 1000 kişiden biraz daha az müşrik ordusu karşısında yalnız bırakmadı, çünkü onlara fetih sözü vermişti, hem de Mekke’nin fethi. 1000 kişilik melek ordusuyla müminleri desteklemişti, savaş esnasında Mekkeli müşrikler dağılmış ve savaş ağırlıklarını bırakarak kaçmaya başlamışlardı. Bedir Savaşı öncesine ve savaştaki durumuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de ki ilgili ayetlere daha detaylı bakmalıyız.

Öncelikle hatırlamamız gereken husus yüce Allah’ın müslümanlara verdiği Mekke’nin fethi sözüdür. “ELİF! LÂM! MÎM! Romalılar yenildiler, (Yenilgi) Çok yakın bir yerde oldu. Onlar, bu yenilginin ardından galip geleceklerdir. Birkaç yıl içinde olacak. Öncesi de sonrası da Allah’ın yetkisindedir emrindedir. O gün müminler sevineceklerdir, Bu, Allah’ın yapacağı yardımla olacaktır. O, çalışana yardım eder. O güçlüdür, ikramı boldur. Bu Allah’ın vaadidir! İnsanların çoğu bilmese de Allah vaadinden caymaz dönmez.” Rum Suresi 30/1-6ncı ayetlerinde gördüğümüz üzere Yüce Allah’ın Kur’an’ da gerçekleşmesini vaat ettiği ileride gerçekleşecek bir olaya atıftır, gerçekleşmesi ise mucizedir. Dünyanın en basık yerinde, yani Ölüdeniz (bugünkü Ürdün ile İsrail arasında yer alan) bölgesinde Romaları ile Persliler arasında meydana geldi(14) ve Persliler Romalıları ağır bir yenilgiye uğrattılar. Üç ila dokuz yıl içerisinde(15) Romalılar Perslilere karşı tekrardan üstün geleceği vahiy ile bildirilmişti. Mekke Müşrikleri ile Müslümanlar arasında iddia konusuna varacak kadar olduğu da rivayet edilmektedir.(16) Buradaki ayetlerde aynı gün müminlerin de sevineceğinden bahsedilmektedir. Bu Allah’ın vaadidir ve vaadinden dönmeyen yüce Allah’ın sözüdür. Ayrıca Fetih Suresi 48/1-3ncü ayetlerinde ise Yüce Allah şöyle buyurmuştur; “(Mekke’yi) Fethin önündeki engeller, senin için tamamen kalktı. Allah bunu, önceki ve sonraki günahlarını bağışlamak, sana olan iyiliklerini tamamlamak ve seni doğru bir yola yöneltmek için yaptı. Bunun bir sebebi de Allah’ın sana, güçlü bir yardımda bulunacak olmasıdır.” Bu ayetler ile de Mekke’nin fetih edileceğinin sözünü vermiştir.

Yüce Allah’ın bildirdiği gibi birkaç yıl sonra yine Rumlar ile Persliler savaşa tutuşmaya başlamıştı, aynı zamanda Arabistan yarımadasında da Müslümanlar Ebu Süfyan’ın kafilesini durdurmak ve kayıplarını geri almak için yola çıkmışlardı, ancak Allah onların karşısına daha büyük bir zaferi ortaya koymak için Mekke Müşriklerinden oluşan orduyu önlerine çıkardı. İlgili ayetler şöyledir; “Rabbinin seni gerçek bir sebeple evinden çıkardığı gün, inanıp güvenenlerin bir kısmı tam bir hoşnutsuzluk içindeydiler. Bütün gerçek ortaya çıktığı halde seninle çekişip duruyorlardı. Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyor gibiydiler. Allah, o iki topluluktan[1*] birinin sizin olacağına söz vermişti. Siz, güçsüz olanına hevesleniyordunuz. Allah ise verdiği sözler sebebiyle[2*] gerçeği ortaya çıkarmak ve o kâfirlerin[Mekkeli Kâfirlerin] arkasını kesmek istiyordu. O suçlular istemeseler bile gerçeği ortaya çıkarıp yanlışı ortadan kaldıracağını, bu şekilde gösterecekti. O gün Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da “Bir biri ardınca bin melek ile size destek veriyorum” diye cevap vermişti. Allah bunu size, sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, sadece Allah katındandır[3*]. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.” Enfal 8/1-10ncu ayetlerinde belirtilen işaretlerin açıklanması; [1*]  Biri Mekke ordusu diğeri ise zayıf bir koruması olan Mekke Ticaret Kervanı(17) [2*] Romalıların galip geleceği gün müminleri mutlu edecek bir gelişmenin daha olacağı sözü (Bkz.: Rum 30/2-6nci ayetleri). Mekke’nin fetih edileceği sözü (Bkz. Fetih 48/1-3ncü ayetleri)(18) [3*] Zafer meleklerin yardımıyla olmaz. Allah zaferi doğru tercihte bulunana verir. (Bkz: Al-i İmran 3/13ncü ayetleri) Her şey Allah’ın koyduğu ölçülere göredir.(19) Rum suresi 30/2-6ncı ve Fetih Suresi 48/1-3ncü ayetlerini yukarıdaki kısımda anlatmıştık. Buradaki Al-i İmran 3/13ncü ayetine bakalım; “(Bedir’de) Karşı karşıya gelen o iki orduda, sizin için bir belge vardır. Biri Allah yolunda savaşanlar, diğeri ise ayetleri görmezlikte direnenler topluluğuydu. (Müminler) onları göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyordu[*]. Allah, doğru tercihte bulunanı kendi yardımı ile destekler. İleri görüşlüler için bunda bir ibret vardır.” [*] Bu, Bedir Savaşında olmuştur. Allah Teâlâ şöyle vahiy etmiştir: “(Ey Muhammed!) O gün rüyanda, Allah, onları sana az gösterdi. Eğer çok gösterseydi, telaşa düşer, o konuda çekişirdiniz. Ama Allah, sizi bu hale düşmekten kurtardı. Çünkü O, içinizde olanları bilir. Onlarla (Mekkelilerle) karşılaştığınızda da Allah, onları sizin gözünüze az göstermiş, sizi de onların gözlerine az göstermişti. Allah, kesin karar verdiği sonucu ortaya çıkarmak için böyle yapmıştı. Her işin, Allah ile bağlantısı vardır.” Enfal 8/43-44ncü ayetler.(20)

Mekkeli Müşrikler Müslümanların yaklaşık üç katıydı. Korkup dağılmasınlar diye Allah kendilerinin iki katı gibi göstermişti. Enfal 8/65nci ayette, on katı düşmanı yenebilecekleri belirtilmişti ama zayıflık gösterince Allah yüklerini hafifletmiş ve Enfal 8/66ncı ayetinde şöyle bildirmişti(21): “Şimdi Allah sizde bir zayıflık olduğunu gördü ve yükünüzü hafifletti. Artık sizden sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiyi yener. Sizden bin kişi de Allah’ın izniyle onlardan iki bin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.” Enfal 8/66ncı ayeti ile ilgili müteşabih(benzeşen) ayeti şöyledir; “Siz güvenlik zaafına düşmüşken bile Allah, Bedir’de yardımıyla sizi zafere ulaştırdı. Öyleyse Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun ki O’na karşı görevinizi yerine getiresiniz.” Al-i İmran 3/123ncü ayeti. Müslümanların ordusu meleklerle desteklenen bir orduydu, ancak savaşanlar müslümanlardı melekler değil, ilgili ayet şöyledir; “O gün meleklere de şunu vahyediyordu: “Ben sizinle beraberim, kâfirlerin yüreklerine korku salacağım. Siz de müminleri cesaretlendirin. Öyleyse (ey müminler!)[*] onların boyunlarının üstüne ve parmak uçlarına vurun” Enfal 8/12nci ayeti. [*] Enfal Suresinin 10ncu ayetine göre Allah Teâlâ melekler, kâfirleri öldürsünler diye değil; müminler için müjde olsun ve kalpleri yatışsın diye göndermiştir. Bedir savaşında müşriklerin sayısı binden azdı. Gelen bin melek onların boyunlarına ve parmak uçlarına vursaydı, hiçbir müşrik ayakta kalamazdı. Bu sebeple ayetteki “boyunlarının üstüne ve parmak uçlarına vurun” emri meleklere değil, müslümanlara verilmiştir.(22)

“O gün siz o vadinin (Bedir’in) alt tarafında, onlar vadinin üst tarafında, kervan ise sizden daha aşağıda idi. Sözleşmiş olsaydınız, böyle denk getiremezdiniz. Ama Allah, olacağı belli şey olsun, kim etkisizleşecekse (ölecekse) gerçeği görerek etkisizleşsin, kim de yaşayacaksa gerçeği görerek yaşasın diye böyle yaptı. Allah elbette dinleyen ve bilendir.” Enfal 8/42nci ayetinde de belirtildiği üzere ve yukarıda bahsettiğimiz diğer ilgili ayetler ile Müslümanlar Ebu Süfyan’ın kervanını istiyordu, ancak yüce Allah sözünü yerine getirmek ve kâfirlerin önünü kesmek ve Müslümanlara söz verdiği Mekke’nin Fetih yolunu açmak istiyordu.

Savaş esnasında Müslümanlar Mekkeli Müşriklere Allah’ın verdiği yardım ile bozguna uğrattılar, ancak Muhammed Suresi 47/4 ayetini uygulamadılar. Hemen dünyalıklarını düşündüler ve savaş sonlanmadan esir almaya başladılar. Ancak yukarıda da bahsetmiştik, Enfal 8/67nci ayetindeki (Savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur. Siz, dünya malını (hemen elde edeceğinizi) istiyorsunuz. Allah ise Ahireti (sonrasını) istiyor. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır. )’ gibi savaş alanında düşman etkisiz hale gelinceye kadar hiçbir Nebi insiyatif kullanarak esir alamaz, esir alınmasını emredemez, esir alınmasına müsaade edemez. Eğer ilgili ayetlerdeki Allah’ın kanunlarını uygulasalardı Mekke sokaklarına kadar karşılarına kimse çıkamayacak ve daha hicretin ilk yıllarından sonra Mekke’nin fethi gerçekleşmiş olacaktı. Çünkü yüce Allah İsra 17/76-77nci ayetlerindeki “Seni bu topraklardan çıkarmak için yerinden oynatmak üzereler. Çıkarırlarsa senden sonra burada fazla kalamazlar. Senden önce gönderdiğimiz elçilere uygulanan kanun budur. Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın.” kanunu geçerlidir, çünkü Allah’ın Resulünü bulunduğu yerden çıkaran topluluk, en sonunda oradan çıkarılır.

 “(Rumların galip geleceği gün sizi sevindireceğini)[Rum Suresi 30/1-5nci ayetlerinde(23)] Allah önceden yazmasaydı, aldığınız esirlerden dolayı başınıza büyük bir felaketin gelmesi kaçınılmazdı. Aldığınız ganimeti helali hoş olarak yiyebilirsiniz. Allah’tan çekinerek korunun. Allah bağışlar, ikramı boldur.” Enfal 8/68-69ncu ayetlerinden de göreceğimiz üzere Yüce Allah vaadinden dönmeyeceği için bu zafer kazanılmıştır ve dünyalık aldığı malzemeler de helali hoş olarak yenilmesi emredilmiştir.  Ancak aşağıdaki ayet ile yüce Allah Nebisinden ve ashabından tevbe etmelerini de istemiştir. “Allah, nebinin tevbesi ile zor zamanda ona uyan Muhacir ve Ensârdan kalbi kaymak üzere olan bir bölüğün tevbesini kabul etti. Onların tevbesini kabul etti çünkü Allah, onlara karşı çok merhametlidir, ikramı da boldur.” Tevbe 9/117nci ayeti. Ayrıca Nasr suresi de bu kısımla ilgilidir; “Allah’ın yardımıyla Fetih[Mekke’nin Fethi] gerçekleşip önün açılır da, İnsanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini görürsen, Her şeyi güzel yapmasından dolayı Rabbine yönel ve bağışlanma dile! O, tevbe edeni kabul eder.” Nasr 110/1-3

Nebilik ve Elçilik ile ilgili başka ayetler ile de örneklendirmeye devam edelim;

“Bu Kitap’ta Musa’yı da anlat. O, yürekten bağlıydı; nebi olan elçi idi.” Meryem 19/51nci ayeti.

 Buradaki ayette de görüldüğü üzere kitap alan Nebi tebliğ görevi olarak elçilik yapmaktadır.

 “Bu Kitap’ta İsmail’i de anlat. O, sözünü tutmuştu; nebi olan elçiydi.” Meryem 19/54ncu ayeti.

 Aynı şekilde buradaki ayette de kitap alan nebi tebliğ görevi olarak elçilik yapmaktadır.

Pardon! diyebilirsiniz. Evet, İsmail aleyhisselama kitap verilmiş diye yazdık!!! Çünkü hem Nebidir hem de Resul, ancak gelenekçilerde İsmail aleyhisselama kitap verildiğinden hiçbir kitapta yazmaz, ancak Kur’an hariç… Nebi olmak insanın elinde olan bir şey değildir ve bu Allah’ın takdiridir. En’am Suresi 6/83-90ncı ayetler arasında yüce Allah kitap verdiği on sekiz nebisinden bahsetmektedir. Ayetlerdeki sıralama şöyledir: “İbrahim, İshak, Yakub, Dâvûd, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa, Harun, Nuh, Zekeriya, Yahya, İsa, İlyas, İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut.”

“Senden önce de elçi veya nebi olarak gönderdiğimiz kimselerden hangisi bir şey tasarlasa Şeytan onun tasarladığı şeye mutlaka bir pislik bulaştırmıştır. Arkasından Allah, şeytanın bulaştırdığını gidermiş sonra da ayetlerini (zihinlerde) iyice pekiştirmiştir. Allah bilir, doğru karar verir.” Hac 22/52nci ayeti.

Elçiler yaşadıkları dönemde görevlerini yerine getirmek için çaba sarf ederler. Kitap ve hikmet ilimleri ile Allah’ın rahmeti(ikramı) yardımı ile de doğru ibadet şekillerinin inanıp güvenen kullara aktarırlar. Ancak daha sonra bu kullar şeytanın desteğini alarak daha iyisini yapmayı düşünerek bildirilenden çok kendilerince eklemeler yaparak dini uydurulmuş duruma sokarlar. Günümüzde de “İndirilmiş Din” yerine “Uydurulmuş Din” diye bir olgudan boşuna konuşulmuyor. Kur’an’da indirilmiş din bilgileri içermektedir ve tek yetkin kitaptır. Din Allah’ın kitabından öğrenilir.

“Sizden öncekilere de nice nebiyi elçi olarak göndermiştik[*].” Zuhruf 43/6ncı ayeti. Nebî, kendine Kitap ve hikmet verilen kişidir. Türkçede “peygamber” olarak bilinir. (Bkz. En’âm 6/83-90ncı ayetler ve Bakara 2/61nci ayeti).(24)

Buradaki ayette ise Yüce Allah Nebisini uyarmaktadır; “Ey Nebi! Allah’tan çekin de görmezlikten gelenlere[kâfirlere] ve ikiyüzlülere[münafıklara] uyma, Allah bilir, doğru karar verir.” Ahzab 33/1nci ayeti.

Buradaki ayette ise hiç kimsenin helal ve haram koyma yetkisi olmadığına en büyük delildir. Buradan da anlayacağımız üzere Nebimizin tüm uygulamaları Resul olarak tebliğ ettiği haram helal noktasına uymaktır. “Ey Nebi! Allah’ın özel olarak sana helal kıldığını, neden kendine haram kılıyorsun? Eşlerinin gönlünü etmeye çalışıyorsun. Neyse ki Allah bağışlar, ikramı boldur.” Tahrim 66/1nci ayeti.

Kur’an’ da ki ayetler bütünlüğüne de dikkat etmek gerekir, Kur’an Yüce Allah’ın dediği gibi kendini açıklar. Resul’ün sözü kendi sözü değil Sahibinin yani Rabbimizin sözüdür. Biz de tam teslim olan Müslümanlar olarak bu getirilen söze kayıtsız şartsız itaat ederiz. Yukarıda da bahsetmiştik, bizim Allah’a itaat etmemizin gerekliliği vardır. İtaat sadece Allah’a yapılır. Sorgusuz sualsiz emrini yerine getirmemiz gereken ilah O’dur. Nebimiz, Annemiz, Babamız, Şeyhimiz, Önderimiz, Liderimiz sorgulanamaz, sorgusuz sualsiz itaat edilecek varlıklar değildir. Çünkü sorgusuz sualsiz emrini yerine getiririz dersek bu durumda o kişi bizim ilahımız olur, bu da “La İlahe İllallah” sözünü yerine getiremeyip şirk günahına bulaşmamız anlamını taşır ve Salih amellerimizi de kaybederek Ahiret hayatımızı boşa atmış oluruz.

Allah’ın rahmeti, bereketi ve yardımı bizlerle olsun, Vesselamınaleyküm.

————-

Kaynakça:

1) Türk Dil Kurumu Sözlüğü – “Peygamber” maddesi

2) Türk Dil Kurumu Sözlüğü – Resul maddesi

3) Süleymaniye Vakfı Meali Hucurat 49/1nci ayetinin 1nci dipnotu 

4) Süleymaniye Vakfı Meali İbrahim 14/4ncü ayetinin dipnotu 

5) Türk Dil Kurumu Sözlüğü – İtaat maddesi

6) Süleymaniye Vakfı Meali Hud 11/1–2nci ayetlerinin dipnotu

7) Süleymaniye Vakfı Meali Nisa 4/59ncu ayetinin 1nci dipnotu 

8) ALLAH ”BUHARİ VE MÜSLÜM’Ü” ARANIZDA HAKEM KILMADIKÇA İMAN ETMİŞ OLMAZSINIZ DEMİŞ? İsimli Videosu Linki https://youtu.be/6Er8cq0nidI

9) Süleymaniye Vakfı Meali Nisa 4/59ncu ayetinin2nci dipnotu 

10) Süleymaniye Vakfı Meali Maide 5/48nci ayetinin 1nci dipnotu 

11) Süleymaniye Vakfı Meali Maide 5/48nci ayetinin 2nci dipnotu 

12) Süleymaniye Vakfı Meali Maide 5/7nci ayetinin dipnotu 

13) Süleymaniye Vakfı Meali Araf 7/158nci ayetinin dipnotu 

14) Süleymaniye Vakfı Meali Rum 30/3ncü ayetinin dipnotu 

15) Tirmizî, Tefsir 30:1 ve Süleymaniye Vakfı Meali Rum 30/4ncü ayetinin dipnotu 

16) İbn Kesir, Tefsir, 3/423

17) Süleymaniye Vakfı Meali Enfal 8/7nci ayetinin 1nci dipnotu 

18) Süleymaniye Vakfı Meali Enfal 8/7nci ayetinin 2nci dipnotu 

19) Süleymaniye Vakfı Meali Enfal 8/10ncu ayetinin dipnotu 

20) Süleymaniye Vakfı Meali Al-i İmran 3/13ncü ayetinin dipnotu 

21) Süleymaniye Vakfı Meali Al-i İmran 3/13ncü ayetinin dipnotu 

22) Süleymaniye Vakfı Meali Enfal 8/12nci ayetinin dipnotu 

23) Süleymaniye Vakfı Meali Enfal 8/68nci ayetinin dipnotu 

24) Süleymaniye Vakfı Meali Zuhruf 43/6ncı ayetinin dipnotu 





Yazar: Tolga Karagöz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder