15 Haziran 2017 Perşembe

HZ. İSA NÜZUL EDECEK Mİ?

İyiliği Sonsuz, ikramı bol olan Allah’ın adıyla, hepinize selamların en güzeli Allah’ın selamı ve bereketi üzerine olsun.

Din gününün sahibi Allah’a hamd olsun.

Hüküm Allah’ın dır, şüphesiz. Şimdi sadece hüküm ile konuşup hüküm ile yorumlayacağız konumuzu. Konu da Hz.İsa’ nın nüzul meselesi. Yani Hz.İsa geri dönüp Müslüman olup, Son nebinin şeriatıyla Mehdi ile Dünya’ ya gelip hüküm sürecek mi?

Konuya başlayınca hemen Nebimizin hadislerine bakmadan bu olmaz diyenler çıkacaktır, öncelikle bu duruma bir açıklama getirelim, sonra da konumuza devam edebiliriz. Hüküm sahibi Allah dedik. En’am Suresi 57nci ayetinde yüce Allah şöyle buyurmuştur: “(Ey Resulüm)De ki: “Ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum ama siz yalan yanlış şeylere sarılıyorsunuz. Sizin hemen istediğiniz şeyi yapmak benim elimde değildir. Kararı verecek olan sadece Allah'tır. Doğruyu O anlatır, en iyi açıklamayı da O yapar." Nedense Nebimizi de bu hüküm verme olayına ortak etmeyi de eklerler. Ancak Nebimiz sadece Kur’an ile hüküm verirdi, onun sünneti Kur’an idi. Maide Suresi 44ncü ayetinde “İçinde (doğru yola) bir rehber ve nur olan Tevrat’ı biz indirdik. Allah’a teslim olmuş nebîler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi. Hocalar ve âlimler ise kendilerinden Allah’ın kitabını korumaları istenmesi sebebiyle onunla hükmederler ve ona şahit olurlardı. Siz, insanlardan korkmayın; benden korkun. Ayetlerimi geçici bir bedelle değişmeyin. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfir olanlardır.” Yani kafir(müşrik) olanlar, ayetleri az bir karşılığa değişenler indirdiği ile hükmetmeyenlere kafir demektedir. Kafir olan müşriktir, müşrik olan da kafirdir. Ekleme, çıkarma ve yok sayma gibi konularda bununla ilintilidir.

Nebimizin söylemediği halde ona isnat edilen hadisler vardır, ancak yüce Allah biliyor ki Resulullah Kur’an ile çelişen sözler söylememiştir, Kur’an ile çelişmeye kimin gücü yeter ki? Yetse de cezası bellidir. Hatta yüce Allah Hakka suresi 44-52’ da şöyle buyurmuştur: “Muhammed, Bize karşı bir takım sözler uydursaydı, onu kıskıvrak yakalar, şah damarını koparırdık. İçinizden hiç biri de bunun önüne geçemezdi. Kur’an, Allah’tan çekinerek kendini koruyanların, akıllarından çıkarmayacakları bir bilgidir.Çok iyi biliyoruz ki içinizde yalancılar var. Kur’an, kendini ayetlere kapatan bu kişilerin de yalanını ortaya çıkarır. Çünkü o, kesin gerçektir.Öyleyse Yüce Rabbinin adını her türlü eksiklikten uzak tut.” Ne mükemmel bir anlatım ve örnek veriyor yüce Allah. Nebimizin bazı sözler uydurmayacağının delilidir, ki uyduruyor olsaydı ona izin verilmeyeceğinden bahsediyor. Ayrıca içimizden bazılarının hükmü terk edip rivayet edilen Kur’an ile çelişen ayetlere bulaştığının da delilidir. Bu yalanlama değil de ne oluyor? Herkes şapkasını önüne alıp düşünmelidir bu ayet grubunu. Nebimize inen başka örnek vahiylerde var bununla ilgili olarak, mesela En’am suresi 19ncü ayeti: “…Bu Kur'an bana vahiy edildi ki sizi ve ulaştığı kişileri onunla uyarayım…”, Araf suresi 3ncü ayeti “Rabbinizden size indirilene uyun; Allah’a daha yakındır diyerek evliyaya[*] uymayın. Bilgilerinizi ne kadar az kullanıyorsunuz!” [*] Evliya, veli’nin çoğuludur. Veli, aralarında kendileri dışında bir şey olmayan iki veya daha çok şeye denir. (Müfredat) Allah ile arasına, başka birini koymayan herkes Allah’ın velisidir. Araya başkasını koyanın Allah ile ilişiği kesilir. Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Bilin ki Allah’ın velilerinin üstünde ne korku olur ne de üzülürler. Onlar inanmış olan ve takva sahibi olan (kendini yanlışlardan koruyan) kimselerdir.” (Yunus 10/62-63) Takva sahibi olanlar da “İşte Kitap budur, içinde şüpheye yer yoktur. Takvâ sahipleri için rehberdir. Onlar, Allah’a içten inanan, namazı düzgün ve sürekli kılan ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayanlardır. Sana indirilene de senden önce indirilenlere de inanıp güvenenler onlardır. Onların ahirete olan inançları kesindir.” (Bakara 2/2-4) ve En’am suresi 50nci ayeti “… Bana ne vahyedilirse ben ona uyarım…” bunlara açık delildir. Son olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır Kehf Suresi 26ncı Ayetinde “De ki "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerde ve yerde bilinmeyen bütün bilgiler (gayb) ondadır. O, görür(izler) ve dinler. Onlar için Allah ile aralarına koyabilecekleri bir dost(veli) da yoktur. Allah, hâkimiyetine kimseyi ortak etmez.” ayrıca Ahkaf Suresi 9ncu ayetinde: “De ki “İlk elçi ben değilim. Bana da size de ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece doğruları açıklayan bir uyarıcıyım; o kadar.”

Bu yukarıda bahsettiğim ayetler ile öncelikle bakmamız gereken kesin bilgi kaynağı Kur’an-ı Kerim olduğunu hemfikir olmuşuzdur. Çünkü İsra Suresi 36ncı ayetinde yüce Allah: “Bilgi sahibi olmadığın bir konuda konuşma. Sende olan dinleme, görme (basiret) ve gönül özellikleri[*] ondan sorumlu tutulmanı gerektirir.” [*] sem’, basar ve fuad kelimelerinin başındaki el=ال takısı, muzafun ileyhten ıvaz sayılarak anlam verilmiştir. Bunlar insana ruh üflenmesi ile kazanılan ve onu diğer canlılardan farklı yapılan özelliklerdir(Secde 32/9). Hayvanlar görür ama insanlar vizyon sahibidir. Hayvanlar duyar ama insanlar dinler. Hayvanlar sadece vücutlarının istekleri doğrultusunda karar verirler ama insanlar vücutlarının istekleri ile şeytanların vesveselerine karşılık gönüllerindeki bilgiyi kullanarak karar verirler. Şimdi yazacaklarımızın kesin bilgiyle yazılması için yine bilgi kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’ e başvuracağız.

Peki Hz.İsa Nüzul edecek mi?

Öncelikli olarak milattan sonra 30’ lu yıllara bir geri dönelim, o dönemde Yahudilerce ne yaşanmış ve günümüz Hıristiyanları bu konuda ne düşünüyor.

Hıristiyanlıkta İlk Günah:

Hıristiyan teolojisine göre tüm mevzu Hz. Adem (as) ve eşinin yaptığı yanlışlıktan kaynaklanıyor. Yine Hıristiyan teolojisine göre Cennette anasız babasız yaratılan Hz. Adem ve onun kaburga kemiğinden yaratılan eşinin cennette Tanrı’ nın yasakladığı elmayı yeme günahından dolayı bu olaylar vuku bulmuştur. Kitabı Mukaddesi okuyanlar bilirler, bu yaratılış bölümünde biraz komedi tasvirler ile bu hikâye anlatılır. Öncelikle Tanrı erkeği yaratıyor ama yarattıklarının isimlerini Adem belirliyor. Tanrı bahçede cennet bahçesinde yürüyor ve ayak sesleri duyuluyor. Aynı Tanrı Adem’ e sesleniyor, "Neredesin?" Diye çünkü Adem ile Havva büyük bir günah işlemiş ve saklanıyorlar ancak haşa Tanrı bunu bilmiyor. Not: Buradaki yazdıklarım Hıristiyan inancıdır.

Herkesin takdiridir ki günümüzdeki Hıristiyanlık Pavlus Hıristiyanlığıdır, çünkü Hz.İsa İsrail'in kayıp koyunları için gönderilmiştir ve Eski ahitteki kanunların uygulanmasını istemektedir ve bazı kuralları yumuşatmak nesh etmek için gelmiştir. Burada ek bir parantez açmak istiyorum. Kur’an tarafından Hz.İsa (as)’ a soyluluk verilmiştir. Bunu anlamak için öncelikle Hz. Musa (as)’ın hangi topluluğa gönderildiğini hatırlamak gerekir. Cevap İsrailoğullarıdır. Hz. İsa’ da o toplumda doğdu. Hz. Musa (as) bir ayette kendi topluluğuna seslenmektedir, aynı ayetin devamında da Hz. İsa (as) aynı topluluğa seslenmektedir. Bu sesleniş arasında büyük bir yıl farkı olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Saf Suresi 5nci ayetinde Hz. Musa (as) şöyle seslendi: “Bir gün Musa halkına şöyle demişti: “Ey halkım! Ne diye beni üzüyorsunuz; çok iyi biliyorsunuz ki ben, Allah’ın size gönderdiği elçiyim.” Onlar yoldan çıkınca Allah da onların kalplerini kaydırdı. Yoldan çıkan bir topluluğu Allah yola getirmez.” Saf Suresi 6ncı ayetinde Hz. İsa (as) şöyle seslendi: “Meryem oğlu İsa da şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Ben, Allah’ın elçisiyim; size, önümde bulunan Tevrat’tan olanı onaylamak ve benden sonra gelecek ve ayırıcı özelliği Ahmed olan elçiyi müjdelemek için geldim.” İsa onlara açık belgelerle gelince: “Bu, açık bir büyüdür” demişlerdi.” Hz. Musa (as) Ey Kavmim derken Hz. İsa (as) aynı topluluğa Ey İsrailoğulları demiştir. Geleneksel olarak bilmekteyiz ki kimlik Babadan gelir, bu sami ırkında da böyledir, bizlerde de böyledir. Hz. Musa (as) aynı toplumda doğduğu için Kavmim demesi çok normal, çünkü şöyle de demek istiyor “Benim babam sizin aranızdandır.” Ancak Hz. İsa (as) Kur’an-ı Kerim’in Maide Suresi 72nci ayetinde ve az evvel bahsettiğimiz Saf Suresi 6ncı ayetinde Ey İsrailoğulları diyerek ne demek istiyor? Çünkü bildiğimiz üzere Hz. İsa mucizevi olarak babasız dünyaya geldiğini bilmekteyiz, bu ince detaydan bile Kur’an’ ın çelişkisiz olduğunun bir kanıtıdır.

Matta 19:16-17’ de “Adamın biri İsa’ya gelip, “Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?” diye sordu. İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O’nun yasasını yerine getir.” demektedir Hz.İsa, ancak Pavlus ise 1 Korintliler 15:14’ te “Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur.” demiştir. Hıristiyanlığın en büyük dogması Hz.İsa’ nın çarmıha girilmesi ve dirilmesi üzerine kuruludur. Bu olayı ortadan kaldırırsak Hıristiyanlık çöker. Çünkü Tanrı Hz.İsa ile cisimlenmiş olduğuna inanmaktadırlar(Çoğunluk böyle inanıyor, buna inanmayanları tenzih ediyorum). Tanrı insan formuna girmiştir, bir yandan da oğul olmuştur. Hıristiyan dogmalarına göre Hz.İsa diğer insanların ilk günahtan kurtuluşu için Tanrı olarak ölmelidir. Kurtuluş için Hz.İsa’ nın kanının dökülmesi gerekiyordu.

Bunu çürütmek için yüce Allah Nisa suresi 156-157nci ayetlerinde şöyle buyurmuştur: “Bunun bir sebebi de ayetleri görmezlikten gelmeleri ve Meryem’e büyük bir iftirada bulunmalarıdır. Bir de Meryem oğlu İsa Mesih’i; yani Allah’ın Elçisini “Biz öldürdük” demeleri vardır. Onu ne öldürdüler ne de astılar ama böyle bir şüpheye düşürüldüler[*]. Anlaşmazlığa düştükleri bu şeyde tam bir şüphe içindedirler. Bu konuda bilgileri sadece varsayıma uymaktan ibarettir. Onu kesin olarak öldürmediler.” [*] - “ama onlar için o ona benzetildi” demek, “öldürdükleri kişi onlar için İsa’ya benzetildi.” Şüpheden kurtulamamaları bundandır. Zaten yüce Allah Yahudi ve Hıristiyanları ve ayrıca bizleri de önemli bir konuda uyarıyor, dininizde aşırıya gitmeyiniz: Nisa Suresi 171nci ayet “Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırılık etmeyin, Allah hakkında sadece gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, başka değil, yalnızca Allah’ın elçisidir; Meryem’e ulaştırdığı (“Ol”) sözü ve kendinden bir ruhtur. Öyle ise Allah’a ve elçilerine inanıp güvenin. “Tanrı üçtür” demeyin; bundan vazgeçin; bu sizin hayrınıza olur. Allah tek ilahtır, başkası da yoktur. O’nun çocuğa ne ihtiyacı olur! Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nundur. Size Allah’ın desteği yeter.” Buradan bizimde almamız gereken dersler vardır. Ehli Kitap derken bizleri de kastediyor yüce Rabbimiz. Kur’an düne de söyler, güne de söyler yarına da söyler. Bu vahyin her birinden sorguya çekileceğimiz aşikârdır.

Nisa Suresi 156-157nci ayetler başlı başına Hıristiyanların teolojisini çökertmeye yeter de artar bile ancak bundan tatmin olmayanlar çıkacaktır. Bu konuyla ilgili olarak "KUTSAL CUMA - PASKALYA CUMASI" isimli makalemi de okuyabilirsiniz.

Yukarıdaki anlattıklarım ve Hıristiyan görüşü ile Hz.İsa’ nın çarmıha gerilip öldürüldüğünü ve 3 gün sonra dirildiğini ve oradan da göğe Tanrı’ nın sağındaki koltuğuna kurulduğunu ve yine kıyamet gününden 1 gün önce Dünya’ ya gelip 1000 yıllık hüküm sürüleceği ve sadece ona iman edenlerin yaşayacağı yeni bir düzen kurulacağı, ona inanmayanların ise cehennemi tadacağı yeni bir sistem olacağının inanışı vardır. Bunu not olarak bir kenara koyalım, çünkü bizde de buna yakın bir inanış var, en azından buna az da olsa yakın bir inanış diyelim. Peki gerçek ne?

Yüce Allah Enbiya suresi 34ncü ayetinde peygamber efendimize: “Senden öncekilerden hiç bir insanı ölümsüz yapmadık. Sen ölsen onlar ölümsüzleşecekler mi?” demiştir. Yani Hz.İsa (as) dahil kimsede bir ölümsüzlük yoktur, öyle olsaydı ayetin “Senden öncekilerden hiç bir insanı Meryem oğlu İsa hariç ölümsüz yapmadık. Sen ölsen onlar ölümsüzleşecekler mi? ” Şeklinde olması gerekiyordu. Ayetin sonunda Nebimize şimdi sen ölünce onlar ebedi mi kalacaklar derken tüm insanlığa mesajı vermektedir.

Yine Enbiya suresi 8nci ayetinde yüce Allah peygamberleri için şu tabiri kullanmaktadır: “Onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. ” Yani eğer Hz.İsa (as) eğer inanıldığı gibi gökte ise ne yiyip ne içiyor. Ayrıca ölümsüz de değillerdi diye kesin olarak söylemektedir. Hz.İsa’ nın ölümü ile ilgili bilgi Kur’an’ da bilgi yok diyenlere Hz.Musa’ nın da ölümüyle ilgili bilgi olmadığını da hatırlatmak gerekir.

Ayrıca Furkan ve Rahman surelerinde berzah (tatlı ve tuzlu suyun bariyer olarak birbirine karışmayacağı) vardır ve Mu’minun Suresi 99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir enge[*]l vardır.” ayetleri Berzah aleminden değil, ölümden dönülemeyeceğini bildiren bir perde olduğudur. [*] [*] "بَرْزَخٌ = Berzah engel demektir (Müfredat).  Her insanda iki nefis vardır; birincisi bedeni, ikincisi ruhudur. Ana rahminde döllenmiş yumurtadan yaratılan bedene ruhun üflenmesi, bütün organlarının tamamlanmasından sonra olur. Böylece o, dinleyebilen, basiret ve gönül sahibi olan farklı bir canlı türü haline gelir (Müminûn 23/12-14 ve Secde 32/7-9) Ruh, bedeni ev gibi kullanır; beden uykuya dalınca çekip gider, uyanınca geri gelir. Ölen beden yıkılan ev gibi olur, yeniden dirilinceye kadar ruh oraya dönmez. Artık ona ek süre tanınmaz,(Münafikun 63/11) Ruhla bedenin yeniden birleşmesi Sur'a ikinci defa üflendiğinde olur. (Tekvir 81/7)

Buradaki konuşmalar, ölen bu kafirin ruhu ile melek arasında geçen konuşmalardır. Ayrıca Nahl 16/28-29 "Kendilerini kötü duruma düşürmüşken, meleklerin vefat ettirdiği kimseler hemen teslimiyet gösterir ve “Kötü bir şey yapmıyorduk ki!” derler. Allah ne yaptığınızı bilir. “Haydi, girin Cehennem’in kapılarından. Hep orada kalacaksınız. Büyüklük taslayanların yerleşecekleri yer ne kötüdür!", ve Enfal 8/50-51. "Melekler canlarını alırken o kâfirleri bir görsen; yüzlerine ve arkalarına vurarak onlara: “Yangın azabını tadın şimdi” derler. Siz, ne ettiyseniz onu buldunuz. Allah, hiçbir kuluna haksızlık yapmaz." ayetlerinde de görüldüğü üzere kabirde konuşma olmayacak, sadece ölüm anında ölüm meleklerinin yukarıdaki ayetlerdeki örnekliği olacaktır.

Kur’an’ da Resulullah'ın son Nebi olduğunu, ondan sonra bir Nebinin gelmeyeceğinden ve bundan sonrasının insanlar için kıyameti beklemeleri olacağı açıkça bildirilmektedir. Kur’an Hz.İsa (as)ın açıkça öldüğünü de beyan etmektedir, hiçbir insana ebediyet verilmediğini beyan etmekte ve hiçbir insanının da ölümden dönemeyeceğini de beyan etmektedir. Buna rağmen Hz.İsa (as) ın döneceğini bahsetmek akıl karı değildir. Hz.İsa (as) ister ümmet olarak isterse Nebi olarak dünyaya dönmesi ve dinle alakalı bir şey yapacağını iddia etmek Kur’an-ı Kerim ile taban tabana zıtlık oluşturmaktadır. Hz. Adem’ den (as) son Nebi Hz. Muhammed (sav) e kadar gelen tüm peygamberler vefat etmiştir ve sağ olmalarına imkan ve ihtimal dahi yoktur. Tıpkı Hıristiyanların inancında olduğu gibi yüce Allah’ın yanında da değildir!

İddia edildiği üzere Hz.İsa Allah’ın yanında bekliyor ve buraya gelecek diyorlar. Gelip ne yapacak? Bununla ilgili Prof.Dr. Mehmet Okuyan şöyle bahseder: “Nebilik ebed müddet bir görevdir. Yani Nebiliğin ne görevden alınması vardır ne de emekliliği. Hz.İsa (as) eğer gelecekse bazı görüşlere göre Nebi olarak gelmeyecek Resulullaha ümmet olarak gelecek şeklindedir. Bu da zorunlu olarak şu demek oluyor, Hz.İsa (as) ya görevden alınacak ya da görevinden emekli olmuş olacaktır. Bu Nebilik algısına uymamaktadır. Yok, eğer ki Nebi olarak gelecekse bu defa daha korkunç bir şey var Ahzab Suresi 40ncı ayetinde “Muhammed içinizden her hangi bir erkeğin babası değildir, ama Allah'ın elçisi ve nebîlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilir.” konusu vardır. Resullük ve Nübüvvet ayrı kavramlardır ve peygamberlerin hepsinde resullük ve nebilik vardır, ancak ayrı ayrı görenler diyorlar ki Hz. Peygamberimiz nebilerin sonuncusudur böylelikle Hz.İsa’ nın resul olarak görevi devam etmektedir deyip yanlışa düşmektedirler. Bir de Nebiler tarihinden bildiğimize göre iki peygamber arasında çok uzun asır geçmiş ise şu iki konudan biri hasıl olmuştur. Birincisi önceki Nebinin risaleti unutturulmuştur, İkincisi ise yine önceki Nebinin risaleti bozulmuştur. Bu iki olayın Kur’an için olmasının ihtimali dahil yoktur. Kur’an yüce Allah tarafından korunmuştur, bozulmamıştır ve korunacaktır. Dolayısı ile Hz.İsa geldiğinde yeni bir vahiy almayacağına göre Kur’an ile ilgili yeni bir şey söyleyemeyeceğine göre birinin gelmesinin hiçbir alemi yoktur. Eğer ille de biri gelecekse ki böyle de olmayacak gelmesi yakışan Kur’an kime vahiy edildiyse onun gelmesidir. Resulullah'ta gelmeyecektir, Hz.İsa’ da gelmeyecektir, Mehdi’ de gelmeyecektir. Çünkü Mehdi "kavram" olarak vardır, şahıs olarak yoktur. Mehdi şu anlama gelir, "Hidayete erdirilmiş adam" demektir, yani hidayete kodlanmış adamdır, Kur’an anlatan, yaşayan, Müslüman olan, yüreğini Allah’a teslim etmiş eden herkes Mehdi’ dir. Bizim için şahıs olarak Mehdi geldi o da Resulullah'tır.

Zuhruf Suresi 61nci ayetinde: “Muhakkak ki o (İsa), yeniden diriliş için bir bilimdir[*]. Sakın o saat hakkında şüphe etmeyin, bana uyun; doğru yol budur.” [*] Yeniden yaratılışın nasıl olacağına dair örnek alınarak üzerinden bilim üretilecek bir kişidir. Gelenekselciler bu ayet için Hz.İsa’ nın geri gelmesinin delilidir diye söylerler ancak Hz.İsa’ nın ilk gelişi de bir delildir, Resulullah'ın gelişi de bir delildir ve son delil ise Kur’an-ı Kerim’ dir. Bunlardan başka delile de ihtiyaç yoktur. Bundan sonra yüce Allah’ın bildirdiği gibi Kıyamet ansızın kopacaktır.

Ali İmran Suresi 55nci ayetinde: “Bir gün Allah şöyle dedi: “Bak İsa! Ruhunu alacağım[1*] ve Seni katıma yükselteceğim[2*]. Ayetlerimi görmezlikte direnen şu insanlardan seni kurtaracağım. Senin izinden gidenleri, ayetleri görmezlikte direnenlere kıyamet gününe kadar üstün kılacağım[3*]. Sonunda yeniden diriltilip bana geleceksiniz[4*]. Aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz konuları, o zaman karara bağlayacağım.” [1*] Vefat, ruhun alınmasıdır. “Allah ruhları, ölüm esnasında alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini belirlenmiş eceli bitinceye kadar salıverir.”(Zümer 39/42) İsa aleyhisselam, ruhunun alınmasından sonraki ilk konuşmasını ahirette yapacağı için (bkz. Maide 5/117) bu âyetteki vefat kelimesi onun öldüğünü gösterir; dünyaya tekrar gelmesi diye bir şey yoktur. [2*]  Ölen her insanın ruhu göğe yükselir ancak gök kapıları kafirlere kapalı olduğundan onların ruhu geri çevrilir. İlgili ayet şöyledir: “Ayetlerimiz karşısında büyüklenerek yalan söyleyenler için göklerin kapıları açılmayacak, halat iğne deliğinden geçinceye kadar Cennet’e giremeyeceklerdir. Suçluları işte böyle cezalandırırız.” ( Araf 7/40) [3*] İsa’ya uyanlar, onu Allah’ın oğlu sayanlar değil, Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna inananlardır. [4*] مَرْجِعُكُمْ = merciukum kelimesinin kök anlamı الرجع / rec’ = başa döndürmek veya الرجوع /rücu = başa dönmektir. (Müfredât) Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Sizi topraktan yarattık, yine toprağa çevireceğiz ve bir kere daha sizi topraktan çıkaracağız.” (Taha 20/55) “De ki: “Sizi tohum gibi toprağa eken O'dur. Onun huzurunda toplanacaksınız.” (Mülk 67/24) Âyetleri birlikte düşününce إليه ترجعون = ileyhi turceûn’un açılımı şöyle olur: ترجعون حالتكم الاولى وتحشرون الي الله = “Eski halinize döndürülür ve Allah’ın huzurunda toplanırsınız.” 

Ayette de açıkça belirtildiği üzere senin hayatına ben son vereceğim diyen Rabbimizdir, yani Hz.İsa ölmüştür. Ölümden sonra ruh Allah’a yükseltilir ve Allah’ ın kontrolündedir. Zümer Suresi 42nci ayet: “Allah ölüm esnasında ruhları alır[1*], ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini o belirlenmiş eceline[2*] belli bir vakte kadar salıverir. Bunda, düşünen bir topluluk için göstergeler (ayetler) vardır.” [1*] Her insanda iki nefis vardır; birincisi bedeni, ikincisi ruhudur. Ana rahminde döllenmiş yumurtadan yaratılan bedene ruhun üflenmesi, bütün organlarının tamamlanmasından sonra olur. Böylece o, dinleyebilen, basiret ve gönül sahibi olan farklı bir canlı türü haline gelir (Müminûn 23/12-14 ve Secde 32/7-9) Bu âyete göre ruh, bedeni ev gibi kullanır; beden uykuya dalınca çekip gider, uyanınca gelir. Ölen beden yıkılan ev gibi olur, yeniden dirilinceye kadar ruh oraya dönmez. Uyuyan insanın ruhu vücuduna geri dönebiliyorken ölen kişinin ruhu geri dönememektedir (Bkz. Müminûn 23/100) [2*] Ecel-i müsemmâ, yalnız Allah'ın bildiği son yaşama tarihidir. O ecel gelince insan ölür. Bazı yanlış davranışlar o eceli müsemmâyı kısaltabilir. Tevbe edip durumunu düzeltirse eceli eski seviyesine çıkar. Bunun örneği, Yunus aleyhisselamdır. Bkz. (Saffat 37/139-149)

Ayrıca Meryem Suresi 33ncü ayetinde yüce Allah Hz.İsa için “Bana selam (esenlik ve güvenlik) olsun doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden diriltileceğim gün.” demiştir. Bu söze karşılık yine Meryem Suresi 15nci ayetinde yüce Allah Hz.Yahya için “Doğduğu gün, ölüm günü ve yeniden diriltileceği gün onun için bir esenlik ve güvenliktir (selamettir).” demiştir. Şimdi Hz.İsa (as) dirilecek ve dönecek diyenler aynı sözleri Hz.Yahya (as) için de söylemeleri gerekecektir. Burada bahsedilen dirilme ikinci Sur’a üflenince Tekvir Suresi 7nci ayetindeki: “ruhlarla bedenler[*] birleştirilmiş,” [*] Ruh ve beden, her insanda bulunan iki nefistir. Ruh, bedeni ev gibi kullanır; beden uykuya dalınca çekip gider, uyanınca gelir. Ölen beden yıkılan ev gibidir; yeniden dirilinceye kadar ruh oraya dönmez (Zümer 39/42). Ruhun bedenle birleşmesi, yapısının tamamlanmasından sonradır. Bir âyet şöyledir: “Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve o insanı (Âdem’i) yaratmaya çamurdan başlayan O’dur. Sonra onun soyunu bir özden; zayıf bir sudan yaratmıştır. Sonra (organlarını tamamlamış) dengesini kurmuş ve ona ruhundan üflemiş; (böylece) size dinleme, ileri görüşlü olma (basiret) yeteneği ve gönüller vermiştir. (Bu yetenekleri) Ne kadar az değerlendiriyorsunuz!” (Secde 22/7-9) Şu âyete göre, ruhun üflenmesiyle oluşan yetenekler cinlerde de vardır: “Cinlerin ve insanların çoğunu sanki Cehennem odunu olsunlar diye yetiştirdik. Onların kalpleri vardır ama (gerçeği) kavramazlar; gözleri vardır ama ilerisini görmezler; kulakları da vardır ama (söz) dinlemezler. Onlar en’âm (koyun, keçi, sığır ve deve) gibidirler. Aslında daha düşük seviyededirler. Onlar tam bir gaflet içindedirler.” (Araf 7/179)  Bu yüzden Ahirette yeniden dirilen, kendini uykudan uyanmış sanır. “Sura üflenmiştir. İşte o zaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler. ‘Yazık oldu bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?’ derler.” (Yasin 36/51-52). Bütün Ruhlar bedenlerle birleştirildiğindeki diriltilme olayından bahsedilmektedir.

Maide Suresi 117nci ayette Hz.İsa yüce Allah’a Mahşer sabahında hesap verirken şöyle konuşacak: “Bana ne emrettiysen onlara onu söyledim. "Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a kul olun" dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahittim. Beni vefat ettirdikten[bkz. Al-i İmran 3/55 "Ey İsa, ben seni vefat ettireceğim..."] sonra onlar, sadece senin gözlemin altındaydılar. Her şeye şahit olan sensin. ” Yani aralarında bulunduğum sürece sana iman ettiklerine şahidim ancak ben ölünce diğer olanları bilmiyorum, sadece sen biliyorsun."

Ali İmran Suresi 81nci ayetinde yüce Allah buyuruyor ki: “Allah nebilerinden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi (bir kitap[1*]) gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr[2*]) yüklendiniz mi?". Onlar: "Kabul ettik" demişlerdi. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demişti.” [1*] Resul (رسول) kelimesine “gönderilen şey” anlamı da verilebilir. Çünkü bir bilgiyi iletmek için gönderilen kişiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir. (Müfredat) Bilgi daha önemli olduğundan Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?” (Al-i İmran 3/144) Allah’ın son Nebîsi öldüğü için resul kelimesine, yerine göre elçi veya Allah’ın gönderdiği kitap anlamını vermek gerekir. [2*] Isr, yeni nebîye inanma görevidir. Nebîmizle birlikte ısr yükü kalkmıştır. Bir ayet şöyledir: “Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları bu elçiye, bu ümmi Nebîye uyanlar... O, onlara iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. Temiz ve lezzetli şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Isr’larını ve üzerlerindeki bağları kaldırıp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte indirilen nûra uyanlar umduklarına kavuşurlar.” (A’raf 7/157)

Hz.İsa Nebimizin geleceğinin vahyini almıştı, tıpkı Hz. Musa’ nın da bir sonraki gelecek olan Nebi hakkında bilgilendirildiği gibi. İş bu sebeple Kur’an-ı Kerim bu konudan da bahsetmiş olması gerekiyordu ancak Hz.İsa’ nın geleceği ile ilgili tek bir ayet bile yoktur.

Hz.İsa’ nın çarmıha gerilmesi bile İncillerde itilaflıdır. Şöyle ki Matta’ ya Göre İncil’de 26:28 “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.” Markos’ a Göre İncil’de 14:16 “İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirler’ e göründü. Onları imansızlıklarından ve yüreklerinin duygusuzluğundan ötürü azarladı. Çünkü kendisini diri görenlere inanmamışlardı.” Luka’ ya Göre İncil’ de 22:24 “Ayrıca aralarında hangisinin en üstün sayılacağı konusunda bir çekişme oldu.” ve Yuhanna’ ya Göre İncil’ de 19:21 “Bu yüzden Yahudi baş kahinler Pilatus’ a, “ ‘Yahudiler’ in Kralı’ diye yazma” dediler. “Kendisi, ‘Ben Yahudiler’ in Kralı’ yım dedi’ diye yaz.” Bu ve bunun gibi birbiri ile çelişen bir çok ifade vardır, ayrıca hiçbir havarisi de Matta 10:38 “Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir.” Hz.İsa’ nın çarmıha gerildiğinde hiçbir havarisi yanında değildi. Eve saklanmış ondan haber bekliyorlardı. Detaylarını "KUTSAL CUMA - PASKALYA CUMASI" konulu yazımda okuyabilirsiniz.

Bütün bu açıklamalar şu kanaatimizi teyit etmektedir: Kesin olan, Hz. İsa’nın Yahudiler tarafından çarmıha gerilerek, omurgası parçalanarak öldürülmediği, Allah Teâlâ’nın kulu ve elçisini onların elinden bir şekilde kurtardığı, onu daha sonra vefat ettirdiği ve kendine yükselttiğidir. Bir Mehdî ve İsa Mesih beklentisi, çeşitli zamanlarda birtakım sahtekârların ortaya çıkıp mehdîlik ve Mesihlik iddiasında bulunmalarına sebep olagelmiştir. Müslümanların vazifesi de ıslahat için Mehdî’yi veya Hz. İsa’yı beklemek değildir; kötülüğü engellemek, iyilik ve güzellikleri yaymak, yaşamak ve yaşatmak için ellerinden geleni yapmak, canla başla çalışmaktır. Allah müminlerden, ıslahatçıyı bekleyip beklemediklerini değil, bunun için kendilerinin ne yaptıklarını soracaktır. Nisa Suresi 124ncü ayetinde yüce Allah şöyle buyuruyor: “İster erkek, ister kadın olsun, kim inanıp güvenir ve iyi işler yaparsa onlar da cennete gireceklerdir. Onlara kıl kadar haksızlık yapılmayacaktır.” Herkes kendi ameli ile yargılanacak, Salih ameller işlemek temennisiyle…

Selam ve dua ile...

Tolga KARAGÖZ
Güncelleme 12.Temmuz.2018

Matta İncili Hakkında…

Yeni Ahitte 4 Kanonik İncil vardır. Bunlar Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’ dır. Ayrıca Resullerin işleri ve Hz.İsa’ yı hiç görmemiş ve onun tarafından seçilmemiş ancak kendine Havarisi diyen Pavlus’ un 14 mektubu ve söz de Yuhanna’ nın ki o Yuhanna bildiğimiz Yuhanna değildir, bunu tüm Hıristiyan alimleri de kabul edip Yeni Ahit’in Vahiy bölümünü geçersiz saymaktadırlar. Çünkü bu bölüm rüyalar gören Yuhanna’ nın ki aynı Yuhanna değil metne dönüştürüldüğü bir kitaptır. Bu tarihte Hz.İsa hayatta dahi değildir. Tıpkı Pavlus’ un mektuplarının yazıldığındaki gibi…

Ayrıca Eski Ahitte ve Yeni Ahit kitaplarının hiç birinde bu kitabın adının İncil, Eski Ahit ve Yeni Ahit diye hiçbir bölümde geçmez. Yani İslam kitabı Kuran’ daki gibi apaçık adı yazmaması da başka bir durumdur. Ayrıca Kanonik İncil dediğimiz Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncillerinin başlığında Matta’ ya Göre İncil, Markos’ a Göre İncil, Luka’ ya Göre İncil ve Yuhanna’ ya Göre İncil yazar… Neden böyle ona göre buna göre diye yazıyorlar? Çünkü binlerce yazmada bunların o kişiler tarafından yazıldığına dair hiçbir ibare imza vs bilgi bulunmamaktadır. Hatta Matta İncil’i içerisindeki ayette örneği dahi vardır.

Matta 9:9 “İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Matta adındaki bu adama, “Ardımdan gel” dedi. Adam da kalkıp İsa’nın ardından gitti.” Şimdi düşünün ki siz Matta’ sınız ve kitabın yazarısınız, şöyle yazmanız daha uygundur. Matta 9:9 “İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan beni gördü ve bana, “Ardımdan gel” dedi. Ben de kalkıp İsa’nın ardından gittim.” Matta bölümünü bilinmeyen birisi yazmıştır. Bu kesindir. Bunu Anglikan Kilisesine bağlı Chichester Kilisesi sorumlusu J.B. Phillips de söylemektedir ki kendisi de bir Hıristiyan’dır. Ayrıca aynı kişi bu kitabın Markos İncilinden alındığını eklemeler yapıldığını söylemektedir. Matta ve Markos bire bir paralellik göstermektedir.

İnciller MS 70 ile MS 115 tarihlerinde Hz.İsa’ nın ölmesinden sonra kaleme alınmıştır ve Hz.İsa’ nın böyle bir emri ve talebi de olmaksızın. Hz.İsa bütün konuşmalarında İncil’ den konuşuyordu sinagoglarda, ancak koltuğunun altında ne Matta incili ne Markos incili ne Luka incili ve ne de Yuhanna incili vardı. Neden tek Hz.İsa’ ya verilen İncil yok ta bu sözde 4 ayrı kişinin yazdığı İncil var? Ayrıca neden yunanca yazıldı? Ki Hz.İsa Aramice ve İbranice konuşmaktayken! Bugünkü incilin kitap yapısına ulaşması için MS 325 yılındaki İznik konsülüne kadar Hıristiyan dünyasında pek çok farklı İnciller okunmaktaydı. O da halkın elinde yoktu, din adamlarının elindeydi bu parşömenler.

İncil’ in büyük bölümünü onu ne bir kere gören ve ne de duyan Pavlus ve öğrencileri tarafından yazılmış olan kitaplardan oluşmaktadır. Ki günümüzün büyük bir çoğunluğu Pavlus Hıristiyanlığı yaşamaktadır. Teslis vb sapık konular bu hayinin kaleminden çıkmıştır. Kanonik İncil’ dekiler tahribata uğrayarak değiştirilmiş ve bazı konular farklı aksettirilerek yazılmıştır.

İncilleri incelediğimiz zaman kendi içlerinde bir sürü hatalar ve çelişkili ayetleri görmekteyiz, bunlardan da bahsedeceğiz.

Gelin şimdi 24.000 yazılı doküman içerisinden Matta’ nın imzası ve kendi yazısı olmadan dahi yazılmış “Matta Göre İncili” inceleyelim.

Tapınmak (İnsan insana nasıl tapar)

Matta 2:8 “Gidin, çocuğu dikkatle arayın, bulunca bana haber verin, ben de gelip O’na tapınayım” diyerek onları Beytlehem’e gönderdi.”

Matta 2:11 “Eve girip çocuğu annesi Meryem’le birlikte görünce yere kapanarak O’na tapındılar. Hazinelerini açıp O’na armağan olarak altın, günnük ve mür sundular.”

Çelişkili Ayet (Melek bilgiye sahip değil ve karar değiştiriyor, Allah’ tan gelen bilgi eksik mi olur?)

Matta 2:19 ve 20 “Hirodes öldükten sonra, Rab’bin bir meleği Mısır’da Yusuf’a rüyada görünerek, “Kalk!” dedi, “Çocukla annesini al, İsrail’e dön. Çünkü çocuğun canına kıymak isteyenler öldü.””

Çelişkili Ayet Matta 2:22 “Ama Yahudiye’de Hirodes’in yerine oğlu Arhelas’ın kral olduğunu duyunca oraya gitmekten korktu. Rüyada uyarılınca Celile bölgesine gitti.”

Vaftiz (Orada sadece Hz.Yahya ve Hz.İsa varken yazar bunu böyle nasıl yazabilir)

Matta 3:16-17 “16 İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü. 17 Göklerden gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum” dedi.”

Hz.İsa kime ibadet ve kulluk edeceğini açık seçik söylemesi

Matta 4:10 “İsa ona şöyle karşılık verdi: “Çekil git, Şeytan! ‘Tanrın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır.””

Hz.İsa Sinagog’ ta Öğretiyor (Kilise de değil, zaten hiçbir zaman bir kilise kurmadı)

Matta 4:23  “İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu.”

Referans olarak Luka 20:1 “O günlerden birinde, İsa tapınakta(sinagog) halka öğretip Müjde(İncil)’yi duyururken, başkâhinler ve din bilginleri, ileri gelenlerle birlikte çıkageldiler.”

Tanrının çocuklar

Matta 5:9  “Ne mutlu barışı sağlayanlara!  Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.”

Eski Ahit’ in Hz.İsa tarafında tasdiki ve kanunlarının uygulanması gerekliliği ile ilgili ayet

Matta 5:17 ““Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.”

Zina ve Boşanma

Matta 5:27’ den 32’ ye “27  “ ‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. 28 Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. 29 Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. 30 Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir.
31 “ ‘Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin’ denmiştir. 32 Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.””

Oruç

Matta 4:2 “İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı.”

Matta 6:16-18 16  “Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 17 Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın.18 Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanız’a oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.”

Allah’a Kulluk

Matta 6:24 “24 “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı’ya, hem de paraya kulluk edemezsiniz.” (Ya da Siz hem Tanrı’ ya, hem de Hz.İsa’ ya kulluk edemezsiniz)

Kutsal Yasa ve Peygamber Sözleri

Matta 7:12 “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasa’nın ve peygamberlerin söylediği budur.”

Allah’ ın dediği olur

Matta 7:21 “Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği(Cennete)’ne girmeyecek. Ancak göklerdeki Babam’ın isteğini yerine getiren girecektir.”

Tanrıyı Yüceltmek

Matta 9:1-8 “1 İsa tekneye binip karşı kıyıya geçti ve kendi kentine gitti. 2 Kendisine, yatak üzerinde felçli bir adam getirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, “Cesur ol, oğlum, günahların bağışlandı” dedi. 3 Bunun üzerine bazı din bilginleri içlerinden, “Bu adam Tanrı’ya küfrediyor!” dediler.  4 Onların ne düşündüklerini bilen İsa dedi ki, “Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz?5 Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi? 6 Ne var ki, İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Kalk, yatağını topla, evine git!” dedi. 7 Adam da kalkıp evine gitti. 8 Halk bunu görünce korkuya kapıldı. İnsana böyle bir yetki veren Tanrı’yı yücelttiler.”

Matta’ nın Kitabı yazmadığına delil

Matta 9:9 “İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Matta adındaki bu adama, “Ardımdan gel” dedi. Adam da kalkıp İsa’nın ardından gitti.”

Matta 9:9 ayeti Markos 2:14 ile çelişkilidir. Markos 2:14 “Yoldan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Levi’yi gördü. Ona, “Ardımdan gel” dedi. Levi de kalkıp İsa’nın ardından gitti.”

Matta 9:9 ayeti Luka 5:27-28 ile de çelişkilidir. Luka 5:27-28 “27  Bu olaydan sonra İsa dışarı çıktı, vergi toplama yerinde oturan Levi adında bir vergi görevlisini gördü. Adama, “Ardımdan gel” dedi. 28 O da kalktı, her şeyi bırakıp İsa’nın ardından gitti.”

Eğer ki Markos ve Luka’ nın söylediklerini doğru varsayarsak Matta kitabını atın gitsin, yok Matta doğru ise de Markos ve Luka kitaplarını atın…

Havralarda öğretiye devam

Matta 9:35 İsa bütün kent ve köyleri dolaşarak havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu.

Seçilmiş Havariler (Nerede Markos ve Luka, gözlerim pek iyi seçemiyor da! Ayrıca Pavlus’u da göremiyorum!)

Matta 10:2-4 “Bu on iki elçinin adları şöyle: Birincisi Petrus adıyla bilinen Simun, onun kardeşi Andreas, Zebedi’nin oğulları Yakup ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakup ve Taday, Yurtsever Simun ve İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariot.”

Barış için değil!

Matta 10:34 Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Barış değil, kılıç getirmeye geldim.

Hz.İsa diyor ki

Matta 10:38 “Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir.” Hz.İsa’ nın çarmıha gerildiğinde hiçbir havarisi yanında değildi. Eve saklanmış ondan haber bekliyorlardı.

Gerçek Rab

Matta 11:25 İsa bundan sonra şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim.

Kuranı Kerim En-am Suresi 6:72 “Ancak O’dur O Zât ki; gökleri ve yeri hak(lı bir neden ve insü cinnin imtihan yeri olması gibi büyük bir hikmet) ile yaratmıştır. O’nun (yaratmak istediği bir şeye ) hak (ve hikmete dayalı) olan buyruğu, (harften ve sesten münezzeh olarak) “Var ol!” buyurduğu vakitte (gerçekleşmekte)dir ki, o da hemen meydana gelmektedir. (Dolayısıyla mükevvenâttaki hiçbir şey, Allâh-u Te’âlâ’nın hikmetli emrinden hariç bir şekilde meydana gelemez.) Sûr`a üfürüleceği günde de mülk (ve hükümrânlık) sadece O’na aittir. (O, hislerin idrâk edemediği)gizliyide, görüneni de (hakkıyla) bilendir. (Bütün işlerinde ve yönetimlerinde yanlışı olmayan) Hakîm de, (gizli-açık her şeye tam manasıyla vâkıf olan) Habîr de ancak O’dur!


Kuranı Kerim Meryem Suresi 19:30 (O anda Îsâ (Aleyhisselâm), Allâh-u Te`- âlâ’nın mûcizesiyle dile gelerek) dedi ki: “Şüphesiz ben, Allâh’ın kuluyum! O bana o (İncil) kitab(ın)ı vermiş ve beni büyük bir peygamber yapmıştır.

Hz.İsa’nın Mucizesi Hz.Yunus ile aynı

Matta 12:38 “38  Bunun üzerine bazı din bilginleri ve Ferisiler, “Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz” dediler.  39 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir. 40 Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır.”

Matta 16:4 “Kötü (İngilizce metinlerde günahkar yazar ancak Türkçesine nedense daha naif yazmışlar) ve vefasız kuşak (İngilizce metinlerde vefasız kuşak yerine zinanın çocukları yazar ancak Türkçesine nedense daha naif yazmışlar) bir belirti istiyor! Ama ona Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek.” Sonra İsa onları bırakıp gitti.

Hz.İsa Sabath Gününden önce yani Cuma günü çarmıha gerildiğini söylerler. Cuma gecesi olmadan çarmıhtan indirildi, çünkü Yahudilerde ve Müslümanlarda günün önce gecesi başlar sonra günü yaşanır, yani günümüzün Cuma akşamı Yahudilerde ve Müslümanlarda Cumartesi gecesi diye geçer ve sabath kuralları başlar. Bu kurallar gereği de çarmıh cezası durdurulur ve Pazar günü devam edilirdi. Hz.İsa Cuma gecesi İndirildiği çarmıhtan 3 gün 3 gece sonra dirildiğini varsayarsak sayalım bakalım, Cuma Gecesi 1, Cumartesi sabahı 1, Cumartesi Gecesi 2, Pazar sabahı 2, Pazartesi gecesi 3, Pazartesi sabahı 3 olmak üzere dirilmesi gerekiyor. Pardon Pazartesi günü mü? Ancak Pazar sabahı Magdalalı Meryem mezarını ziyaret ettiğinden Hz.İsa’ nın bedeni orada yoktur… Yani Ya Hz.İsa yalancı ya da bu kitabı yazanlar…

Hıristiyanlar hala gerçeği göremiyorlar Gerçek Din hakkında, Bakın Hz.İsa ne demiş bunlar için…

Matta 13:13 Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü,‘Gördükleri halde görmezler,
Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.’

Kuran-ı Kerim Bakara Suresi 2:18 “(O münafıklar, hakikatleri duymaktan, konuşmaktan ve görmekten) sağırlardır, dilsizlerdir, körlerdir. Artık onlar (bıraktıkları o doğru yola geri) dönemezler.

Havra’ da Öğretiye Devam

Matta 13:54 “Kendi memleketine gitti ve oradaki havrada halka öğretmeye başladı. Halk şaşıp kalmıştı. “Adamın bu bilgeliği ve mucizeler yaratan gücü nereden geliyor?” diyorlardı.”

Hz.İsa Peygamber Rab Değil

Matta 13:57 Ve gücenip O’nu reddettiler.  Ama İsa onlara şöyle dedi: “Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez.”

Hıristiyanların Kayası Petrus ve İmanının Zayıf oluşu

Matta 14:28-31  28 Petrus buna karşılık, “Ya Rab” dedi, “Eğer sen isen, buyruk ver suyun üstünden yürüyerek sana geleyim.”  29 İsa, “Gel!” dedi.  Petrus da tekneden indi, suyun üstünden yürüyerek İsa’ya yaklaştı. 30 Ama rüzgarın ne kadar güçlü estiğini görünce korktu, batmaya başladı. “Ya Rab, beni kurtar!” diye bağırdı.  31 İsa hemen elini uzatıp onu tuttu. Ona, “Ey kıt imanlı, neden kuşku duydun?” dedi.

Yeniden tapınma, Haydaaa!

Matta 14:33  Teknedekiler, “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlu’sun” diyerek O’na tapındılar.

Matta 15:9 Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.’

Hz.İsa sadece İsrail’e gönderildiğinin delili

Matta 15:24 İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diye yanıtladı.

Hz.İsa güya gaybten haber veriyor

Matta 16:21 Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.

Petrus bir Şeytan mı?

Matta 16:23 Ama İsa Petrus’a dönüp, “Çekil önümden, Şeytan!” dedi, “Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.”

Matta orada değil di aşağıdakiler olunca, o nereden biliyor???

Matta 17:1-3 1 Altı gün sonra İsa, yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yakup’un kardeşi Yuhanna’yı alarak yüksek bir dağa çıktı. 2 Onların gözü önünde İsa’nın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu. 3 O anda Musa’yla İlyas öğrencilere göründü. İsa’yla konuşuyorlardı.

Havarilerin İmanlarının Kıtlığı (Bunlar nasıl havari anlayamadım)

Matta 17:19-21 19 Sonra öğrenciler tek başlarına İsa’ya gelip, “Biz cini neden kovamadık?” diye sordular.  20-21 İsa, “İmanınız kıt olduğu için” karşılığını verdi. “Size doğrusunu söyleyeyim, bir hardal tanesi kadar imanınız olsa şu dağa, ‘Buradan şuraya göç’ derseniz, göçer; sizin için imkânsız bir şey olmayacaktır.”

Petrus’ un Yalanı

Matta 26:33-35 33 Petrus O’na, “Herkes senden ötürü sendeleyip düşse de ben asla düşmem” dedi.
34 “Sana doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin.”
35 Petrus, “Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkâr etmem” dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.

Allah’ ın buyruklarını yerine getir

Matta 19:17 17 İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var(Allah). Yaşama kavuşmak istiyorsan, (Allah’ın) O’nun buyruklarını yerine getir.”

Hangi buyruklar ve Buyrukları yapınca ne olacak? (Resmen İslam öğretisi…)

Matta 19:18-23  18-19 “Hangi buyrukları?” diye sordu adam.  İsa şu karşılığı verdi: “ ‘Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin’ ve ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ ”  20 Genç adam, “Bunların hepsini yerine getirdim” dedi, “Daha ne eksiğim var?”  21 İsa ona, “Eğer eksiksiz olmak istiyorsan, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle” dedi.  22 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.  23 İsa öğrencilerine, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Zengin kişi Göklerin Egemenliği’ne zor girecek.

İnsana kul olmak mı? Bir ayet diğerini tutmuyor…

Matta 20:26-27 26 Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. 27 Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun.

Peygamber

Matta 21:11 “Kalabalıklar, “Bu, Celile’nin Nasıra Kenti’nden Peygamber İsa’dır” diyordu.”

Matta 21:46 “O’nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O’nu peygamber sayıyordu.”

Fahişeler Cennete

Matta 21:31 31 “İkisinden hangisi babasının isteğini yerine getirmiş oldu?”  “Birincisi” diye karşılık verdiler.  İsa da onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim, vergi görevlileriyle fahişeler, Tanrı’nın Egemenliği’ne sizden önce giriyorlar” dedi.

Hz.İsa Rab değil, Rab Allah’tır.

Matta 22:35-40 “35-36 Onlardan biri, bir Kutsal Yasa uzmanı, İsa’yı denemek amacıyla O’na şunu sordu: “Öğretmenim, Kutsal Yasa’da en önemli buyruk hangisidir?”  37 İsa ona şu karşılığı verdi: “ ‘Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.’38 İşte ilk ve en önemli buyruk budur. 39 İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’40 Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.”

Yahudilerin Peygamberleri Öldürdüğünün Delili

Matta 23:30-31  30 ‘Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz. 31 Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz.

Kıyameti Kim Biliyor, Yalnızca RAB… Rab Kim Allah, Eğer Hz.İsa bilseydi Rab olurdu…

Matta 24:36 36  “O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez.

Faiz önerisi, çok ilginç…

Matta 25:26-27 26-27 “Efendisi ona şu karşılığı verdi: ‘Kötü ve tembel köle! Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi bildiğine göre paramı faize vermeliydin. Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım…

Hamursuz Bayramını Hıristiyanlar Kutluyor mu? Çoğunluğu Hayır…

Matta 26:17-19 17  Mayasız Ekmek Bayramı’nın ilk günü öğrenciler İsa’nın yanına gelerek, “Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.  18 İsa onlara, “Kente varıp o adamın evine gidin” dedi. “Ona şöyle deyin: ‘Öğretmen diyor ki, zamanım yaklaştı. Fısıh Bayramı’nı, öğrencilerimle birlikte senin evinde kutlayacağım.’ ” 19 Öğrenciler, İsa’nın buyruğunu yerine getirerek Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar.

Havarileri Kaçtı

Matta 26:56 “Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.” O zaman öğrencilerin hepsi O’nu bırakıp kaçtı.” Yani hiçbir havarisi çarmıha gerilme olayının şahidi değildir.

Petrus’ un Yalanı Ortaya Çıkıyor ve Hz.İsa’ yı İnkar ediyor… Matta 26:33’ teki olay

Matta 26:69-75 69  Petrus ise dışarıda, avluda oturuyordu. Bir hizmetçi kız yanına gelip, “Sen de Celileli İsa’yla birlikteydin” dedi.  70 Ama Petrus bunu herkesin önünde inkâr ederek, “Neden söz ettiğini anlamıyorum” dedi.  71 Sonra avlu kapısının önüne çıktı. Onu gören başka bir hizmetçi kız orada bulunanlara, “Bu adam Nasıralı İsa’yla birlikteydi” dedi.  72 Petrus ant içerek, “Ben o adamı tanımıyorum” diye yine inkâr etti.  73 Orada duranlar az sonra Petrus’a yaklaşıp, “Gerçekten sen de onlardansın. Konuşman seni ele veriyor” dediler.  74 Petrus kendine lanet okuyup ant içerek, “O adamı tanımıyorum!” dedi.  Tam o anda horoz öttü. 75 Petrus, İsa’nın, “Horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.

Galileli Yahudi olan Hz.İsa Aramice konuşuyordu, işte bunun ispatı… Buna rağmen İnciller Yunanca yazılmıştır…

Matta 27:46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.

Havarilerinin dirildiğine şahitliği yok

Matta 28:7 Çabuk gidin, öğrencilerine(havarilerine) şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile’ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.’ İşte ben size söylemiş bulunuyorum.”

Yine insana tapınıyorlar

Matta 28:9 İsa ansızın karşılarına çıktı, “Selam!” dedi. Yaklaşıp İsa’nın ayaklarına sarılarak O’na tapındılar.

Bugünkü Yahudiler arasında da yaygın… İlginç… Matta kitabının çok sonradan yazıldığının bir başka delili

Matta 28:15 Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.

Üçleme, Teslis, Şirk… Buraya da eklenmiş… Çünkü bunu yazanlar Pavlus’ un mektuplarından etkilenmiştir, Pavlus Yeni Ahitteki ilk metinleri yazandır…

Matta 28:19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin;

Kuran-ı Kerim İhlas Suresi 112.3-4  O doğurmamıştır (, zira hemcinsi yoktur ki, onunla birleşme neticesi bir doğum söz konusu olabilsin, zaten yardımcıya da, yerine kalacak birine de ihtiyacı yoktur) ve doğrulmamıştır(, nitekim her doğan sonradandır ve cisimdir. O ise varlığının başlangıcı olma yan bir Kadîm’dir dolayısıyla varlığı öncesinde hiçbir yokluğun geçmiş olması söz konusu değildir)! Hiçbir kimse O’na (hiçbir yönden benzer, eş, eşit ve) denk de olmamıştır!”

Kuran-ı Kerim Bakara Suresi 2:116 (Yahudiler Uzeyr (Aleyhisselâm)`ı, Hristiyanlar Îsâ (Aleyhisselâm)ı, müşrikler ise melekleri Allâh’ın çocuğu kabul ederek:) “Allâh bir çocuk edindi!” dediler. (Noksan sıfatlardan tenzîh ve) tesbîh O’na! (O, çocuk edinmenin gerektirdiği; eşi ve benzeri olma gibi muhtaçlık ve yok olma belirtilerinden son derece pâk ve uzaktır!) Doğrusu göklerde ve yerde olanlar(ın tümü, dolayısıyla Uzeyr de, Îsâ da, melekler de) O’na aittir. Hepsi de (varlığını ve birliğini ikrar ederek) O’na itaat edicidirler.

Orijinal Hıristiyanlık Tevhid idi, bunu biraz anlatalım.

Kuranı Kerim Bakara 2:136 (Ey müminler! Sizi Yahudilik ve Hristiyanlığa davet edenlere) deyin ki: “Biz Allâh’a, bize indirilmiş olan(Kur’ân-ı Azîmüşşân) a, İbrâhîm’e, İsmâ`îl’e, İshâk`a, Ya`kûb’a ve o (İbrâhîm ile İshâk (Aleyhimesselâm)` ın)torunlar(ı olan oniki boy)a indirilmiş olan (sayfalar)a, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilmiş olan (Tevrât ve İncil kitapların)a ve peygamberlere Rablerinden verilmiş olanlar(ın tamamın) a iman ettik. (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, kimine inanıp kimini inkâr ederek) onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Ayrıca biz ancak O(nları gönderen Allâh-u Azîmü’şşâ)na (tam manasıyla boyun eğerek) teslim olucu (Müslüman) kimseleriz.”

Kuranı Kerim Şura 42:13 “(İslam’ı yaşayıp yaşatarak ve en ufak bir yanlışlığın bile kendisine yol bulmasına müsaade etmeyerek) o dîni ayakta tutun ve (kimine inanıp kimini reddederek ve kiminiz iman edip kiminiz inkâr ederek) onda ayrılığa düşmeyin!” diye kendisiyle Nûh’a vasiyette bulunmuş olduğu şeyi de, sana vahyetmiş olduğumuz o şeyi de, İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya kendisini kuvvetlice emretmiş olduğumuz şeyi de din olarak sizin için O(Rabbiniz) meşrû kılmıştır. (Habîbim!) Senin onları kendisine çağırmakta bulunduğun o (gerçekçi ve çok kolay bir) şey (olan İslâm’ı yaşamak), müşrikler üzerine pek büyük (ve kabulü çok zor gelen bir şey) olmuştur. Ama(yine de onların bu durumuna üzüntünden dolayı kendini helâk etme ve onların imanından büs bütün ümidini kesme, zira bugün en azılı müşriklerden görünse de, önünde sonunda) Allâh (hidâyeti seçece ğini bildiği için, hak dine muvaffak kılmayı) dilediği kişiyi Kendisine (ve rızasına ulaştıran doğru yola) seçer, (Zât’ına ibadete) yönelmekte olan kimseyi de Kendisine (manen yakınlaştıracak özel bir feyze ir şâd ve) hidâyet eder.

Kuranı Kerim Ali İmran 3:67 İbrâhîm ne (Yahudilerin dediği gibi) bir Yahudi, ne de (Hristiyanların iddiası gibi) bir Hristiyan değildi! Velâkin o, (yanlış inançlardan uzak, Hakk’ın tevhidine inanmış ve itaatine boyun eğmiş) bir hanîf ve bir Müslüman’dı. O, (sizin gibi, Uzeyr’i ve Îsâ’yı Allâh’a ortak koşan) müşriklerden de değildi.

İslam kelime anlamıyla Allaha toptan teslim olmaktır. İsteyerek samimi olarak teslimiyetten bahsediyoruz.

İlk Ahit Yasanın Tekrarı 10:12-14 te 12  “Şimdi, ey İsrail halkı, Tanrınız RAB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RAB’den korkun, O’nun yollarında yürüyün, O’nu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla O’na kulluk edin; 13 üzerinize iyilik gelsin diye bugün size bildirdiğim buyruklarına, kurallarına uyun.14 Gökler de, göklerin gökleri de, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RAB’bindir.

Yeni Ahit Matta 19:16-17’ de 16  Adamın biri İsa’ya gelip, “Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?” diye sordu.  17 İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O’nun buyruklarını yerine getir.”

Yeni Ahit Yakup Kitabı 4:7 Bunun için Tanrı’ya bağımlı olun. İblis’e karşı direnin, sizden kaçacaktır.

Yeni Ahit Yuhanna 5:30 “Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır.”

Kuranı Kerim Necm Suresi 53:3-4 3 O nefsânî bir arzudan dolayı konuşmaz! 4 O(nun söyledikleri), ancak (Allâh-u Te`âlâ tarafından Cebrâîl (Aleyhisselâm) vasıtasıyla kendisine) vahyedilmekte olan bir vahiydir.

Huzur ve Barış

Eski Ahit Yeşeya 32:17 17 Doğruluğun ürünü esenlik, Sonucu, sürekli huzur ve güven olacaktır.

Matta 5:9  Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.

 Tolga KARAGÖZ

www.analizvakti.com sitesinden alınmıştır.

Bu Ramazan Değişim Zamanıdır

Ramazan ayını çoğunluğumuz için aç kalıp susuz sigarasız ve sinir stres ile geçen bir aydan ibarettir. Sahura mahmurluğu ile yenilen enfes yemekler sonrası yakılan bir sigara ve belki bir çay, daha sonra tekrardan uykuya dalamama endişesi. Sabah bin bir ekşi suratla uyanış, etrafa bir negatif enerji saçımı, yoldayken sağa sola fazlaca bakıp bela arama telaşı. İşyerinde bir soğuk sohbetsizlik, duyarsızlık ve ilgisizlik. Sanki sadece siz bu orucu tutuyorsunuz sevabını ve ecrini bilmeden yapılan hareketler ile. İş arkadaşınla yanlış anlamalardan doğan veya müşteriniz ile telefonda yapılan atışmalar. Sonrasında çekilen sigara sancıları ve artan baskı ve stres, bu işin altından kalkılamayacağı endişesi, daha ilk günleri geçer alışırım muhabbetleri. İş çıkışı yine aynı terane ve yolda araç şoförleriyle yapılan atışmalar. Eve vardığınızda park yeri için yapılacak kavgalar. Kavgalar bununla da sınırlı değil, daha gidip pide sırasına girip orada da sıradan değil de önceliği varmış gibi arka taraftan pide alanlarla ya da aradan sıraya kaynamaya çalışanlarla yaşanacak arbede var. Bundan da kurtulduysanız bitti zannetmeyin. Daha eve gidip hazırlanmamış yemek yüzünden veya hazır olmayan sofra yüzünden yaşayacağınız tartışmaları da eklememiz lazım. Bu stres ta ki Allahuekber Allahuekber sesine kadar sürecektir. Akşam vaktinin girişi de size huzur verecek bir giriş olacaktır. Bir bardak su ile yapılan bir başlangıç ve ardından içilecek bir sigara ve yemek yemenin keyfi. Sahi ya Ramazan çoğumuz için böyle işkenceli oruçlar ile geçmiyor mu?

En azından böyle geçiyorsa şanslı bile sayılabilirsiniz. Orucun bizi eğitmesi gereken hiçbir öğretiyi algılayamayarak bir ramazan daha geçip gidecek ki ben bu yazıyı Ramazan ayı başlamadan bir Perşembe günü oruçlu olarak geçirdiğim anda kaleme alıyorum. Ramazan çoğunluk için oruç ayıdır. Ancak gerçek böyle mi? Yine başucu kitabına başvurmamız gerekmektedir.

Bakara Suresi 185nci ayetinde Rabbimiz şöyle diyor: “(O günler)[1*] Ramazan ayıdır. İnsanlara rehber olan[2*] ve rehberin açıklayıcı âyetlerinden oluşan Kur’ân’ın[3*], o Furkan’ın[4*] indirildiği aydır. Sizden kim o ayı yaşarsa, oruçlu geçirsin. Kim de hasta yahut yolculuk halinde olursa, o günlerin sayısı kadar diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bunlar, sayıyı tamamlamanız, (orucun bittiği gün) sizi buna yöneltmesine karşılık (Bayram namazında) Allah’ın yüceliğini seslendirmeniz[5*] ve ona karşı görevinizi yerine getirmeniz içindir.” 

[1*] Burada, “birbirine eklenmiş  günler”i gösteren gizli mübteda vardır. هي شهر رمضان takdirindedir.

[2*] Âyetler; ana hükümleri gösteren muhkem ve onları açıklayan müteşâbih âyetler diye ikiye ayrılırlar.
[3*] Kur’ân, âyetler kümesi demektir. Ramazan için “Kur’ân’ın indirildiği ay” ifadesinin kullanılması, ilk inen âyetlerin bir âyetler kümesi halinde olduğunu gösterir.

[4*]Buradaki  Furkan, Furkan suresi 1. âyetten dolayı v’el-furkanu şeklinde nâib-i fail sayılarak meâl verilmiştir. (Furkan ile ilgili olarak Bkz. Bakara 2/53)

[5*]  Bunlar bayram tekbirleridir. Nebîmiz, Ramazan ve Kurban Bayramlarında, eşlerini ve kızlarını namaz kılınan yere çıkarır, bütün kadınların gelmelerini de emrederdi.(Buhari, lydeyn 15, 20, Hayz 23, Salât 2, Hacc 81; Müslim, Iydeyn 10-890) Bayram namazları, bu tekbirler için kılınır. (Ayrıca Bkz. Hac 22/37)

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bizler için hidayet rehberi, hak ile batılı birbirinden ayırmamıza yarayacak bir kullanım kılavuzu, dosdoğru yolda olan Nebimizin izlerini takip edip rabbimizin hidayetine erişmemize yardımcı olan Kur’an ramazan ayında indirilmiştir. Ayetin ilk kısmında direkt konuya Ramazan oruç ayıdır dememektedir. İkinci kısmında bu aya ulaşanların bu ayı bazı açıklamalar ile oruçlu geçirmeleri emredilmiştir. Ayetin sonunda da hidayete erdirilmenin karşılığını yine hidayeti bahşedene şükretmek içindir. Bütün övgüler Allah’a mahsustur.

Kur’an’ ı Kerim’ den aldığımız bilgi ile bu ayın aslında öncelikli olarak Kur’an ayı olduğu vurgusudur. Hepimizin bildiği üzere Kur’an ilk besmele sonrası “Iqra” yani “Oku” ayetiyle başladı. Bu sure “Alak Suresidir”. Bu surenin indirilişi ise Nebimizin hemen hemen her gece Hira dağındaki mağaraya çekilerek yaşadığı yozlaşmış toplumun onun yüreğindeki açtığı yaralara merhem olacak bir şeyler arama çabasından ibaret olan bir günde oldu. O gece Kadir gecesiydi tabii ki ilk vahiy geldiğinde henüz onun Kadir gecesi olduğunu bilmiyordu, ancak o geceyi hayatı boyunca unutmayacağı bir gecedir. Bu kadar önemli bir hadisenin başımıza geldiğini tahayyül edebilir misiniz?

Gecenin bir yarısında karanlık bir ortam ve bir ses ve görüntü demeti, Hz. Cebrail’i her yerde görüp ki gözünü kapattığında da gören Nebimize “Oku” denmesi. O'na Allah'ın yarattığı ayetleri okuması emri verildi, vahiyle tanışmış oldu.

Buradaki surelerden anlayacağımız ilk ayetler grubu Kadir gecesinde Nebimizin gönlüne indirilmeye başlandığıdır. Peki şu Kadir Suresi’ne de bir göz atalım, bakalım orada neler anlatıyor? Mekke dönemi sırasında indirilmiş olan bu sure 5 ayettir ve Kadir gecesini anlattığı için bu isimle anılmaktadır. “Kadr” kelimesi “Azamet” ve “Şeref” demektir.

97nci Sure – Kadir Suresi:

İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla, Biz Kur’ân’ı kadir gecesinde indirdik! Kadir gecesi nedir, sen nereden bileceksin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır! O gece melekler, Rablerinin izniyle, her konudaki ruhlarla (tanımlanmış görevlerle) inerler[*]. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar güvenlik ve esenlik gecesidir. 

[*] “Hâ, Mîm. Her şeyi açıklayan bu Kitap çok önemlidir. Onu, mübarek bir gecede indirdik. Onunla uyarılarda bulunmaktayız.(O gece görev dağıtımı olur.) Karara bağlanmış her iş o gece dağıtılır. Her iş tarafımızdan belirlenir. Biz elçiler (melekler) göndeririz. Onlar Rabbinden (Sahibinden) bir iyilik olarak gönderilir. Çünkü O, sizi dinler ve her şeyi bilir.” (Duhân 44/1-6)

O gece meleklere görev taksimatı yapılır ve her biri, aldığı emirle görev yerine gitmek için Arş’tan ayrılırlar.

Ruh, Kur’an’da 20 yerde geçer ve oldukça kapsamlı bilgiler verilir. Bu suredeki ruh, emir kelimesiyle birlikte geçmiştir. Bu şekilde üç âyet daha vardır. İlk âyet şöyledir: “Sana o ruhu soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emridir. Size ilimden sadece az bir şey verilmiştir.” (İsra 17/85)

Bize verilen az ilim ile ilgili olarak şöyle buyurulur: “… Onlar Allah’ın bilgisinden onun imkân verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar…” (Bakara 2/255)

De ki: “Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsaydı; bir o kadarını daha katsaydık, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.” (Kehf 18/109)

Allah’ın emri olan ruhun bir kısmı Allah’ın indirdiği kitaplardır. Bunu ikinci âyeti bildirmektedir. “Allah, kendi emrinden olan o ruhu meleklerle kullarından seçtiği kimseye indirir ve der ki, “İnsanları uyarın; benden başka ilah yoktur. Öyleyse benden çekinin.” (Nahl 16/2)

Kadir gecesi Cebrail aleyhisselamın Muhammed aleyhisselama getirdiği de Allah’ın emrinden bir ruh yani Kur’ân âyetleri idi. Bunu konunun üçüncü âyeti açıkça ifade etmektedir.

“İşte bu şekilde sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Yoksa sen bu Kitap nedir, o iman nedir, bilmezdin. Ama onu bir nur yaptık, düzenimize uyduğunu gördüğümüz kullarımızı onunla yola getiririz.  Elbette sen doğru yolu gösterirsin.” (Şûrâ 42/52)

Allah’ın emrinden olan ruh, Allah’ın kitaplarıyla sınırlı değildir. Çünkü Cebrail aleyhisselam, Kadir Gecesi inen ve sayısını bilmediğimiz meleklerden sadece bir tanesidir. Meryem örneğinde olduğu gibi melekler Peygamber olmayana da inerler. Konuyla ilgili dördüncü âyet böyle bir durumu bildirir.

“Bütün katların üstünde olan, hâkimiyeti elinde tutan Allah, insanlara yüzleşme günü uyarısı yapmak için emrinden olan o ruhu kullarından düzenine uyanın içine atar”. (Mümin 40/15)

O ruh ile kişi güçlenir ve her konuda Allah’tan yana tavır koymaya başlar. Bu kişilerin özellikleri şu âyette açıklanmıştır: “Tek bir toplum bulamazsın ki, hem Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş olsunlar hem de Allah’a ve Elçisine sınır koyan kimseleri sevsinler. Onlar isterse babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri olsun. Bunlar Allah’ın kalplerine iman yazdığı ve kendisinden bir ruh ile desteklediği kimselerdir. Onları ebedi kalmak üzere içinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah onlardan razı, onlar da ondan razı olmuştur. İşte onlar, Allah’tan yana olanlardır. Bilin ki, Allah’tan yana olanlar umduklarına kavuşurlar.” (Mücadele 58/22)

Bütün bu âyetlerden anlaşıldığına göre emir kelimesiyle birlikte zikredilen ruh o emrin içeriğidir. Kadir gecesinde indirilen emirlerden birinin içeriğinin de Kur’ân âyetleri olduğuna göre Kadr suresinin 4. Âyetinin meali şöyle olur:

تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ  وَ (معهم) الرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ

O gece melekler, yanlarında o ruh (emir) olduğu halde Rablerinin izniyle her bir emir için inerler.



Kadir gecesinde hakkımızda iyi ölçülerin belirlenmesi için Allah’a çok dua etmeliyiz. İtikâfın Ramazan’da olması ve onun son on gününe tahsis edilmesi de bu tür duaların o günlerde yoğunlaşmasının önemini gösterir. Peygamberimiz her yıl bu günlerde itikâfa girerek bunu yapmıştır. Fecr suresindeki 10 gece Ramazan’daki itikâf gecelerdir.

Sureyi anlamaya çalıştığımızda şüphesiz diye başlıyor, bunda hiçbir şüphe yok ki Kadir gecesinde nazil olan Kur’an’ dır. Tabii ki yaratan yaratılanın fıtratını ve neyi bilip neyi bilmediği bilmektedir, onun için de bizim o gece hakkında hiçbir bilgiye sahip olamayacağımızı söylemektedir. Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu beyan eder. Genel olarak o gece yapılan ibadetlerin bin ay yani yaklaşık insanın bir ömründe yapacağı ibadete eşdeğerdir gibi algılanır ve o gece farklı şekillerde ihya edilmektedir. Kur’an’ ın dilinde bin aydan diyip yine 2nci ayetteki “sen ne bileceksin”’e atıfta bulunarak bunun tam manasıyla ne kadar hayırlı olduğunun bilinemeyeceğine temas etmektedir. Bunda çok ça hayır vardır anlamı çıkarılmalıdır, ya da o indirilen Kur’an’ a ve içindeki hükümleri uygulayanların ömürlerini heba etmediklerini söylemektedir. Dördüncü ayetteki ilgili açıklamalar yukarıda verilmiştir.

Kur’an-ı Kerimi anlamak ve yaşamak neden bu kadar önemli? Etrafımıza bakalım, çevremizde neler olup bitiyor, insanlar nelere ilgi duyuyor, kimleri izliyor, kimleri takip ediyor, kimden öğreniyor bunu? Çünkü Allah bu Kur’an-ı Kerim açık seçik anlaşılır olduğundan bahsetmektedir. Öğrenmek için kendi anlayacağınız dilden tertil ederek okumanızdır. Tertil demek yavaş yavaş anlayarak tatbik ederek okumaktır. Ama genelde tembeliz, okumaktan çok bir başkasından dinlemeyi veya seyretmeyi seviyoruz. Bu da doğal olarak sorunlar meydana getirmektedir.

Etrafa baktığımızda çokça Cemaat, Tarikat veya Gruplar vardır ve hatırı sayılır bir mürit topluluğu vardır. Şeyhlerinin ağzından çıkan kesin emirdir. "Allah’a ulaşmak için illaki aracı lazımdır, lakin insan mürşitsiz yapamaz." diyen tarikatları ve cemaatleri incelediğinizde ve şüphesiz Kur’an’ ı okuyunca bu grupların insanlar ne kadar da sıkıntılı olduğunu anlaşılmaktadır.

Din ile ilgili olarak derin araştırmalara dalınca ilk önce Hıristiyanların ve Yahudilerin yanlış din inançlarıyla ilgili araştırmalara dalmıştım. Buradaki yanlışların ortaya çıkarılması ve bu yanlışların anlatılmasını, hakikatin onların papazlarının veya ruhban sınıfının anlattığı gibi olmadığının, sadece Kitabı Mukaddesi okumalarını ve tespit ettiğim yanlışlıkların herkes tarafından kolaylıkla tespitinin mümkün olduğunu anlatan çalışmalar yaptım. Hatta papazlar ve din bilginleriyle konuştum, sorularım karşısında cevapsız ve aciz oluşları çevremizdeki diğer dinleyicilerinin de dikkatlerini çekti. Ancak o kadar çok diğer dinlere yoğunlaştım ki kendi dinimiz İslam’ın içerisindeki yanlış inanışları bulmak konusunda eksiktim. Aslında böyle bir eksikliğin olacağını hiç düşünmemiştim bile. Sağlam değişmeyen ve değişmeyeceğinin teminatı olan Allah’ın kelamı var, nasıl inanış değiştirilebilir. Halbuki diğer dinlerde olduğu gibi bizim dinimiz içerisinde de insanları Kur’an’ dan uzak tutma yoluyla da bu işi başardıklarını tespit ettim. Allah’ın ipi olduğunu bilmeyen kul “şeyhlerin” “gavsların” iplerine tutunmuşlar, İslam toplumunun büyük bir bölümü şirk işine bulaşmış ve buna bulaştığının da farkında değildir. Çünkü "Kur’an’ ı sen mi anlayacaksın", "anlaman için benim kitaplarımı okumalısın", "şu şeyhin veya bu velinin yazılarını okumalısın" gibi sözleri sizlerde işitmişsinizdir. Hatta bazı cemaatler "bize akıllı değil itaatkâr, ne dersek yapacak müritler lazım" demektedirler. Ne kadar Kur’an’ dan uzaklaşırsak işte ayetteki karanlıklar içerisindeki gecede kalmaya devam ederiz, ancak ne kadar Kur’an anlar ve hükümlerini yerine getirirsek o karanlıklardan sabahın aydınlıklarına, yani mahşerde cennete gidecek kurtulmuş olanlardan oluruz.

Benim ilk dönüşümüm geçmiş dönemde yine bir Kur’an ayında olmuştur. Tabii ki bunu istemeniz, kalben istemeniz ve işe koyulmanız gerekmektedir. Allah bizleri hidayete erdirtmek istemektedir, yoksa neden buna nebiler ve kitaplar göndererek biz kullarını uyarsın ki. Hepimizin bu değişimi ve dönüşümü yine Kur’an ayı içerisinde Kur’an’ ı anlamak, yaşamak ve yaşatmak dileğiyle… Hepimize şimdiden hayırlı Ramazanlar olsun, Rabbim tutacağımız Oruçları, yapacağımız sadakaları, vereceğimiz Zekatlarımızı şimdiden kabul etsin. Ayrıca kendi anlayacağımız dilimizden okuyacağımız Kur’an’ ın ruhunun bizleri kuşatmasını temenni ederim. İnşallah Rabbimizin de izni ile hidayete kavuşanlardan olalım… 

Saygılarımla,

Tolga KARAGÖZ

www.analizvakti.com sitesinden alınmıştır.

Kabir Azabı Var mıdır?

İyiliği sonsuz, ikramı bol olan Allah’ın adıyla,

Aslında Kabir Azabı var mı konusu yerine tartışmamız gereken daha önemli mevzular olmasına rağmen kabir hayatı ve kabir azabı üzerinden insanların zihinlerini etkilemekte, aslında hayat açısından pekte önemsiz olan bir kısma yönelmelerine ve vakit harcayıp kafa yormaları sağlanmaktadır. Geleneksel İslam’ın bu konuya bakış açısı insanları etkileyen en büyük etmendir. Mevtanın kabrine defni sonrasında imamın “Telkin vermesi”(1), sözde “Münker”(2) ve “Nekir”(3) meleklerinin gelip önceden herkesin ezberleyeceği cevapları olan; “Rabbin kim, Resul kim, Kitabın ne vb.”(4) basit soruları sorması ve cevap veremeyenlere ise burada azab edilmesiyle mahşer sabahına kadar devam edecek bir durumdan bahsedilir. Kur’an’dan ne kadar uzak kalırsak Allah’ın has dininin içerisine olmadık ve umulmadık hurafeler böyle yavaş yavaş dine eklenmeye başlar. Bizler yüce Allah’ın dinini Resulullah’ın tebliğ ettiği Kur’an’dan, yine Resulullah’a öğretilen Hikmet ilmiyle ki bilenler topluluğu ve ilgili konunun uzmanıyla Kur’an’ı anlama yöntemiyle(5) tüm bunlar çözülebilecek durumdadır. Ancak insanlar ayetler arasındaki ilişkiler ağına()Nisa 4/82) bakmaksızın, parçacı okumalarla, hikmetten ve Kur’an’ı anlama yöntemine başvurmaksınız böyle hurafe anlatımları daha çekici bulup öğrendiklerini de doğru kabul ediyorlar.

Bireysel olarak “Kabir Hayatını” ve “Kabir Azabını” görmek için öncelikle bireysel olarak küçük kıyameti yaşamalıyız, yani öncelikle beden ruh ilişkisinin kesilmesi ve canımızı teslim etmemiz gerekmektedir. Bunu yaşamadan da öğrenebiliriz, öncelikle Kur’an-ı Kerim’ de ölüm anından bahseden ayetlere bir göz atalım.



Ölüm Anı

İnsanın ölüm anında mümin mi kâfir mi olduğu Allah nezdinde bellidir. Bunu aşağıdaki ayetlerden anlayabiliyoruz.



Kötü insanların ölümünü anlatan ayetler:

Nahl 16/28 ve Nahl 16/29 “Kendilerini kötü duruma düşürmüşken, meleklerin vefat ettirdiği kimseler hemen teslimiyet gösterir ve “Kötü bir şey yapmıyorduk ki!” derler. Allah ne yaptığınızı bilir. “Haydi, girin Cehennem’in kapılarından. Hep orada kalacaksınız. Büyüklük taslayanların yerleşecekleri yer ne kötüdür!”

Enam 6/93 “Bir yalanı Allah’a atfedenden veya kendisine bir şey vahyedilmemiş iken “Bana vahiy geldi” diyen yahut “Allah’ın indirdiği gibisini ben de indireceğim” sözünü söyleyen kişinin yaptığından daha büyük yanlışı kim yapabilir? Ölümün bütün etkileri ortaya çıktığında yanlışlar içindeki o kimseleri bir görsen. Melekler ellerini uzatıp şöyle derler: “Ruhlarınızı çıkarın. Bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız. Bu ceza, Allah’a karşı gerçek dışı şeyler söylemiş olmanıza ve büyüklük taslayarak âyetlerinden uzaklaşmanıza karşılıktır.”

Enfal 8/50 “Melekler canlarını alırken o kâfirleri bir görsen; yüzlerine ve arkalarına vurarak onlara: “Yangın azabını tadın şimdi” derler.”



Buna karşılık İyilerin ölümünü anlatan ayetler;

Nahl 16/32 “Melekler, iyi durumdayken vefat ettirdikleri kişilere; “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)” derler, “Yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı olarak girin cennete.””

Fussilet 41/30-32 “Rabbimiz (Sahibimiz) Allah’tır” deyip doğru davrananlara, melekler inerek şöyle derler: “Korkmayın, kaygılanmayın; size söz verilen Cennet’le sevinin”. “Biz, dünya hayatında sizin yakın dostlarınızdık, Ahirette de öyle olacaktır. Burada gönlünüzün çektiği her şey sizindir. Olmasını arzuladığınız şeyler de sizindir. Bunlar, bağışlaması ve ikramı bol olan Allah’ın yaptığı ağırlamadır.”



Kötü bir insan öldükten sonra şöyle söyler;

Nisa 4/97-100 “Melekler, yanlışlar içindeyken canlarını aldıkları kimselere “Ne haldeydiniz?” diye soracaklar, onlar: “Biz dünyada güçsüz hale getirildik” diyecekler, Melekler de “Allah’ın toprağı yeterince geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” diyeceklerdir. Onların varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yere düşmedir o! Güçsüz hale getirilmiş, çaresiz kalmış ve bir çıkış yolu bulamamış erkekler, kadınlar ve çocuklar bu hükmün dışındadır. Allah’ın işte bunları affetmesi beklenir. Allah, çok affeder, çok bağışlar. Kim Allah yolunda hicret (göç) ederse, yeryüzünde gidecek yer ve bir genişlik bulur. Kim Allah’ın ve Elçisi’nin yolunda hicret için evinden çıkar sonra ölürse onun ödülü Allah’a ait olur. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.”

Araf 7/37 “Bir yalanı Allah’a atfeden veya ayetleri karşısında yalana sarılandan daha yanlış yapan kim olabilir? Defterlerinde yazılı suçlarının cezası onları bulacaktır[Kehf 18/49]. Elçilerimiz canlarını almaya gelince: “Hani o Allah’tan önce yardıma çağırdıklarınız?” diyecekler, onlar da “Kaybolup gittiler!” diye cevap vereceklerdir. Kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik edeceklerdir.”

Müminun 23/99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır, asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.”

Yasin 36/52 ““Ey vah! … Yatağımızdan bizi kim kaldırdı?” diyeceklerdir. Denecek ki; “İşte Rahman’ın tehdit ettiği şey. Demek ki, elçiler doğru söylemişler.””

Bu ayetlerden anlayacağımız üzere ölümden geri dönüş yoktur, bazı inanışlarda reenkarnasyon(6) inanışını da bu ayet grubu ile de ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Zümer 39/55-60 “Farkına varmadığınız bir anda o azap gelip çatmadan önce Rabbinizden size indirilenlerin en güzeline uyun[Kur’an’a uyun].” Sonra kalkıp şöyle der: “Allah’a karşı çok kusur işledim; her şeyi kaybettim. Gerçekten ben hafife alanlardandım” Kalkıp şunu diyebilir: “Beni Allah yola getirseydi ben de çekinerek korunanlardan olurdum.” Azabı görünce şöyle de diyebilir: “Keşke elimde bir fırsat daha olsa da güzel davrananlardan olsam.” Hayır, sana bunca belgelerim geldi de sen onlar karşısında yalana sarıldın, büyüklük tasladın ve kâfirlerden oldun. Allah’a karşı yalan uyduranların, (mezardan) kalkış günü yüzlerinin kararmış olduğunu göreceksin. Büyüklük taslayanlar için Cehennem’de yer mi yok!”



Kabirde Azab Yok!

Kabirde azab olmaz, azab için Mahşerin kurulması, bu âlemin bitmesi ve yeni âlemin dizayn edilmesi gerekiyor. Yeni âlemin dizaynı için Kur’an’da ki ilgili ayetlere bakabilirsiniz, biz kabirde azab yok kısmına devam edelim.

Zümer Suresi 42nci ayetinde ruhların durumunu anlatır, Ruh Yüce Allah’ın kontrolünde, bir dahi cesede ulaşamayacak pozisyondadır.

Zümer 39/42 “Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini o belirlenmiş eceline belli bir vakte kadar salıverir. Bunda, düşünen bir topluluk için göstergeler (ayetler) vardır.”

Yüce Allah ölümüne hükmettiğini tuttuğunu söylemektedir. Çünkü bir sonraki ayet ile ruh ile bedenin buluşacağını görüyoruz ki ikisi de farkı yerlerde olmalıdır;

Tekvir 81/7 “Ruhla beden birleştirilince,”

Fatiha Suresinin bir ayetinde “hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah” der, Bunun için,

Fatiha Suresi 1/4 “Maliki yevmiddin” yani “hesap gününün” sahibi Allah’tır. Hesap gününden başka bir hesap günü olsaydı “Maliki yevmeyiddin” olmalı değil miydi? Veya daha da fazla hesap günü olsaydı bu “Maliki eyyamiddin” olmalı değil miydi? Yüce Allah’ın Fatiha’ da bildirdiği Hesap günü 1 tanedir o da mahşerdedir.(7)

Kuran-ı Kerimde Kabir azabı sorgu ve mükâfatı ile ilgili tek bir ayet yoktur. Bu sorgu durumu en başta anlattığımız ölüm anında olan ölüm meleğinin ve ruhun konuşmalarından oluşmaktadır.


Azab sadece “Dünyada” ve “Ahirette” olacaktır…

Secde Suresi 21 “Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan[*] da tattıracağız.”

Mealdeki Not Bölümü(8); [*] Bu ceza insanlara hayattayken, belki dönerler diye verilen iç huzursuzluğu, ilham ve buhrandır. İlgili diğer ayetler:

“(Şunları bilmeniz çok önemlidir:) Allah kişiye davranışlarındaki yanlışlığı da doğruluğu da ilham eder. Kim kendini geliştirirse umduğuna kavuşur, kim de kendini pis işlere sokarsa kaybeder.” (Şems 91/8-10)

 “Allah, kimin yola geldiğini onaylamak isterse gönlünü İslam’a açar. Kimin de sapıttığını onaylamak isterse onun da içini daraltır; sanki göğe yükseliyor gibi olur. Allah, kendisine inanıp güvenmeyenlerdeki ızdırapları işte böyle oluşturur.” En’am 6/125

“Firavun hanedanına, belki akıllarını başlarına alırlar diye yıllar yılı kuraklık ve gelir darlığı yaşattık.” Araf 7/130

“Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk”. Zuhruf 43/48

"(Hud'un kavmi) Ad, yeryüzünde haksız yere büyüklendi ve "Bizden güçlü kimmiş!" dediler.[Ad kavminin güçlü özellikleri için bkz. A'raf 7/69, Hud 11/52] Onları yaratan Allah'ın daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı. Bu yüzden onlara, kara günlerde, soğuk ve şiddetli bir rüzgar gönderdik ki dünya hayatında rezil edici azabı tattıralım. Ahiretteki azap daha da rezil edici olacak ve yardım göremeyeceklerdir." Fussilet 43/15-16


Kabir Hayatına Gelenekçiler tarafından delil getirilen ayetlere cevap verelim;

Genelde Gelenekçiler diyorlar ki: Mu’min Suresi 46ncı ayetindeki “Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı olan azaba sokun!” denecektir.” kısmının kabir azabına dalaletidir. Buradaki sabah akşam gösterilir ibaresi kabirde yaşanılacağına dalalettir derler.

Yukarıdaki ayetlere destek olarak Tevbe Suresi 101nci ayetinde “Hem çevrenizdeki çöl Araplarından hem Medine halkından ikiyüzlülükte(münafıklıkta) uzmanlaşmış münafıklar vardır. Onları sen bilmezsin, biz biliriz. Onları iki defa azaba uğratacağız[*]. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.” [*](9) Suç ile ceza arasında denklik vardır. Bir camı kıran önce o camı taktırır sonra da ceza olarak bir cam parası verir. Böylece cezası ikiye katlanmış olur. Şu âyetlere göre bu denklik ahirette de olacaktır: “(Mezardan) kalkış günü onun cezası ikiye katlanır. Cezayı çekerken ölmez, itibarsızlaştırılır.” (Furkan 25/68) Münafıklar iki suç işlerler, biri kâfirlik, diğeri de kendilerini müslüman göstererek yaptıkları yalancılıktır. Dünyada iki kat ceza görmelerinin sebebi budur. İlgili âyet şöyledir: “Bunların kalplerinde (kâfirliklerinden dolayı) bir hastalık oluşur; Allah onlara bir hastalık (yalancılık hastalığını) da ilave eder. Yalan söylemelerine karşılık hak ettikleri de acıklı bir azaptır.” (Bakara 2/10)

Ancak bu ilgili kısmı Mü’min Suresinin 27nci ayetinden itibaren bakmalıyız. Kuran’da bütüncül okumalara ihtiyaç vardır.

“Musa: “Ben, hesap gününe inanmayıp kendini büyük gören herkesten, benim Sahibim ve sizin de Sahibiniz olan Allah’a sığınırım.” dedi. Firavun ailesinden, imanını gizleyen bir mümin kalkıp dedi ki: “Bir adamı, Sahibim Allah’tır, dediği için mi öldürüyorsunuz? Halbuki size, Sahibinizden o açık belgelerle(mucizelerle) gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanının cezasını çeker. Dürüstse, yaptığı tehditlerin bir kısmı başınıza gelebilir. Allah, aşırılık eden yalancı birini yola getirmez. Ey halkım, bugün yetki sizdedir, bu toprak sizin hâkimiyetiniz altındadır. Başımıza Allah’tan bir bela gelirse bize kim yardım eder?” Firavun dedi ki “Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum.” O mümin kişi sözlerini şöyle sürdürdü: “Ey halkım! O güçlü toplulukların yaşadıkları kötü günlerin sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum. Nuh, Ad ve Semud halkının, bir de onlardan sonrakilerin başına gelenler beni endişelendiriyor. Allah kullarına yanlış yapmaz. Ey halkım! Karşılıklı bağrışmaların olacağı günden, sizin adınıza endişeleniyorum. İşlerinizin tersine döneceği gün sizi Allah’a karşı koruyacak kimse olmaz. Allah’ın sapık saydığını, kimse doğru yolda göremez.” Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerden hep şüphe duymuş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, aşırı şüpheci birini işte böyle sapık sayar. Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan tartışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında öfkeyi büyütür. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler. Firavun: “Ey Haman! Bana yüksekçe bir kule yap; belki o yollara ulaşırım. Göklerin yollarına ulaşır da Musa’nın ilahını (tanrısını) görürüm. Ben onun, gerçekten yalancı olduğunu düşünüyorum” dedi. Bu kötü tavrı, Firavun’a güzel göründü ve asıl yoldan engellendi. Firavun’un oyunu elbette boşa çıkacaktı. Mümin olan o kimse dedi ki “Ey halkım! Bana uyun, size doğru yolu göstereyim. Ey halkım! Bu dünya hayatı kısa süreli bir yararlanmadan ibarettir. Ahiret ise yerleşip kalınacak asıl yurttur. Kim bir kötülük yaparsa yaptığının dengi dışında bir ceza görmez. İster kadın, ister erkek olsun; inanıp güvenen ve iyi iş yapan kimse de cennete girer. Orada onlara hesapsız rızık verilir. Ey halkım! Ne oluyor? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz, ne olduğunu bilmediğim bir şeyi Allah’a ortak sayarak, O’nu görmezlikten gelmemi istiyorsunuz. Ben de sizi, üstün olan, çok bağışlayan Allah’a çağırıyorum. Beni çağırdığınız şeyin, ne dünya ne de ahiretle ilgili bir çağrısının olmadığı da gerçek. Hepimizin çıkarılacağı yer, Allah’ın huzurudur. Aşırı gidenlerin, o ateşin ahalisi olacağında şüphe yoktur. Size söylediğimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Allah, kullarını görür. Allah o mümin kişiyi, kurdukları tuzağın kötü sonuçlarından korudu. Firavun ailesinin başına da kötü bir azap geldi. Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı olan azaba sokun!” denecektir.  Ateşin içinde birbirlerine baskın gelmeye çalışırlarken, güçsüzler, büyük saydıkları kişilere şöyle derler: “Biz size uyan kimselerdik. Şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savarsınız değil mi?” Büyük gördükleri kişiler şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü verdi.” Ateşte olanlar, cehennem bekçilerine şöyle derler: “Rabbinize (Sahibinize) yalvarın da bu azabı, hiç değilse bir günlüğüne hafifletsin.” Mü’min 40/27-49

Mü’min Suresi 40/45-46ncı ayetlere tekrardan bakalım .” Allah o mümin kişiyi, kurdukları tuzağın kötü sonuçlarından korudu. Firavun ailesinin başına da kötü bir azap geldi. Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı[*] olan azaba sokun!” denecektir.” [*](10) Âyetteki أَشَدَّ = eşedd kelimesi sıkıca bağlama anlamına gelen  شَدَّ = şedd kökünden ism-i tafdildir en sıkı şekilde bağlı demektir. Allah’ın ödülü veya cezası, kulun fiili ile doğru orantılıdır: “Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz.” (En’âm 6/160)

Yüce Allah mümin adamı öncelikle koruduğunu, yaptıklarından ötürü de firavun ailesine kötü azap geldiğini ve sabah akşam bu azabı tattıklarından bahseder. Son kısmında ise o azabın suçun orantısına göre tattırın der, yani cehennem.

Yani hangi azabtan bahsediyor Rabbimiz, sabah akşam sürekli yüz yüze kaldıkları azab nedir? Bunun açıklaması, Yakında başınıza musibetler olacağı ile ilgili bir uyarıdır. Kur’an’ da zaman kavramları dünya hayatı ile ilgili kavramlardır. Yani Ruh beden ile beraberken ki zamandan zaman kavramı vardır.


Dünya azablarına örnekler,

Sabah akşam sürekli azaba örnek ise Araf 7/130’ncu ayettir “Firavun hanedanına, belki akıllarını başlarına alırlar diye yıllar yılı kuraklık ve gelir darlığı yaşattık.”

Diğer başka dünya azablarına da bakalım;

Bakara 2/155 “Mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksilterek, sizi biraz korku ve biraz açlıkla yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz, bundan kaçış olmaz. Sen sabırlı davrananlara müjde ver.”

Zuhruf 43/48 “Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk.”



Kabir Alemi için Berzah Alemi der Gelenekçiler! Peki, öyle mi?

Furkan 25/53 “İki denizi birbirine salan odur. Biri tatlı ve lezzetli, öbürü tuzlu ve acıdır. Aralarına da bir engel, aşılmaz bir sınır koymuştur.” ve Rahman 55/19-20 “Birbirine kavuşan iki denizi salıverir. Aralarında engel vardır, karışmazlar.” Ayetlerde berzah (tatlı ve tuzlu suyun bariyer olarak birbirine karışmayacağı) vardır ve Müminun 23/99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır, asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.” ayetleri Berzah âleminden değil, ölümden dönülemeyeceğini bildiren bir perde olduğudur.

Aşağıdaki ayette ise yine hem dünya hem de ahiret diye bahsetmektedir;

İbrahim 14/27 “Allah, inanıp güvenmiş kimselerin, dünya hayatında da ahirette de o değişmez söze bağlı kalmalarını sağlar; yanlış yapanları da sapık sayar. Allah ne yaparsa kurduğu düzene göre yapar.”

Buradaki ayette ise çok ilginç olarak büyük azaptan önce yukarıdaki satırlarda da incelediğimiz bir ayeti tekrardan kullanacağız;

Secde Suresi 21 “Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan da tattıracağız.”

Bazı gelenekselciler Kur’an’da ki “2 kere öldürüp 2 kere diriltme” kısmını yanlış anlayanlara da açıklama yapmak gerekir.

Mümin 40/11 “Onlar şöyle diyeceklerdir: “Sahibimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa hayat verdin. Suçlarımızı itiraf da ettik. Buradan çıkışın bir yolu vardır, değil mi?.”” bunu yorumlamak 4 ayeti daha bilmek lazım,

Bakara 2/28 “Allah’a karşı nasıl iyilikbilmez olursunuz! Cansız haldeydiniz, size canı O verdi! Sonra sizi cansız hale getirecek ve yeniden can verecektir. Sonra O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.” Kur’an’ da cansız yani yokluk ile başlayıp yani henüz oluşturulmama aşaması, yoktan var edilme durumu ile diriltme, sonra canlarımızın teslimi, sonra ikinci sur ile kıyama kalkıp tekrar diriltilme ve Allah’a döndürülme olacağından bahseder. Bu durum anlatılırken kabir ile ilgili bir bölümü geçmemektedir. Başka deliller ise,

Mülk 67/2 “Ölümü ve hayatı yaratan odur. Bunlar; hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. O güçlüdür, bağışlayıcıdır.” Önce ölümü sonra hayatı der, bu da Bakara 2/28’i destekler niteliktedir. Yokluk(ölüm) ve varlık(hayat) ortaya çıkma anlamındadır.

Bu ayetleri destekleyen ayetlere de bakalım,

Saffat 37/58-59 “(Cennetteki arkadaşına döner ve şöyle der:) Artık bize ölüm yok; değil mi? Sadece ilk ölümümüz dışında bir şey yok, değil mi? Artık bize azap da çektirilmeyecek”.” Hayattan sonra ölüm tatmak bir defadır, ahirette ölüm yoktur.

Duhan 44/56 “Orada ilk ölüm olan uyku dışında bir ölüm tatmayacaklar, Allah onları alevli ateşin azabından korumuş olacaktır.”

Ayetlerden de anlayacağımız üzere kabirde ölüm ve diriltme olsa 3 defa ölüm ve diriltme olması lazımdır. Ancak Kuran-ı Kerim’ de bu yoktur.

Kur’an-ı Kerim; hem bu dünyayı, hem de ahreti düzgün yaşatabilir. Nahl 16/97 “Erkek olsun, kadın olsun, kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa ona güzel bir hayat yaşatırız. Ödüllerini de yaptıklarının en güzeline göre veririz.”

Gelenekçilerin kabul ettiği ancak Kur’an’da böyle geçmeyen iman esaslarına da bir bakalım;

Amentü billahi ve melâiketihi,

ve kütübihî ve rusülihî ve’l yevmi’l-âhıri

ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ

ve’l-ba’sü ba’de’l mevt.

Haggun, Eşhedü en lâ ilâhe illAllâh ve eşhedü enne

Muhammeden abdühû ve rasûlühü.(11)



“Ben Allâh-ü Te’âlâ’ya, meleklerine, kitaplarına,

Resullerine, âhiret gününe, kadere; hayır ve şerrin

Allâh-ü Te’âlâ’nın yaratmasıyla olduğuna inandım.

Öldükten sonra dirilmek de haktır. Ben şahadet ederim ki,

Allâh-ü Te’âlâ’dan başka ilâh yoktur. Ve yine şahadet

ederim ki, Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) O’nun

kulu ve resulüdür.”

Burada da görüldüğü üzere Gelenekçilerin uydurduğu imanın şartlarında bile Kabir Hayatı İmanın esaslarında da yoktur. Kur’an’da imanı ise şu ayette görebiliriz Bakara 2/177 “… İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır.”

Gelenekselcilerin ve bu kişilere inananların öncelikle; cehennem azabının sözde kabir azabı ile karşılaştırma yapmaları gerektiğini belirtmekte gerekir, çünkü Cehenneme şirk günahı ile girene ölüm olmadığı ve sonsuz azab yaşanacağı bilgisi Kur’an ile sabit olmasına karşılık, çevremizdeki kişiler cehennemdeki azaba göre kabirdeki azabtan daha çok korkması ise ayrı bir noktadır. Yukarıdaki verdiğimiz bilgilerde 79 ayete başvurduk. Aslında Kur’an’a bütüncül bakılmasıyla alakalı delili de ortaya koymuşta oluyoruz. Kabir azabı ile ilgili konuya baktığımızda büyük resmi de aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Bütüncül baktığımız zaman “Kabir Azabı” yüce Allah’ın Kur’an’da belirttiği adalet sistemine de aykırı olmaktadır. Bunlarla ilgili olarak birkaç ayete daha başvurup kafamızdaki tüm sorulara cevap verip yazımızı tamamlamak istiyoruz. Ancak burada yapacağımız açıklamalarda sadece sure ve ayet numaralarını vereceğiz ve araştırmasını bu sefer size bırakacağız. Kur’an-ı Kerim’e baktığınız zaman bütün yaratılmışlar ahirette sorgulanacağını (Hicr 15/92 Zuhruf 43/44 Tekasür 102/8), Nebiler ve tanıklar getirileceği (Zümer 39/69), suçluların ağızları mühürlenerek ellerinin, ayaklarının (Yasin 36/65) dilleri (Nur 24/24), kulakları, gözleri ve derileri şahitlik edeceğini (Fussilet 41/20), herkes kendi kitabını okuyacağını [dünyada yapıp ettiklerini] (İsra 17/14), kitabı okurken tüm suçlarının orada kayıt altında olduğunu (Kehf 18/49), suçlu olduklarını (Araf 7/37) ve tüm bu olanlara kişi kendisi şahit olduğunu (Enam 6/130) göreceksiniz. Kur’an-ı Kerim’in tamamına baktığımızda ise Kabir hayatında bir sorgulama yapılacağı ise bildirilmemektedir.  Şura 42/21'de Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Yoksa bu dinde onlar için, Allah'ın onaylamadığı kurallar koyan ortakları mı var? Eğer hesabın mahşere bırakıldığı sözü olmasaydı hemen yargılanırlardı. Yanlış yapanlar için acıklı bir azap vardır.". Adil olan ve kullarından da adil olmasını isteyen Yüce Rabbimiz vefat ettirdiği kuluna mahkeme kurmadan ceza vermesi düşünülemez. “Kabir azabı vardır”, “Kabir azabı haktır” gibi kalıplaşmış sözler aslında Yüce Allah’ın adil olmadığını söylemiş oluyorlar. Sözlerimizin gittiği adresi iyi bilmeliyiz. Özellikle konu Yüce Rabbimiz ve Din üzerine oluyorsa. Amellerin boşa gitmesini kimse istemeyecektir, bunun için de sağlam duruşlu olanlardan olmalıyız.



————–

Kaynakça:

1) DİA – yıl: 2011, cilt: 40,  sayfa: 404-406

2) DİA – yıl: 2006, cilt: 32,  sayfa: 14-15

3) DİA – yıl: 2006, cilt: 32,  sayfa: 14-15

4) DİA – yıl: 2006, cilt: 32,  sayfa: 14-15

5) “Kur’an ve Sünnet Temelinde Kur’an’ı Anlama Usulu” Yazar: Dr. Fatih Orum 

6) “Sözlükte “gidermek, bir şeyi silip yok etmek” anlamındaki nesh kökünden türeyen tenâsüh “bir şeyi olduğu gibi başka bir yere nakletmek veya kopyalamak, bir şeyi iptal ederek başka bir şeyi onun yerine koymak” gibi mânalara gelir (Lisânü’l-‘Arab, “nsħ” md.; Tâcü’l-‘arûs, “nsħ” md.).” Detaylı bilgi için DIA – TENÂSÜH yıl: 2011, cilt: 40,  sayfa: 441-443 Ruh göçünü ifade eden terim. Yazan: Ali İhsan Yitik

7) Prof.Dr. Mehmet Okuyan, Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?, Etüt Yayınları, Samsun, 2007 s.305-308

8) Süleymaniye Vakfı Meali Secde 32/21 ayetinin dip notu 

9) Süleymaniye Vakfı Meali Tevbe 9/101 ayetinin dip notu

10) Süleymaniye Vakfı Meali Mü’min 40/46 ayetinin dip notu

11) DİA – Amentü Maddesi yıl: 1991, cilt: 3,  sayfa: 28-30 İslam dininin iman esaslarını ana hatlarıyla ifade eden terim. Yusuf Şevki Yavuz



Yazan: Tolga Karagöz