Ramazan ayını çoğunluğumuz için aç kalıp susuz sigarasız ve sinir stres ile geçen bir aydan ibarettir. Sahura mahmurluğu ile yenilen enfes yemekler sonrası yakılan bir sigara ve belki bir çay, daha sonra tekrardan uykuya dalamama endişesi. Sabah bin bir ekşi suratla uyanış, etrafa bir negatif enerji saçımı, yoldayken sağa sola fazlaca bakıp bela arama telaşı. İşyerinde bir soğuk sohbetsizlik, duyarsızlık ve ilgisizlik. Sanki sadece siz bu orucu tutuyorsunuz sevabını ve ecrini bilmeden yapılan hareketler ile. İş arkadaşınla yanlış anlamalardan doğan veya müşteriniz ile telefonda yapılan atışmalar. Sonrasında çekilen sigara sancıları ve artan baskı ve stres, bu işin altından kalkılamayacağı endişesi, daha ilk günleri geçer alışırım muhabbetleri. İş çıkışı yine aynı terane ve yolda araç şoförleriyle yapılan atışmalar. Eve vardığınızda park yeri için yapılacak kavgalar. Kavgalar bununla da sınırlı değil, daha gidip pide sırasına girip orada da sıradan değil de önceliği varmış gibi arka taraftan pide alanlarla ya da aradan sıraya kaynamaya çalışanlarla yaşanacak arbede var. Bundan da kurtulduysanız bitti zannetmeyin. Daha eve gidip hazırlanmamış yemek yüzünden veya hazır olmayan sofra yüzünden yaşayacağınız tartışmaları da eklememiz lazım. Bu stres ta ki Allahuekber Allahuekber sesine kadar sürecektir. Akşam vaktinin girişi de size huzur verecek bir giriş olacaktır. Bir bardak su ile yapılan bir başlangıç ve ardından içilecek bir sigara ve yemek yemenin keyfi. Sahi ya Ramazan çoğumuz için böyle işkenceli oruçlar ile geçmiyor mu?
En azından böyle geçiyorsa şanslı bile sayılabilirsiniz. Orucun bizi eğitmesi gereken hiçbir öğretiyi algılayamayarak bir ramazan daha geçip gidecek ki ben bu yazıyı Ramazan ayı başlamadan bir Perşembe günü oruçlu olarak geçirdiğim anda kaleme alıyorum. Ramazan çoğunluk için oruç ayıdır. Ancak gerçek böyle mi? Yine başucu kitabına başvurmamız gerekmektedir.
Bakara Suresi 185nci ayetinde Rabbimiz şöyle diyor: “(O günler)[1*] Ramazan ayıdır. İnsanlara rehber olan[2*] ve rehberin açıklayıcı âyetlerinden oluşan Kur’ân’ın[3*], o Furkan’ın[4*] indirildiği aydır. Sizden kim o ayı yaşarsa, oruçlu geçirsin. Kim de hasta yahut yolculuk halinde olursa, o günlerin sayısı kadar diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bunlar, sayıyı tamamlamanız, (orucun bittiği gün) sizi buna yöneltmesine karşılık (Bayram namazında) Allah’ın yüceliğini seslendirmeniz[5*] ve ona karşı görevinizi yerine getirmeniz içindir.”
[1*] Burada, “birbirine eklenmiş günler”i gösteren gizli mübteda vardır. هي شهر رمضان takdirindedir.
[2*] Âyetler; ana hükümleri gösteren muhkem ve onları açıklayan müteşâbih âyetler diye ikiye ayrılırlar.
[3*] Kur’ân, âyetler kümesi demektir. Ramazan için “Kur’ân’ın indirildiği ay” ifadesinin kullanılması, ilk inen âyetlerin bir âyetler kümesi halinde olduğunu gösterir.
[4*]Buradaki Furkan, Furkan suresi 1. âyetten dolayı v’el-furkanu şeklinde nâib-i fail sayılarak meâl verilmiştir. (Furkan ile ilgili olarak Bkz. Bakara 2/53)
[5*] Bunlar bayram tekbirleridir. Nebîmiz, Ramazan ve Kurban Bayramlarında, eşlerini ve kızlarını namaz kılınan yere çıkarır, bütün kadınların gelmelerini de emrederdi.(Buhari, lydeyn 15, 20, Hayz 23, Salât 2, Hacc 81; Müslim, Iydeyn 10-890) Bayram namazları, bu tekbirler için kılınır. (Ayrıca Bkz. Hac 22/37)
Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bizler için hidayet rehberi, hak ile batılı birbirinden ayırmamıza yarayacak bir kullanım kılavuzu, dosdoğru yolda olan Nebimizin izlerini takip edip rabbimizin hidayetine erişmemize yardımcı olan Kur’an ramazan ayında indirilmiştir. Ayetin ilk kısmında direkt konuya Ramazan oruç ayıdır dememektedir. İkinci kısmında bu aya ulaşanların bu ayı bazı açıklamalar ile oruçlu geçirmeleri emredilmiştir. Ayetin sonunda da hidayete erdirilmenin karşılığını yine hidayeti bahşedene şükretmek içindir. Bütün övgüler Allah’a mahsustur.
Kur’an’ ı Kerim’ den aldığımız bilgi ile bu ayın aslında öncelikli olarak Kur’an ayı olduğu vurgusudur. Hepimizin bildiği üzere Kur’an ilk besmele sonrası “Iqra” yani “Oku” ayetiyle başladı. Bu sure “Alak Suresidir”. Bu surenin indirilişi ise Nebimizin hemen hemen her gece Hira dağındaki mağaraya çekilerek yaşadığı yozlaşmış toplumun onun yüreğindeki açtığı yaralara merhem olacak bir şeyler arama çabasından ibaret olan bir günde oldu. O gece Kadir gecesiydi tabii ki ilk vahiy geldiğinde henüz onun Kadir gecesi olduğunu bilmiyordu, ancak o geceyi hayatı boyunca unutmayacağı bir gecedir. Bu kadar önemli bir hadisenin başımıza geldiğini tahayyül edebilir misiniz?
Gecenin bir yarısında karanlık bir ortam ve bir ses ve görüntü demeti, Hz. Cebrail’i her yerde görüp ki gözünü kapattığında da gören Nebimize “Oku” denmesi. O'na Allah'ın yarattığı ayetleri okuması emri verildi, vahiyle tanışmış oldu.
Buradaki surelerden anlayacağımız ilk ayetler grubu Kadir gecesinde Nebimizin gönlüne indirilmeye başlandığıdır. Peki şu Kadir Suresi’ne de bir göz atalım, bakalım orada neler anlatıyor? Mekke dönemi sırasında indirilmiş olan bu sure 5 ayettir ve Kadir gecesini anlattığı için bu isimle anılmaktadır. “Kadr” kelimesi “Azamet” ve “Şeref” demektir.
97nci Sure – Kadir Suresi:
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla, Biz Kur’ân’ı kadir gecesinde indirdik! Kadir gecesi nedir, sen nereden bileceksin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır! O gece melekler, Rablerinin izniyle, her konudaki ruhlarla (tanımlanmış görevlerle) inerler[*]. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar güvenlik ve esenlik gecesidir.
[*] “Hâ, Mîm. Her şeyi açıklayan bu Kitap çok önemlidir. Onu, mübarek bir gecede indirdik. Onunla uyarılarda bulunmaktayız.(O gece görev dağıtımı olur.) Karara bağlanmış her iş o gece dağıtılır. Her iş tarafımızdan belirlenir. Biz elçiler (melekler) göndeririz. Onlar Rabbinden (Sahibinden) bir iyilik olarak gönderilir. Çünkü O, sizi dinler ve her şeyi bilir.” (Duhân 44/1-6)
O gece meleklere görev taksimatı yapılır ve her biri, aldığı emirle görev yerine gitmek için Arş’tan ayrılırlar.
Ruh, Kur’an’da 20 yerde geçer ve oldukça kapsamlı bilgiler verilir. Bu suredeki ruh, emir kelimesiyle birlikte geçmiştir. Bu şekilde üç âyet daha vardır. İlk âyet şöyledir: “Sana o ruhu soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emridir. Size ilimden sadece az bir şey verilmiştir.” (İsra 17/85)
Bize verilen az ilim ile ilgili olarak şöyle buyurulur: “… Onlar Allah’ın bilgisinden onun imkân verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar…” (Bakara 2/255)
De ki: “Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsaydı; bir o kadarını daha katsaydık, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.” (Kehf 18/109)
Allah’ın emri olan ruhun bir kısmı Allah’ın indirdiği kitaplardır. Bunu ikinci âyeti bildirmektedir. “Allah, kendi emrinden olan o ruhu meleklerle kullarından seçtiği kimseye indirir ve der ki, “İnsanları uyarın; benden başka ilah yoktur. Öyleyse benden çekinin.” (Nahl 16/2)
Kadir gecesi Cebrail aleyhisselamın Muhammed aleyhisselama getirdiği de Allah’ın emrinden bir ruh yani Kur’ân âyetleri idi. Bunu konunun üçüncü âyeti açıkça ifade etmektedir.
“İşte bu şekilde sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Yoksa sen bu Kitap nedir, o iman nedir, bilmezdin. Ama onu bir nur yaptık, düzenimize uyduğunu gördüğümüz kullarımızı onunla yola getiririz. Elbette sen doğru yolu gösterirsin.” (Şûrâ 42/52)
Allah’ın emrinden olan ruh, Allah’ın kitaplarıyla sınırlı değildir. Çünkü Cebrail aleyhisselam, Kadir Gecesi inen ve sayısını bilmediğimiz meleklerden sadece bir tanesidir. Meryem örneğinde olduğu gibi melekler Peygamber olmayana da inerler. Konuyla ilgili dördüncü âyet böyle bir durumu bildirir.
“Bütün katların üstünde olan, hâkimiyeti elinde tutan Allah, insanlara yüzleşme günü uyarısı yapmak için emrinden olan o ruhu kullarından düzenine uyanın içine atar”. (Mümin 40/15)
O ruh ile kişi güçlenir ve her konuda Allah’tan yana tavır koymaya başlar. Bu kişilerin özellikleri şu âyette açıklanmıştır: “Tek bir toplum bulamazsın ki, hem Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş olsunlar hem de Allah’a ve Elçisine sınır koyan kimseleri sevsinler. Onlar isterse babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri olsun. Bunlar Allah’ın kalplerine iman yazdığı ve kendisinden bir ruh ile desteklediği kimselerdir. Onları ebedi kalmak üzere içinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah onlardan razı, onlar da ondan razı olmuştur. İşte onlar, Allah’tan yana olanlardır. Bilin ki, Allah’tan yana olanlar umduklarına kavuşurlar.” (Mücadele 58/22)
Bütün bu âyetlerden anlaşıldığına göre emir kelimesiyle birlikte zikredilen ruh o emrin içeriğidir. Kadir gecesinde indirilen emirlerden birinin içeriğinin de Kur’ân âyetleri olduğuna göre Kadr suresinin 4. Âyetinin meali şöyle olur:
تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَ (معهم) الرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ
O gece melekler, yanlarında o ruh (emir) olduğu halde Rablerinin izniyle her bir emir için inerler.
Kadir gecesinde hakkımızda iyi ölçülerin belirlenmesi için Allah’a çok dua etmeliyiz. İtikâfın Ramazan’da olması ve onun son on gününe tahsis edilmesi de bu tür duaların o günlerde yoğunlaşmasının önemini gösterir. Peygamberimiz her yıl bu günlerde itikâfa girerek bunu yapmıştır. Fecr suresindeki 10 gece Ramazan’daki itikâf gecelerdir.
Sureyi anlamaya çalıştığımızda şüphesiz diye başlıyor, bunda hiçbir şüphe yok ki Kadir gecesinde nazil olan Kur’an’ dır. Tabii ki yaratan yaratılanın fıtratını ve neyi bilip neyi bilmediği bilmektedir, onun için de bizim o gece hakkında hiçbir bilgiye sahip olamayacağımızı söylemektedir. Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu beyan eder. Genel olarak o gece yapılan ibadetlerin bin ay yani yaklaşık insanın bir ömründe yapacağı ibadete eşdeğerdir gibi algılanır ve o gece farklı şekillerde ihya edilmektedir. Kur’an’ ın dilinde bin aydan diyip yine 2nci ayetteki “sen ne bileceksin”’e atıfta bulunarak bunun tam manasıyla ne kadar hayırlı olduğunun bilinemeyeceğine temas etmektedir. Bunda çok ça hayır vardır anlamı çıkarılmalıdır, ya da o indirilen Kur’an’ a ve içindeki hükümleri uygulayanların ömürlerini heba etmediklerini söylemektedir. Dördüncü ayetteki ilgili açıklamalar yukarıda verilmiştir.
Kur’an-ı Kerimi anlamak ve yaşamak neden bu kadar önemli? Etrafımıza bakalım, çevremizde neler olup bitiyor, insanlar nelere ilgi duyuyor, kimleri izliyor, kimleri takip ediyor, kimden öğreniyor bunu? Çünkü Allah bu Kur’an-ı Kerim açık seçik anlaşılır olduğundan bahsetmektedir. Öğrenmek için kendi anlayacağınız dilden tertil ederek okumanızdır. Tertil demek yavaş yavaş anlayarak tatbik ederek okumaktır. Ama genelde tembeliz, okumaktan çok bir başkasından dinlemeyi veya seyretmeyi seviyoruz. Bu da doğal olarak sorunlar meydana getirmektedir.
Etrafa baktığımızda çokça Cemaat, Tarikat veya Gruplar vardır ve hatırı sayılır bir mürit topluluğu vardır. Şeyhlerinin ağzından çıkan kesin emirdir. "Allah’a ulaşmak için illaki aracı lazımdır, lakin insan mürşitsiz yapamaz." diyen tarikatları ve cemaatleri incelediğinizde ve şüphesiz Kur’an’ ı okuyunca bu grupların insanlar ne kadar da sıkıntılı olduğunu anlaşılmaktadır.
Din ile ilgili olarak derin araştırmalara dalınca ilk önce Hıristiyanların ve Yahudilerin yanlış din inançlarıyla ilgili araştırmalara dalmıştım. Buradaki yanlışların ortaya çıkarılması ve bu yanlışların anlatılmasını, hakikatin onların papazlarının veya ruhban sınıfının anlattığı gibi olmadığının, sadece Kitabı Mukaddesi okumalarını ve tespit ettiğim yanlışlıkların herkes tarafından kolaylıkla tespitinin mümkün olduğunu anlatan çalışmalar yaptım. Hatta papazlar ve din bilginleriyle konuştum, sorularım karşısında cevapsız ve aciz oluşları çevremizdeki diğer dinleyicilerinin de dikkatlerini çekti. Ancak o kadar çok diğer dinlere yoğunlaştım ki kendi dinimiz İslam’ın içerisindeki yanlış inanışları bulmak konusunda eksiktim. Aslında böyle bir eksikliğin olacağını hiç düşünmemiştim bile. Sağlam değişmeyen ve değişmeyeceğinin teminatı olan Allah’ın kelamı var, nasıl inanış değiştirilebilir. Halbuki diğer dinlerde olduğu gibi bizim dinimiz içerisinde de insanları Kur’an’ dan uzak tutma yoluyla da bu işi başardıklarını tespit ettim. Allah’ın ipi olduğunu bilmeyen kul “şeyhlerin” “gavsların” iplerine tutunmuşlar, İslam toplumunun büyük bir bölümü şirk işine bulaşmış ve buna bulaştığının da farkında değildir. Çünkü "Kur’an’ ı sen mi anlayacaksın", "anlaman için benim kitaplarımı okumalısın", "şu şeyhin veya bu velinin yazılarını okumalısın" gibi sözleri sizlerde işitmişsinizdir. Hatta bazı cemaatler "bize akıllı değil itaatkâr, ne dersek yapacak müritler lazım" demektedirler. Ne kadar Kur’an’ dan uzaklaşırsak işte ayetteki karanlıklar içerisindeki gecede kalmaya devam ederiz, ancak ne kadar Kur’an anlar ve hükümlerini yerine getirirsek o karanlıklardan sabahın aydınlıklarına, yani mahşerde cennete gidecek kurtulmuş olanlardan oluruz.
Benim ilk dönüşümüm geçmiş dönemde yine bir Kur’an ayında olmuştur. Tabii ki bunu istemeniz, kalben istemeniz ve işe koyulmanız gerekmektedir. Allah bizleri hidayete erdirtmek istemektedir, yoksa neden buna nebiler ve kitaplar göndererek biz kullarını uyarsın ki. Hepimizin bu değişimi ve dönüşümü yine Kur’an ayı içerisinde Kur’an’ ı anlamak, yaşamak ve yaşatmak dileğiyle… Hepimize şimdiden hayırlı Ramazanlar olsun, Rabbim tutacağımız Oruçları, yapacağımız sadakaları, vereceğimiz Zekatlarımızı şimdiden kabul etsin. Ayrıca kendi anlayacağımız dilimizden okuyacağımız Kur’an’ ın ruhunun bizleri kuşatmasını temenni ederim. İnşallah Rabbimizin de izni ile hidayete kavuşanlardan olalım…
Saygılarımla,
Tolga KARAGÖZ
www.analizvakti.com sitesinden alınmıştır.
15 Haziran 2017 Perşembe
Kabir Azabı Var mıdır?
İyiliği sonsuz, ikramı bol olan Allah’ın adıyla,
Aslında Kabir Azabı var mı konusu yerine tartışmamız gereken daha önemli mevzular olmasına rağmen kabir hayatı ve kabir azabı üzerinden insanların zihinlerini etkilemekte, aslında hayat açısından pekte önemsiz olan bir kısma yönelmelerine ve vakit harcayıp kafa yormaları sağlanmaktadır. Geleneksel İslam’ın bu konuya bakış açısı insanları etkileyen en büyük etmendir. Mevtanın kabrine defni sonrasında imamın “Telkin vermesi”(1), sözde “Münker”(2) ve “Nekir”(3) meleklerinin gelip önceden herkesin ezberleyeceği cevapları olan; “Rabbin kim, Resul kim, Kitabın ne vb.”(4) basit soruları sorması ve cevap veremeyenlere ise burada azab edilmesiyle mahşer sabahına kadar devam edecek bir durumdan bahsedilir. Kur’an’dan ne kadar uzak kalırsak Allah’ın has dininin içerisine olmadık ve umulmadık hurafeler böyle yavaş yavaş dine eklenmeye başlar. Bizler yüce Allah’ın dinini Resulullah’ın tebliğ ettiği Kur’an’dan, yine Resulullah’a öğretilen Hikmet ilmiyle ki bilenler topluluğu ve ilgili konunun uzmanıyla Kur’an’ı anlama yöntemiyle(5) tüm bunlar çözülebilecek durumdadır. Ancak insanlar ayetler arasındaki ilişkiler ağına()Nisa 4/82) bakmaksızın, parçacı okumalarla, hikmetten ve Kur’an’ı anlama yöntemine başvurmaksınız böyle hurafe anlatımları daha çekici bulup öğrendiklerini de doğru kabul ediyorlar.
Bireysel olarak “Kabir Hayatını” ve “Kabir Azabını” görmek için öncelikle bireysel olarak küçük kıyameti yaşamalıyız, yani öncelikle beden ruh ilişkisinin kesilmesi ve canımızı teslim etmemiz gerekmektedir. Bunu yaşamadan da öğrenebiliriz, öncelikle Kur’an-ı Kerim’ de ölüm anından bahseden ayetlere bir göz atalım.
Ölüm Anı
İnsanın ölüm anında mümin mi kâfir mi olduğu Allah nezdinde bellidir. Bunu aşağıdaki ayetlerden anlayabiliyoruz.
Kötü insanların ölümünü anlatan ayetler:
Nahl 16/28 ve Nahl 16/29 “Kendilerini kötü duruma düşürmüşken, meleklerin vefat ettirdiği kimseler hemen teslimiyet gösterir ve “Kötü bir şey yapmıyorduk ki!” derler. Allah ne yaptığınızı bilir. “Haydi, girin Cehennem’in kapılarından. Hep orada kalacaksınız. Büyüklük taslayanların yerleşecekleri yer ne kötüdür!”
Enam 6/93 “Bir yalanı Allah’a atfedenden veya kendisine bir şey vahyedilmemiş iken “Bana vahiy geldi” diyen yahut “Allah’ın indirdiği gibisini ben de indireceğim” sözünü söyleyen kişinin yaptığından daha büyük yanlışı kim yapabilir? Ölümün bütün etkileri ortaya çıktığında yanlışlar içindeki o kimseleri bir görsen. Melekler ellerini uzatıp şöyle derler: “Ruhlarınızı çıkarın. Bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız. Bu ceza, Allah’a karşı gerçek dışı şeyler söylemiş olmanıza ve büyüklük taslayarak âyetlerinden uzaklaşmanıza karşılıktır.”
Enfal 8/50 “Melekler canlarını alırken o kâfirleri bir görsen; yüzlerine ve arkalarına vurarak onlara: “Yangın azabını tadın şimdi” derler.”
Buna karşılık İyilerin ölümünü anlatan ayetler;
Nahl 16/32 “Melekler, iyi durumdayken vefat ettirdikleri kişilere; “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)” derler, “Yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı olarak girin cennete.””
Fussilet 41/30-32 “Rabbimiz (Sahibimiz) Allah’tır” deyip doğru davrananlara, melekler inerek şöyle derler: “Korkmayın, kaygılanmayın; size söz verilen Cennet’le sevinin”. “Biz, dünya hayatında sizin yakın dostlarınızdık, Ahirette de öyle olacaktır. Burada gönlünüzün çektiği her şey sizindir. Olmasını arzuladığınız şeyler de sizindir. Bunlar, bağışlaması ve ikramı bol olan Allah’ın yaptığı ağırlamadır.”
Kötü bir insan öldükten sonra şöyle söyler;
Nisa 4/97-100 “Melekler, yanlışlar içindeyken canlarını aldıkları kimselere “Ne haldeydiniz?” diye soracaklar, onlar: “Biz dünyada güçsüz hale getirildik” diyecekler, Melekler de “Allah’ın toprağı yeterince geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” diyeceklerdir. Onların varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yere düşmedir o! Güçsüz hale getirilmiş, çaresiz kalmış ve bir çıkış yolu bulamamış erkekler, kadınlar ve çocuklar bu hükmün dışındadır. Allah’ın işte bunları affetmesi beklenir. Allah, çok affeder, çok bağışlar. Kim Allah yolunda hicret (göç) ederse, yeryüzünde gidecek yer ve bir genişlik bulur. Kim Allah’ın ve Elçisi’nin yolunda hicret için evinden çıkar sonra ölürse onun ödülü Allah’a ait olur. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.”
Araf 7/37 “Bir yalanı Allah’a atfeden veya ayetleri karşısında yalana sarılandan daha yanlış yapan kim olabilir? Defterlerinde yazılı suçlarının cezası onları bulacaktır[Kehf 18/49]. Elçilerimiz canlarını almaya gelince: “Hani o Allah’tan önce yardıma çağırdıklarınız?” diyecekler, onlar da “Kaybolup gittiler!” diye cevap vereceklerdir. Kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik edeceklerdir.”
Müminun 23/99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır, asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.”
Yasin 36/52 ““Ey vah! … Yatağımızdan bizi kim kaldırdı?” diyeceklerdir. Denecek ki; “İşte Rahman’ın tehdit ettiği şey. Demek ki, elçiler doğru söylemişler.””
Bu ayetlerden anlayacağımız üzere ölümden geri dönüş yoktur, bazı inanışlarda reenkarnasyon(6) inanışını da bu ayet grubu ile de ortadan kaldırılmış olmaktadır.
Zümer 39/55-60 “Farkına varmadığınız bir anda o azap gelip çatmadan önce Rabbinizden size indirilenlerin en güzeline uyun[Kur’an’a uyun].” Sonra kalkıp şöyle der: “Allah’a karşı çok kusur işledim; her şeyi kaybettim. Gerçekten ben hafife alanlardandım” Kalkıp şunu diyebilir: “Beni Allah yola getirseydi ben de çekinerek korunanlardan olurdum.” Azabı görünce şöyle de diyebilir: “Keşke elimde bir fırsat daha olsa da güzel davrananlardan olsam.” Hayır, sana bunca belgelerim geldi de sen onlar karşısında yalana sarıldın, büyüklük tasladın ve kâfirlerden oldun. Allah’a karşı yalan uyduranların, (mezardan) kalkış günü yüzlerinin kararmış olduğunu göreceksin. Büyüklük taslayanlar için Cehennem’de yer mi yok!”
Kabirde Azab Yok!
Kabirde azab olmaz, azab için Mahşerin kurulması, bu âlemin bitmesi ve yeni âlemin dizayn edilmesi gerekiyor. Yeni âlemin dizaynı için Kur’an’da ki ilgili ayetlere bakabilirsiniz, biz kabirde azab yok kısmına devam edelim.
Zümer Suresi 42nci ayetinde ruhların durumunu anlatır, Ruh Yüce Allah’ın kontrolünde, bir dahi cesede ulaşamayacak pozisyondadır.
Zümer 39/42 “Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini o belirlenmiş eceline belli bir vakte kadar salıverir. Bunda, düşünen bir topluluk için göstergeler (ayetler) vardır.”
Yüce Allah ölümüne hükmettiğini tuttuğunu söylemektedir. Çünkü bir sonraki ayet ile ruh ile bedenin buluşacağını görüyoruz ki ikisi de farkı yerlerde olmalıdır;
Tekvir 81/7 “Ruhla beden birleştirilince,”
Fatiha Suresinin bir ayetinde “hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah” der, Bunun için,
Fatiha Suresi 1/4 “Maliki yevmiddin” yani “hesap gününün” sahibi Allah’tır. Hesap gününden başka bir hesap günü olsaydı “Maliki yevmeyiddin” olmalı değil miydi? Veya daha da fazla hesap günü olsaydı bu “Maliki eyyamiddin” olmalı değil miydi? Yüce Allah’ın Fatiha’ da bildirdiği Hesap günü 1 tanedir o da mahşerdedir.(7)
Kuran-ı Kerimde Kabir azabı sorgu ve mükâfatı ile ilgili tek bir ayet yoktur. Bu sorgu durumu en başta anlattığımız ölüm anında olan ölüm meleğinin ve ruhun konuşmalarından oluşmaktadır.
Azab sadece “Dünyada” ve “Ahirette” olacaktır…
Secde Suresi 21 “Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan[*] da tattıracağız.”
Mealdeki Not Bölümü(8); [*] Bu ceza insanlara hayattayken, belki dönerler diye verilen iç huzursuzluğu, ilham ve buhrandır. İlgili diğer ayetler:
“(Şunları bilmeniz çok önemlidir:) Allah kişiye davranışlarındaki yanlışlığı da doğruluğu da ilham eder. Kim kendini geliştirirse umduğuna kavuşur, kim de kendini pis işlere sokarsa kaybeder.” (Şems 91/8-10)
“Allah, kimin yola geldiğini onaylamak isterse gönlünü İslam’a açar. Kimin de sapıttığını onaylamak isterse onun da içini daraltır; sanki göğe yükseliyor gibi olur. Allah, kendisine inanıp güvenmeyenlerdeki ızdırapları işte böyle oluşturur.” En’am 6/125
“Firavun hanedanına, belki akıllarını başlarına alırlar diye yıllar yılı kuraklık ve gelir darlığı yaşattık.” Araf 7/130
“Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk”. Zuhruf 43/48
Kabir Hayatına Gelenekçiler tarafından delil getirilen ayetlere cevap verelim;
Genelde Gelenekçiler diyorlar ki: Mu’min Suresi 46ncı ayetindeki “Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı olan azaba sokun!” denecektir.” kısmının kabir azabına dalaletidir. Buradaki sabah akşam gösterilir ibaresi kabirde yaşanılacağına dalalettir derler.
Yukarıdaki ayetlere destek olarak Tevbe Suresi 101nci ayetinde “Hem çevrenizdeki çöl Araplarından hem Medine halkından ikiyüzlülükte(münafıklıkta) uzmanlaşmış münafıklar vardır. Onları sen bilmezsin, biz biliriz. Onları iki defa azaba uğratacağız[*]. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.” [*](9) Suç ile ceza arasında denklik vardır. Bir camı kıran önce o camı taktırır sonra da ceza olarak bir cam parası verir. Böylece cezası ikiye katlanmış olur. Şu âyetlere göre bu denklik ahirette de olacaktır: “(Mezardan) kalkış günü onun cezası ikiye katlanır. Cezayı çekerken ölmez, itibarsızlaştırılır.” (Furkan 25/68) Münafıklar iki suç işlerler, biri kâfirlik, diğeri de kendilerini müslüman göstererek yaptıkları yalancılıktır. Dünyada iki kat ceza görmelerinin sebebi budur. İlgili âyet şöyledir: “Bunların kalplerinde (kâfirliklerinden dolayı) bir hastalık oluşur; Allah onlara bir hastalık (yalancılık hastalığını) da ilave eder. Yalan söylemelerine karşılık hak ettikleri de acıklı bir azaptır.” (Bakara 2/10)
Ancak bu ilgili kısmı Mü’min Suresinin 27nci ayetinden itibaren bakmalıyız. Kuran’da bütüncül okumalara ihtiyaç vardır.
“Musa: “Ben, hesap gününe inanmayıp kendini büyük gören herkesten, benim Sahibim ve sizin de Sahibiniz olan Allah’a sığınırım.” dedi. Firavun ailesinden, imanını gizleyen bir mümin kalkıp dedi ki: “Bir adamı, Sahibim Allah’tır, dediği için mi öldürüyorsunuz? Halbuki size, Sahibinizden o açık belgelerle(mucizelerle) gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanının cezasını çeker. Dürüstse, yaptığı tehditlerin bir kısmı başınıza gelebilir. Allah, aşırılık eden yalancı birini yola getirmez. Ey halkım, bugün yetki sizdedir, bu toprak sizin hâkimiyetiniz altındadır. Başımıza Allah’tan bir bela gelirse bize kim yardım eder?” Firavun dedi ki “Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum.” O mümin kişi sözlerini şöyle sürdürdü: “Ey halkım! O güçlü toplulukların yaşadıkları kötü günlerin sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum. Nuh, Ad ve Semud halkının, bir de onlardan sonrakilerin başına gelenler beni endişelendiriyor. Allah kullarına yanlış yapmaz. Ey halkım! Karşılıklı bağrışmaların olacağı günden, sizin adınıza endişeleniyorum. İşlerinizin tersine döneceği gün sizi Allah’a karşı koruyacak kimse olmaz. Allah’ın sapık saydığını, kimse doğru yolda göremez.” Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerden hep şüphe duymuş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, aşırı şüpheci birini işte böyle sapık sayar. Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan tartışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında öfkeyi büyütür. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler. Firavun: “Ey Haman! Bana yüksekçe bir kule yap; belki o yollara ulaşırım. Göklerin yollarına ulaşır da Musa’nın ilahını (tanrısını) görürüm. Ben onun, gerçekten yalancı olduğunu düşünüyorum” dedi. Bu kötü tavrı, Firavun’a güzel göründü ve asıl yoldan engellendi. Firavun’un oyunu elbette boşa çıkacaktı. Mümin olan o kimse dedi ki “Ey halkım! Bana uyun, size doğru yolu göstereyim. Ey halkım! Bu dünya hayatı kısa süreli bir yararlanmadan ibarettir. Ahiret ise yerleşip kalınacak asıl yurttur. Kim bir kötülük yaparsa yaptığının dengi dışında bir ceza görmez. İster kadın, ister erkek olsun; inanıp güvenen ve iyi iş yapan kimse de cennete girer. Orada onlara hesapsız rızık verilir. Ey halkım! Ne oluyor? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz, ne olduğunu bilmediğim bir şeyi Allah’a ortak sayarak, O’nu görmezlikten gelmemi istiyorsunuz. Ben de sizi, üstün olan, çok bağışlayan Allah’a çağırıyorum. Beni çağırdığınız şeyin, ne dünya ne de ahiretle ilgili bir çağrısının olmadığı da gerçek. Hepimizin çıkarılacağı yer, Allah’ın huzurudur. Aşırı gidenlerin, o ateşin ahalisi olacağında şüphe yoktur. Size söylediğimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Allah, kullarını görür. Allah o mümin kişiyi, kurdukları tuzağın kötü sonuçlarından korudu. Firavun ailesinin başına da kötü bir azap geldi. Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı olan azaba sokun!” denecektir. Ateşin içinde birbirlerine baskın gelmeye çalışırlarken, güçsüzler, büyük saydıkları kişilere şöyle derler: “Biz size uyan kimselerdik. Şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savarsınız değil mi?” Büyük gördükleri kişiler şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü verdi.” Ateşte olanlar, cehennem bekçilerine şöyle derler: “Rabbinize (Sahibinize) yalvarın da bu azabı, hiç değilse bir günlüğüne hafifletsin.” Mü’min 40/27-49
Mü’min Suresi 40/45-46ncı ayetlere tekrardan bakalım .” Allah o mümin kişiyi, kurdukları tuzağın kötü sonuçlarından korudu. Firavun ailesinin başına da kötü bir azap geldi. Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı[*] olan azaba sokun!” denecektir.” [*](10) Âyetteki أَشَدَّ = eşedd kelimesi sıkıca bağlama anlamına gelen شَدَّ = şedd kökünden ism-i tafdildir en sıkı şekilde bağlı demektir. Allah’ın ödülü veya cezası, kulun fiili ile doğru orantılıdır: “Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz.” (En’âm 6/160)
Yüce Allah mümin adamı öncelikle koruduğunu, yaptıklarından ötürü de firavun ailesine kötü azap geldiğini ve sabah akşam bu azabı tattıklarından bahseder. Son kısmında ise o azabın suçun orantısına göre tattırın der, yani cehennem.
Yani hangi azabtan bahsediyor Rabbimiz, sabah akşam sürekli yüz yüze kaldıkları azab nedir? Bunun açıklaması, Yakında başınıza musibetler olacağı ile ilgili bir uyarıdır. Kur’an’ da zaman kavramları dünya hayatı ile ilgili kavramlardır. Yani Ruh beden ile beraberken ki zamandan zaman kavramı vardır.
Dünya azablarına örnekler,
Sabah akşam sürekli azaba örnek ise Araf 7/130’ncu ayettir “Firavun hanedanına, belki akıllarını başlarına alırlar diye yıllar yılı kuraklık ve gelir darlığı yaşattık.”
Diğer başka dünya azablarına da bakalım;
Bakara 2/155 “Mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksilterek, sizi biraz korku ve biraz açlıkla yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz, bundan kaçış olmaz. Sen sabırlı davrananlara müjde ver.”
Zuhruf 43/48 “Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk.”
Kabir Alemi için Berzah Alemi der Gelenekçiler! Peki, öyle mi?
Furkan 25/53 “İki denizi birbirine salan odur. Biri tatlı ve lezzetli, öbürü tuzlu ve acıdır. Aralarına da bir engel, aşılmaz bir sınır koymuştur.” ve Rahman 55/19-20 “Birbirine kavuşan iki denizi salıverir. Aralarında engel vardır, karışmazlar.” Ayetlerde berzah (tatlı ve tuzlu suyun bariyer olarak birbirine karışmayacağı) vardır ve Müminun 23/99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır, asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.” ayetleri Berzah âleminden değil, ölümden dönülemeyeceğini bildiren bir perde olduğudur.
Aşağıdaki ayette ise yine hem dünya hem de ahiret diye bahsetmektedir;
İbrahim 14/27 “Allah, inanıp güvenmiş kimselerin, dünya hayatında da ahirette de o değişmez söze bağlı kalmalarını sağlar; yanlış yapanları da sapık sayar. Allah ne yaparsa kurduğu düzene göre yapar.”
Buradaki ayette ise çok ilginç olarak büyük azaptan önce yukarıdaki satırlarda da incelediğimiz bir ayeti tekrardan kullanacağız;
Secde Suresi 21 “Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan da tattıracağız.”
Bazı gelenekselciler Kur’an’da ki “2 kere öldürüp 2 kere diriltme” kısmını yanlış anlayanlara da açıklama yapmak gerekir.
Mümin 40/11 “Onlar şöyle diyeceklerdir: “Sahibimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa hayat verdin. Suçlarımızı itiraf da ettik. Buradan çıkışın bir yolu vardır, değil mi?.”” bunu yorumlamak 4 ayeti daha bilmek lazım,
Bakara 2/28 “Allah’a karşı nasıl iyilikbilmez olursunuz! Cansız haldeydiniz, size canı O verdi! Sonra sizi cansız hale getirecek ve yeniden can verecektir. Sonra O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.” Kur’an’ da cansız yani yokluk ile başlayıp yani henüz oluşturulmama aşaması, yoktan var edilme durumu ile diriltme, sonra canlarımızın teslimi, sonra ikinci sur ile kıyama kalkıp tekrar diriltilme ve Allah’a döndürülme olacağından bahseder. Bu durum anlatılırken kabir ile ilgili bir bölümü geçmemektedir. Başka deliller ise,
Mülk 67/2 “Ölümü ve hayatı yaratan odur. Bunlar; hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. O güçlüdür, bağışlayıcıdır.” Önce ölümü sonra hayatı der, bu da Bakara 2/28’i destekler niteliktedir. Yokluk(ölüm) ve varlık(hayat) ortaya çıkma anlamındadır.
Bu ayetleri destekleyen ayetlere de bakalım,
Saffat 37/58-59 “(Cennetteki arkadaşına döner ve şöyle der:) Artık bize ölüm yok; değil mi? Sadece ilk ölümümüz dışında bir şey yok, değil mi? Artık bize azap da çektirilmeyecek”.” Hayattan sonra ölüm tatmak bir defadır, ahirette ölüm yoktur.
Duhan 44/56 “Orada ilk ölüm olan uyku dışında bir ölüm tatmayacaklar, Allah onları alevli ateşin azabından korumuş olacaktır.”
Ayetlerden de anlayacağımız üzere kabirde ölüm ve diriltme olsa 3 defa ölüm ve diriltme olması lazımdır. Ancak Kuran-ı Kerim’ de bu yoktur.
Kur’an-ı Kerim; hem bu dünyayı, hem de ahreti düzgün yaşatabilir. Nahl 16/97 “Erkek olsun, kadın olsun, kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa ona güzel bir hayat yaşatırız. Ödüllerini de yaptıklarının en güzeline göre veririz.”
Gelenekçilerin kabul ettiği ancak Kur’an’da böyle geçmeyen iman esaslarına da bir bakalım;
Amentü billahi ve melâiketihi,
ve kütübihî ve rusülihî ve’l yevmi’l-âhıri
ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ
ve’l-ba’sü ba’de’l mevt.
Haggun, Eşhedü en lâ ilâhe illAllâh ve eşhedü enne
Muhammeden abdühû ve rasûlühü.(11)
“Ben Allâh-ü Te’âlâ’ya, meleklerine, kitaplarına,
Resullerine, âhiret gününe, kadere; hayır ve şerrin
Allâh-ü Te’âlâ’nın yaratmasıyla olduğuna inandım.
Öldükten sonra dirilmek de haktır. Ben şahadet ederim ki,
Allâh-ü Te’âlâ’dan başka ilâh yoktur. Ve yine şahadet
ederim ki, Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) O’nun
kulu ve resulüdür.”
Burada da görüldüğü üzere Gelenekçilerin uydurduğu imanın şartlarında bile Kabir Hayatı İmanın esaslarında da yoktur. Kur’an’da imanı ise şu ayette görebiliriz Bakara 2/177 “… İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır.”
Gelenekselcilerin ve bu kişilere inananların öncelikle; cehennem azabının sözde kabir azabı ile karşılaştırma yapmaları gerektiğini belirtmekte gerekir, çünkü Cehenneme şirk günahı ile girene ölüm olmadığı ve sonsuz azab yaşanacağı bilgisi Kur’an ile sabit olmasına karşılık, çevremizdeki kişiler cehennemdeki azaba göre kabirdeki azabtan daha çok korkması ise ayrı bir noktadır. Yukarıdaki verdiğimiz bilgilerde 79 ayete başvurduk. Aslında Kur’an’a bütüncül bakılmasıyla alakalı delili de ortaya koymuşta oluyoruz. Kabir azabı ile ilgili konuya baktığımızda büyük resmi de aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Bütüncül baktığımız zaman “Kabir Azabı” yüce Allah’ın Kur’an’da belirttiği adalet sistemine de aykırı olmaktadır. Bunlarla ilgili olarak birkaç ayete daha başvurup kafamızdaki tüm sorulara cevap verip yazımızı tamamlamak istiyoruz. Ancak burada yapacağımız açıklamalarda sadece sure ve ayet numaralarını vereceğiz ve araştırmasını bu sefer size bırakacağız. Kur’an-ı Kerim’e baktığınız zaman bütün yaratılmışlar ahirette sorgulanacağını (Hicr 15/92 Zuhruf 43/44 Tekasür 102/8), Nebiler ve tanıklar getirileceği (Zümer 39/69), suçluların ağızları mühürlenerek ellerinin, ayaklarının (Yasin 36/65) dilleri (Nur 24/24), kulakları, gözleri ve derileri şahitlik edeceğini (Fussilet 41/20), herkes kendi kitabını okuyacağını [dünyada yapıp ettiklerini] (İsra 17/14), kitabı okurken tüm suçlarının orada kayıt altında olduğunu (Kehf 18/49), suçlu olduklarını (Araf 7/37) ve tüm bu olanlara kişi kendisi şahit olduğunu (Enam 6/130) göreceksiniz. Kur’an-ı Kerim’in tamamına baktığımızda ise Kabir hayatında bir sorgulama yapılacağı ise bildirilmemektedir. Şura 42/21'de Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Yoksa bu dinde onlar için, Allah'ın onaylamadığı kurallar koyan ortakları mı var? Eğer hesabın mahşere bırakıldığı sözü olmasaydı hemen yargılanırlardı. Yanlış yapanlar için acıklı bir azap vardır.". Adil olan ve kullarından da adil olmasını isteyen Yüce Rabbimiz vefat ettirdiği kuluna mahkeme kurmadan ceza vermesi düşünülemez. “Kabir azabı vardır”, “Kabir azabı haktır” gibi kalıplaşmış sözler aslında Yüce Allah’ın adil olmadığını söylemiş oluyorlar. Sözlerimizin gittiği adresi iyi bilmeliyiz. Özellikle konu Yüce Rabbimiz ve Din üzerine oluyorsa. Amellerin boşa gitmesini kimse istemeyecektir, bunun için de sağlam duruşlu olanlardan olmalıyız.
————–
Kaynakça:
1) DİA – yıl: 2011, cilt: 40, sayfa: 404-406
2) DİA – yıl: 2006, cilt: 32, sayfa: 14-15
3) DİA – yıl: 2006, cilt: 32, sayfa: 14-15
4) DİA – yıl: 2006, cilt: 32, sayfa: 14-15
5) “Kur’an ve Sünnet Temelinde Kur’an’ı Anlama Usulu” Yazar: Dr. Fatih Orum
6) “Sözlükte “gidermek, bir şeyi silip yok etmek” anlamındaki nesh kökünden türeyen tenâsüh “bir şeyi olduğu gibi başka bir yere nakletmek veya kopyalamak, bir şeyi iptal ederek başka bir şeyi onun yerine koymak” gibi mânalara gelir (Lisânü’l-‘Arab, “nsħ” md.; Tâcü’l-‘arûs, “nsħ” md.).” Detaylı bilgi için DIA – TENÂSÜH yıl: 2011, cilt: 40, sayfa: 441-443 Ruh göçünü ifade eden terim. Yazan: Ali İhsan Yitik
7) Prof.Dr. Mehmet Okuyan, Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?, Etüt Yayınları, Samsun, 2007 s.305-308
8) Süleymaniye Vakfı Meali Secde 32/21 ayetinin dip notu
9) Süleymaniye Vakfı Meali Tevbe 9/101 ayetinin dip notu
10) Süleymaniye Vakfı Meali Mü’min 40/46 ayetinin dip notu
11) DİA – Amentü Maddesi yıl: 1991, cilt: 3, sayfa: 28-30 İslam dininin iman esaslarını ana hatlarıyla ifade eden terim. Yusuf Şevki Yavuz
Yazan: Tolga Karagöz
Aslında Kabir Azabı var mı konusu yerine tartışmamız gereken daha önemli mevzular olmasına rağmen kabir hayatı ve kabir azabı üzerinden insanların zihinlerini etkilemekte, aslında hayat açısından pekte önemsiz olan bir kısma yönelmelerine ve vakit harcayıp kafa yormaları sağlanmaktadır. Geleneksel İslam’ın bu konuya bakış açısı insanları etkileyen en büyük etmendir. Mevtanın kabrine defni sonrasında imamın “Telkin vermesi”(1), sözde “Münker”(2) ve “Nekir”(3) meleklerinin gelip önceden herkesin ezberleyeceği cevapları olan; “Rabbin kim, Resul kim, Kitabın ne vb.”(4) basit soruları sorması ve cevap veremeyenlere ise burada azab edilmesiyle mahşer sabahına kadar devam edecek bir durumdan bahsedilir. Kur’an’dan ne kadar uzak kalırsak Allah’ın has dininin içerisine olmadık ve umulmadık hurafeler böyle yavaş yavaş dine eklenmeye başlar. Bizler yüce Allah’ın dinini Resulullah’ın tebliğ ettiği Kur’an’dan, yine Resulullah’a öğretilen Hikmet ilmiyle ki bilenler topluluğu ve ilgili konunun uzmanıyla Kur’an’ı anlama yöntemiyle(5) tüm bunlar çözülebilecek durumdadır. Ancak insanlar ayetler arasındaki ilişkiler ağına()Nisa 4/82) bakmaksızın, parçacı okumalarla, hikmetten ve Kur’an’ı anlama yöntemine başvurmaksınız böyle hurafe anlatımları daha çekici bulup öğrendiklerini de doğru kabul ediyorlar.
Bireysel olarak “Kabir Hayatını” ve “Kabir Azabını” görmek için öncelikle bireysel olarak küçük kıyameti yaşamalıyız, yani öncelikle beden ruh ilişkisinin kesilmesi ve canımızı teslim etmemiz gerekmektedir. Bunu yaşamadan da öğrenebiliriz, öncelikle Kur’an-ı Kerim’ de ölüm anından bahseden ayetlere bir göz atalım.
Ölüm Anı
İnsanın ölüm anında mümin mi kâfir mi olduğu Allah nezdinde bellidir. Bunu aşağıdaki ayetlerden anlayabiliyoruz.
Kötü insanların ölümünü anlatan ayetler:
Nahl 16/28 ve Nahl 16/29 “Kendilerini kötü duruma düşürmüşken, meleklerin vefat ettirdiği kimseler hemen teslimiyet gösterir ve “Kötü bir şey yapmıyorduk ki!” derler. Allah ne yaptığınızı bilir. “Haydi, girin Cehennem’in kapılarından. Hep orada kalacaksınız. Büyüklük taslayanların yerleşecekleri yer ne kötüdür!”
Enam 6/93 “Bir yalanı Allah’a atfedenden veya kendisine bir şey vahyedilmemiş iken “Bana vahiy geldi” diyen yahut “Allah’ın indirdiği gibisini ben de indireceğim” sözünü söyleyen kişinin yaptığından daha büyük yanlışı kim yapabilir? Ölümün bütün etkileri ortaya çıktığında yanlışlar içindeki o kimseleri bir görsen. Melekler ellerini uzatıp şöyle derler: “Ruhlarınızı çıkarın. Bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız. Bu ceza, Allah’a karşı gerçek dışı şeyler söylemiş olmanıza ve büyüklük taslayarak âyetlerinden uzaklaşmanıza karşılıktır.”
Enfal 8/50 “Melekler canlarını alırken o kâfirleri bir görsen; yüzlerine ve arkalarına vurarak onlara: “Yangın azabını tadın şimdi” derler.”
Buna karşılık İyilerin ölümünü anlatan ayetler;
Nahl 16/32 “Melekler, iyi durumdayken vefat ettirdikleri kişilere; “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)” derler, “Yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı olarak girin cennete.””
Fussilet 41/30-32 “Rabbimiz (Sahibimiz) Allah’tır” deyip doğru davrananlara, melekler inerek şöyle derler: “Korkmayın, kaygılanmayın; size söz verilen Cennet’le sevinin”. “Biz, dünya hayatında sizin yakın dostlarınızdık, Ahirette de öyle olacaktır. Burada gönlünüzün çektiği her şey sizindir. Olmasını arzuladığınız şeyler de sizindir. Bunlar, bağışlaması ve ikramı bol olan Allah’ın yaptığı ağırlamadır.”
Kötü bir insan öldükten sonra şöyle söyler;
Nisa 4/97-100 “Melekler, yanlışlar içindeyken canlarını aldıkları kimselere “Ne haldeydiniz?” diye soracaklar, onlar: “Biz dünyada güçsüz hale getirildik” diyecekler, Melekler de “Allah’ın toprağı yeterince geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” diyeceklerdir. Onların varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yere düşmedir o! Güçsüz hale getirilmiş, çaresiz kalmış ve bir çıkış yolu bulamamış erkekler, kadınlar ve çocuklar bu hükmün dışındadır. Allah’ın işte bunları affetmesi beklenir. Allah, çok affeder, çok bağışlar. Kim Allah yolunda hicret (göç) ederse, yeryüzünde gidecek yer ve bir genişlik bulur. Kim Allah’ın ve Elçisi’nin yolunda hicret için evinden çıkar sonra ölürse onun ödülü Allah’a ait olur. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.”
Araf 7/37 “Bir yalanı Allah’a atfeden veya ayetleri karşısında yalana sarılandan daha yanlış yapan kim olabilir? Defterlerinde yazılı suçlarının cezası onları bulacaktır[Kehf 18/49]. Elçilerimiz canlarını almaya gelince: “Hani o Allah’tan önce yardıma çağırdıklarınız?” diyecekler, onlar da “Kaybolup gittiler!” diye cevap vereceklerdir. Kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik edeceklerdir.”
Müminun 23/99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır, asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.”
Yasin 36/52 ““Ey vah! … Yatağımızdan bizi kim kaldırdı?” diyeceklerdir. Denecek ki; “İşte Rahman’ın tehdit ettiği şey. Demek ki, elçiler doğru söylemişler.””
Bu ayetlerden anlayacağımız üzere ölümden geri dönüş yoktur, bazı inanışlarda reenkarnasyon(6) inanışını da bu ayet grubu ile de ortadan kaldırılmış olmaktadır.
Zümer 39/55-60 “Farkına varmadığınız bir anda o azap gelip çatmadan önce Rabbinizden size indirilenlerin en güzeline uyun[Kur’an’a uyun].” Sonra kalkıp şöyle der: “Allah’a karşı çok kusur işledim; her şeyi kaybettim. Gerçekten ben hafife alanlardandım” Kalkıp şunu diyebilir: “Beni Allah yola getirseydi ben de çekinerek korunanlardan olurdum.” Azabı görünce şöyle de diyebilir: “Keşke elimde bir fırsat daha olsa da güzel davrananlardan olsam.” Hayır, sana bunca belgelerim geldi de sen onlar karşısında yalana sarıldın, büyüklük tasladın ve kâfirlerden oldun. Allah’a karşı yalan uyduranların, (mezardan) kalkış günü yüzlerinin kararmış olduğunu göreceksin. Büyüklük taslayanlar için Cehennem’de yer mi yok!”
Kabirde Azab Yok!
Kabirde azab olmaz, azab için Mahşerin kurulması, bu âlemin bitmesi ve yeni âlemin dizayn edilmesi gerekiyor. Yeni âlemin dizaynı için Kur’an’da ki ilgili ayetlere bakabilirsiniz, biz kabirde azab yok kısmına devam edelim.
Zümer Suresi 42nci ayetinde ruhların durumunu anlatır, Ruh Yüce Allah’ın kontrolünde, bir dahi cesede ulaşamayacak pozisyondadır.
Zümer 39/42 “Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini o belirlenmiş eceline belli bir vakte kadar salıverir. Bunda, düşünen bir topluluk için göstergeler (ayetler) vardır.”
Yüce Allah ölümüne hükmettiğini tuttuğunu söylemektedir. Çünkü bir sonraki ayet ile ruh ile bedenin buluşacağını görüyoruz ki ikisi de farkı yerlerde olmalıdır;
Tekvir 81/7 “Ruhla beden birleştirilince,”
Fatiha Suresinin bir ayetinde “hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah” der, Bunun için,
Fatiha Suresi 1/4 “Maliki yevmiddin” yani “hesap gününün” sahibi Allah’tır. Hesap gününden başka bir hesap günü olsaydı “Maliki yevmeyiddin” olmalı değil miydi? Veya daha da fazla hesap günü olsaydı bu “Maliki eyyamiddin” olmalı değil miydi? Yüce Allah’ın Fatiha’ da bildirdiği Hesap günü 1 tanedir o da mahşerdedir.(7)
Kuran-ı Kerimde Kabir azabı sorgu ve mükâfatı ile ilgili tek bir ayet yoktur. Bu sorgu durumu en başta anlattığımız ölüm anında olan ölüm meleğinin ve ruhun konuşmalarından oluşmaktadır.
Azab sadece “Dünyada” ve “Ahirette” olacaktır…
Secde Suresi 21 “Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan[*] da tattıracağız.”
Mealdeki Not Bölümü(8); [*] Bu ceza insanlara hayattayken, belki dönerler diye verilen iç huzursuzluğu, ilham ve buhrandır. İlgili diğer ayetler:
“(Şunları bilmeniz çok önemlidir:) Allah kişiye davranışlarındaki yanlışlığı da doğruluğu da ilham eder. Kim kendini geliştirirse umduğuna kavuşur, kim de kendini pis işlere sokarsa kaybeder.” (Şems 91/8-10)
“Allah, kimin yola geldiğini onaylamak isterse gönlünü İslam’a açar. Kimin de sapıttığını onaylamak isterse onun da içini daraltır; sanki göğe yükseliyor gibi olur. Allah, kendisine inanıp güvenmeyenlerdeki ızdırapları işte böyle oluşturur.” En’am 6/125
“Firavun hanedanına, belki akıllarını başlarına alırlar diye yıllar yılı kuraklık ve gelir darlığı yaşattık.” Araf 7/130
“Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk”. Zuhruf 43/48
"(Hud'un kavmi) Ad, yeryüzünde haksız yere büyüklendi ve "Bizden güçlü kimmiş!" dediler.[Ad kavminin güçlü özellikleri için bkz. A'raf 7/69, Hud 11/52] Onları yaratan Allah'ın daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı. Bu yüzden onlara, kara günlerde, soğuk ve şiddetli bir rüzgar gönderdik ki dünya hayatında rezil edici azabı tattıralım. Ahiretteki azap daha da rezil edici olacak ve yardım göremeyeceklerdir." Fussilet 43/15-16
Kabir Hayatına Gelenekçiler tarafından delil getirilen ayetlere cevap verelim;
Genelde Gelenekçiler diyorlar ki: Mu’min Suresi 46ncı ayetindeki “Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı olan azaba sokun!” denecektir.” kısmının kabir azabına dalaletidir. Buradaki sabah akşam gösterilir ibaresi kabirde yaşanılacağına dalalettir derler.
Yukarıdaki ayetlere destek olarak Tevbe Suresi 101nci ayetinde “Hem çevrenizdeki çöl Araplarından hem Medine halkından ikiyüzlülükte(münafıklıkta) uzmanlaşmış münafıklar vardır. Onları sen bilmezsin, biz biliriz. Onları iki defa azaba uğratacağız[*]. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.” [*](9) Suç ile ceza arasında denklik vardır. Bir camı kıran önce o camı taktırır sonra da ceza olarak bir cam parası verir. Böylece cezası ikiye katlanmış olur. Şu âyetlere göre bu denklik ahirette de olacaktır: “(Mezardan) kalkış günü onun cezası ikiye katlanır. Cezayı çekerken ölmez, itibarsızlaştırılır.” (Furkan 25/68) Münafıklar iki suç işlerler, biri kâfirlik, diğeri de kendilerini müslüman göstererek yaptıkları yalancılıktır. Dünyada iki kat ceza görmelerinin sebebi budur. İlgili âyet şöyledir: “Bunların kalplerinde (kâfirliklerinden dolayı) bir hastalık oluşur; Allah onlara bir hastalık (yalancılık hastalığını) da ilave eder. Yalan söylemelerine karşılık hak ettikleri de acıklı bir azaptır.” (Bakara 2/10)
Ancak bu ilgili kısmı Mü’min Suresinin 27nci ayetinden itibaren bakmalıyız. Kuran’da bütüncül okumalara ihtiyaç vardır.
“Musa: “Ben, hesap gününe inanmayıp kendini büyük gören herkesten, benim Sahibim ve sizin de Sahibiniz olan Allah’a sığınırım.” dedi. Firavun ailesinden, imanını gizleyen bir mümin kalkıp dedi ki: “Bir adamı, Sahibim Allah’tır, dediği için mi öldürüyorsunuz? Halbuki size, Sahibinizden o açık belgelerle(mucizelerle) gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanının cezasını çeker. Dürüstse, yaptığı tehditlerin bir kısmı başınıza gelebilir. Allah, aşırılık eden yalancı birini yola getirmez. Ey halkım, bugün yetki sizdedir, bu toprak sizin hâkimiyetiniz altındadır. Başımıza Allah’tan bir bela gelirse bize kim yardım eder?” Firavun dedi ki “Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum.” O mümin kişi sözlerini şöyle sürdürdü: “Ey halkım! O güçlü toplulukların yaşadıkları kötü günlerin sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum. Nuh, Ad ve Semud halkının, bir de onlardan sonrakilerin başına gelenler beni endişelendiriyor. Allah kullarına yanlış yapmaz. Ey halkım! Karşılıklı bağrışmaların olacağı günden, sizin adınıza endişeleniyorum. İşlerinizin tersine döneceği gün sizi Allah’a karşı koruyacak kimse olmaz. Allah’ın sapık saydığını, kimse doğru yolda göremez.” Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerden hep şüphe duymuş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, aşırı şüpheci birini işte böyle sapık sayar. Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan tartışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında öfkeyi büyütür. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler. Firavun: “Ey Haman! Bana yüksekçe bir kule yap; belki o yollara ulaşırım. Göklerin yollarına ulaşır da Musa’nın ilahını (tanrısını) görürüm. Ben onun, gerçekten yalancı olduğunu düşünüyorum” dedi. Bu kötü tavrı, Firavun’a güzel göründü ve asıl yoldan engellendi. Firavun’un oyunu elbette boşa çıkacaktı. Mümin olan o kimse dedi ki “Ey halkım! Bana uyun, size doğru yolu göstereyim. Ey halkım! Bu dünya hayatı kısa süreli bir yararlanmadan ibarettir. Ahiret ise yerleşip kalınacak asıl yurttur. Kim bir kötülük yaparsa yaptığının dengi dışında bir ceza görmez. İster kadın, ister erkek olsun; inanıp güvenen ve iyi iş yapan kimse de cennete girer. Orada onlara hesapsız rızık verilir. Ey halkım! Ne oluyor? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz, ne olduğunu bilmediğim bir şeyi Allah’a ortak sayarak, O’nu görmezlikten gelmemi istiyorsunuz. Ben de sizi, üstün olan, çok bağışlayan Allah’a çağırıyorum. Beni çağırdığınız şeyin, ne dünya ne de ahiretle ilgili bir çağrısının olmadığı da gerçek. Hepimizin çıkarılacağı yer, Allah’ın huzurudur. Aşırı gidenlerin, o ateşin ahalisi olacağında şüphe yoktur. Size söylediğimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Allah, kullarını görür. Allah o mümin kişiyi, kurdukları tuzağın kötü sonuçlarından korudu. Firavun ailesinin başına da kötü bir azap geldi. Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı olan azaba sokun!” denecektir. Ateşin içinde birbirlerine baskın gelmeye çalışırlarken, güçsüzler, büyük saydıkları kişilere şöyle derler: “Biz size uyan kimselerdik. Şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savarsınız değil mi?” Büyük gördükleri kişiler şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü verdi.” Ateşte olanlar, cehennem bekçilerine şöyle derler: “Rabbinize (Sahibinize) yalvarın da bu azabı, hiç değilse bir günlüğüne hafifletsin.” Mü’min 40/27-49
Mü’min Suresi 40/45-46ncı ayetlere tekrardan bakalım .” Allah o mümin kişiyi, kurdukları tuzağın kötü sonuçlarından korudu. Firavun ailesinin başına da kötü bir azap geldi. Ateş azabı (içlerini yaktı). Sabah akşam sürekli onunla yüz yüze geliyorlardı. Kıyamet saati geldiğinde de “Firavun hanedanını, suçları ile en orantılı[*] olan azaba sokun!” denecektir.” [*](10) Âyetteki أَشَدَّ = eşedd kelimesi sıkıca bağlama anlamına gelen شَدَّ = şedd kökünden ism-i tafdildir en sıkı şekilde bağlı demektir. Allah’ın ödülü veya cezası, kulun fiili ile doğru orantılıdır: “Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz.” (En’âm 6/160)
Yüce Allah mümin adamı öncelikle koruduğunu, yaptıklarından ötürü de firavun ailesine kötü azap geldiğini ve sabah akşam bu azabı tattıklarından bahseder. Son kısmında ise o azabın suçun orantısına göre tattırın der, yani cehennem.
Yani hangi azabtan bahsediyor Rabbimiz, sabah akşam sürekli yüz yüze kaldıkları azab nedir? Bunun açıklaması, Yakında başınıza musibetler olacağı ile ilgili bir uyarıdır. Kur’an’ da zaman kavramları dünya hayatı ile ilgili kavramlardır. Yani Ruh beden ile beraberken ki zamandan zaman kavramı vardır.
Dünya azablarına örnekler,
Sabah akşam sürekli azaba örnek ise Araf 7/130’ncu ayettir “Firavun hanedanına, belki akıllarını başlarına alırlar diye yıllar yılı kuraklık ve gelir darlığı yaşattık.”
Diğer başka dünya azablarına da bakalım;
Bakara 2/155 “Mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksilterek, sizi biraz korku ve biraz açlıkla yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz, bundan kaçış olmaz. Sen sabırlı davrananlara müjde ver.”
Zuhruf 43/48 “Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk.”
Kabir Alemi için Berzah Alemi der Gelenekçiler! Peki, öyle mi?
Furkan 25/53 “İki denizi birbirine salan odur. Biri tatlı ve lezzetli, öbürü tuzlu ve acıdır. Aralarına da bir engel, aşılmaz bir sınır koymuştur.” ve Rahman 55/19-20 “Birbirine kavuşan iki denizi salıverir. Aralarında engel vardır, karışmazlar.” Ayetlerde berzah (tatlı ve tuzlu suyun bariyer olarak birbirine karışmayacağı) vardır ve Müminun 23/99-100 “Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır, asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.” ayetleri Berzah âleminden değil, ölümden dönülemeyeceğini bildiren bir perde olduğudur.
Aşağıdaki ayette ise yine hem dünya hem de ahiret diye bahsetmektedir;
İbrahim 14/27 “Allah, inanıp güvenmiş kimselerin, dünya hayatında da ahirette de o değişmez söze bağlı kalmalarını sağlar; yanlış yapanları da sapık sayar. Allah ne yaparsa kurduğu düzene göre yapar.”
Buradaki ayette ise çok ilginç olarak büyük azaptan önce yukarıdaki satırlarda da incelediğimiz bir ayeti tekrardan kullanacağız;
Secde Suresi 21 “Belki vazgeçerler diye büyük azaptan önce onlara kesinlikle küçük azaptan da tattıracağız.”
Bazı gelenekselciler Kur’an’da ki “2 kere öldürüp 2 kere diriltme” kısmını yanlış anlayanlara da açıklama yapmak gerekir.
Mümin 40/11 “Onlar şöyle diyeceklerdir: “Sahibimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa hayat verdin. Suçlarımızı itiraf da ettik. Buradan çıkışın bir yolu vardır, değil mi?.”” bunu yorumlamak 4 ayeti daha bilmek lazım,
Bakara 2/28 “Allah’a karşı nasıl iyilikbilmez olursunuz! Cansız haldeydiniz, size canı O verdi! Sonra sizi cansız hale getirecek ve yeniden can verecektir. Sonra O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.” Kur’an’ da cansız yani yokluk ile başlayıp yani henüz oluşturulmama aşaması, yoktan var edilme durumu ile diriltme, sonra canlarımızın teslimi, sonra ikinci sur ile kıyama kalkıp tekrar diriltilme ve Allah’a döndürülme olacağından bahseder. Bu durum anlatılırken kabir ile ilgili bir bölümü geçmemektedir. Başka deliller ise,
Mülk 67/2 “Ölümü ve hayatı yaratan odur. Bunlar; hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek içindir. O güçlüdür, bağışlayıcıdır.” Önce ölümü sonra hayatı der, bu da Bakara 2/28’i destekler niteliktedir. Yokluk(ölüm) ve varlık(hayat) ortaya çıkma anlamındadır.
Bu ayetleri destekleyen ayetlere de bakalım,
Saffat 37/58-59 “(Cennetteki arkadaşına döner ve şöyle der:) Artık bize ölüm yok; değil mi? Sadece ilk ölümümüz dışında bir şey yok, değil mi? Artık bize azap da çektirilmeyecek”.” Hayattan sonra ölüm tatmak bir defadır, ahirette ölüm yoktur.
Duhan 44/56 “Orada ilk ölüm olan uyku dışında bir ölüm tatmayacaklar, Allah onları alevli ateşin azabından korumuş olacaktır.”
Ayetlerden de anlayacağımız üzere kabirde ölüm ve diriltme olsa 3 defa ölüm ve diriltme olması lazımdır. Ancak Kuran-ı Kerim’ de bu yoktur.
Kur’an-ı Kerim; hem bu dünyayı, hem de ahreti düzgün yaşatabilir. Nahl 16/97 “Erkek olsun, kadın olsun, kim inanıp güvenir ve iyi iş yaparsa ona güzel bir hayat yaşatırız. Ödüllerini de yaptıklarının en güzeline göre veririz.”
Gelenekçilerin kabul ettiği ancak Kur’an’da böyle geçmeyen iman esaslarına da bir bakalım;
Amentü billahi ve melâiketihi,
ve kütübihî ve rusülihî ve’l yevmi’l-âhıri
ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ
ve’l-ba’sü ba’de’l mevt.
Haggun, Eşhedü en lâ ilâhe illAllâh ve eşhedü enne
Muhammeden abdühû ve rasûlühü.(11)
“Ben Allâh-ü Te’âlâ’ya, meleklerine, kitaplarına,
Resullerine, âhiret gününe, kadere; hayır ve şerrin
Allâh-ü Te’âlâ’nın yaratmasıyla olduğuna inandım.
Öldükten sonra dirilmek de haktır. Ben şahadet ederim ki,
Allâh-ü Te’âlâ’dan başka ilâh yoktur. Ve yine şahadet
ederim ki, Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) O’nun
kulu ve resulüdür.”
Burada da görüldüğü üzere Gelenekçilerin uydurduğu imanın şartlarında bile Kabir Hayatı İmanın esaslarında da yoktur. Kur’an’da imanı ise şu ayette görebiliriz Bakara 2/177 “… İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır.”
Gelenekselcilerin ve bu kişilere inananların öncelikle; cehennem azabının sözde kabir azabı ile karşılaştırma yapmaları gerektiğini belirtmekte gerekir, çünkü Cehenneme şirk günahı ile girene ölüm olmadığı ve sonsuz azab yaşanacağı bilgisi Kur’an ile sabit olmasına karşılık, çevremizdeki kişiler cehennemdeki azaba göre kabirdeki azabtan daha çok korkması ise ayrı bir noktadır. Yukarıdaki verdiğimiz bilgilerde 79 ayete başvurduk. Aslında Kur’an’a bütüncül bakılmasıyla alakalı delili de ortaya koymuşta oluyoruz. Kabir azabı ile ilgili konuya baktığımızda büyük resmi de aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Bütüncül baktığımız zaman “Kabir Azabı” yüce Allah’ın Kur’an’da belirttiği adalet sistemine de aykırı olmaktadır. Bunlarla ilgili olarak birkaç ayete daha başvurup kafamızdaki tüm sorulara cevap verip yazımızı tamamlamak istiyoruz. Ancak burada yapacağımız açıklamalarda sadece sure ve ayet numaralarını vereceğiz ve araştırmasını bu sefer size bırakacağız. Kur’an-ı Kerim’e baktığınız zaman bütün yaratılmışlar ahirette sorgulanacağını (Hicr 15/92 Zuhruf 43/44 Tekasür 102/8), Nebiler ve tanıklar getirileceği (Zümer 39/69), suçluların ağızları mühürlenerek ellerinin, ayaklarının (Yasin 36/65) dilleri (Nur 24/24), kulakları, gözleri ve derileri şahitlik edeceğini (Fussilet 41/20), herkes kendi kitabını okuyacağını [dünyada yapıp ettiklerini] (İsra 17/14), kitabı okurken tüm suçlarının orada kayıt altında olduğunu (Kehf 18/49), suçlu olduklarını (Araf 7/37) ve tüm bu olanlara kişi kendisi şahit olduğunu (Enam 6/130) göreceksiniz. Kur’an-ı Kerim’in tamamına baktığımızda ise Kabir hayatında bir sorgulama yapılacağı ise bildirilmemektedir. Şura 42/21'de Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Yoksa bu dinde onlar için, Allah'ın onaylamadığı kurallar koyan ortakları mı var? Eğer hesabın mahşere bırakıldığı sözü olmasaydı hemen yargılanırlardı. Yanlış yapanlar için acıklı bir azap vardır.". Adil olan ve kullarından da adil olmasını isteyen Yüce Rabbimiz vefat ettirdiği kuluna mahkeme kurmadan ceza vermesi düşünülemez. “Kabir azabı vardır”, “Kabir azabı haktır” gibi kalıplaşmış sözler aslında Yüce Allah’ın adil olmadığını söylemiş oluyorlar. Sözlerimizin gittiği adresi iyi bilmeliyiz. Özellikle konu Yüce Rabbimiz ve Din üzerine oluyorsa. Amellerin boşa gitmesini kimse istemeyecektir, bunun için de sağlam duruşlu olanlardan olmalıyız.
————–
Kaynakça:
1) DİA – yıl: 2011, cilt: 40, sayfa: 404-406
2) DİA – yıl: 2006, cilt: 32, sayfa: 14-15
3) DİA – yıl: 2006, cilt: 32, sayfa: 14-15
4) DİA – yıl: 2006, cilt: 32, sayfa: 14-15
5) “Kur’an ve Sünnet Temelinde Kur’an’ı Anlama Usulu” Yazar: Dr. Fatih Orum
6) “Sözlükte “gidermek, bir şeyi silip yok etmek” anlamındaki nesh kökünden türeyen tenâsüh “bir şeyi olduğu gibi başka bir yere nakletmek veya kopyalamak, bir şeyi iptal ederek başka bir şeyi onun yerine koymak” gibi mânalara gelir (Lisânü’l-‘Arab, “nsħ” md.; Tâcü’l-‘arûs, “nsħ” md.).” Detaylı bilgi için DIA – TENÂSÜH yıl: 2011, cilt: 40, sayfa: 441-443 Ruh göçünü ifade eden terim. Yazan: Ali İhsan Yitik
7) Prof.Dr. Mehmet Okuyan, Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?, Etüt Yayınları, Samsun, 2007 s.305-308
8) Süleymaniye Vakfı Meali Secde 32/21 ayetinin dip notu
9) Süleymaniye Vakfı Meali Tevbe 9/101 ayetinin dip notu
10) Süleymaniye Vakfı Meali Mü’min 40/46 ayetinin dip notu
11) DİA – Amentü Maddesi yıl: 1991, cilt: 3, sayfa: 28-30 İslam dininin iman esaslarını ana hatlarıyla ifade eden terim. Yusuf Şevki Yavuz
Yazan: Tolga Karagöz
KUR’AN’ DA SALÂT (NAMAZ) KAVRAMI
"Kur’an’ da Salât kavramı namaz değildir", "İslam’ da şekilsel ibadet yoktur" diye düşünen ve bu yolla insanların akıllarını karıştıran mihraklar çıkagelmiştir. Şimdi bu iddialar ile ilgili olarak yine başvuracağımız ana kaynak Kur’an-ı Kerim’ dir.
Namaz gerek İslami dinlerde gerekse İslam’ın diğer farklı mezhep inanışlarında uygulama şeklinde bugüne kadar mütevatir olarak nesilden nesile aktarılmıştır. Namazın şekilselliğini anlamak için Kur’an-ı Kerim’ de ki ayetlere baktığımızda:
Maide Suresi 6ncı Ayeti: “Ey inanıp güvenenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı ve ayak bileği kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin[1*]. Eğer cünüp olmuşsanız[2*] yıkanın. Hasta veya yolcu olur yahut sizden biri ayak yolundan[3*] gelir ya da kadınlarınızla birlikte olur da [4*] su bulamazsanız, temiz yüzeye (toprağa) yönelin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah, size güçlük çıkarmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak[5*] ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz.” [1*] -Mesh: Bir şeyin üzerine elle dokunma. [2*] Cünüp: Cinsel ilişkiyle veya başka yolla meyana gelen orgazm hali. [3*] Kişinin boşaltma ihtiyacını giderdiği yer, tuvalet, hela [4*] Cinsel ilişkide bulunursanız. Cünüplük de bu kapsamda yer alır. [5*] Enfal 8/11: O gün güven içinde sizi uykuya daldırmış, sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırmıştı
Eğer ki reformcuların iddia ettiği gibi salât sadece destekten ibaret ise; her destekten önce abdest almanın mantığı nedir? Abdestsizken kimse desteklenemez mi? Destek için uyanmak ve abdestli olmak şartı nasıl izah edilebilir?
Tehlike anında binek üstünde destekleşmek?
Bakara Suresi 239ncu Ayeti: “Eğer korkarsanız[Namazı vaktinde kılamamaktan korkarsanız] (namazı) yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Rahata kavuşunca Allah’ı, bu konuda bilmediğinizi size öğrettiği gibi zikredin. (Allah’ın âyetlerini kafanıza yerleştirmek için namaz kılın)."
Alınlardaki secde izi?
Fetih Suresi 29ncu Ayeti: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla birlik olanların, kendini doğrulara kapatanlara karşı sarsılmaz duruşları vardır. Birbirlerine karşı ise merhametlidirler. Allah’ın rızasını ve ikramını kazanmak için rüku ve secde ettiklerini görürsün. Onları tanıtan, secdenin yüzlerinde bıraktığı etkidir. Tevrat’ta da böyle anılırlar. İncil’de ise filiz vermiş ekine benzetilirler. Güçlenmiş, kalınlaşmış, sapı üzerinde dik durmuş, çiftçileri pek hayran bırakan ekin gibidir. Bunlar, kendini doğrulara kapatanları kıskandırmak içindir. Allah, onlardan inanıp güvenen ve iyi işler yapanlara bağışlama ve büyük bir ödül vadetmiştir."
Namaz şekilsel değil ise alınlarda neden secde izi oluyor? Bunun cevabını bulmak çok kolaydır, eğer düşünebiliyorsanız!…
Bu özellikler Tevrat ve İncil’ de de anlatılmaktadır. Dinimizde olduğu gibi Tevrat ve İncil’ de aktarılanlar da şekilseldir. Hatta bu şekilsellik İlk Nebimiz Hz. Adem (as) dan son Nebimiz Hz. Muhammed (sav) e kadar şekilsel ve vakitsel olarak ta aynıdır. Şimdi bunlar için hem Tevrat’ tan hem de İncil’den (her ne kadar değiştirilse de bu anlatımlar korunmuştur) hem de Kur’an-ı Kerim’ den aktarımlara bakalım.
Tevrat Mısırdan Çıkış 3:1-5 “1 Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horev’e vardı. 2 RAB’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. 3 “Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!” 4 RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, “Musa, Musa!” diye seslendi. Musa, “Buyur!” diye yanıtladı. 5 Tanrı, “Fazla yaklaşma” dedi, “Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır.” 3-5’ te kutsal bir yere girdiğinde tıpkı bizlerin de yaptığı gibi çarıklarını ya da günümüz ayakkabılarını çıkararak ibadet etme yerine ya da kutsal sayılan yere girilme şeklini görmekteyiz.
Tevrat Mısırdan Çıkış 40:31-32 “31 Musa, Harun ve Harun’un oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkadılar. 32 Ne zaman Buluşma Çadırı’na girip sunağa yaklaşsalar RAB’bin Musa’ya buyurduğu gibi orada yıkandılar.” Burada görüldüğü üzere Allah’ın Hz.Musa’ya emrettiği üzere abdest alma ayetini görmekteyiz.
Yeni Ahit Markos’ a Göre İncil 11:25-26 “Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikâyetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.” Kalkıp dua dediği kısım bizim Kıyama durduğumuz kısımdır. Hz.İsa (as) burada namazın kıyam bölümünü öğretiyor, bundan sonraki iki ayette ise rüku ve secde halini göreceğiz.
Rüku ayeti Yeni Ahit Luka’ ya Göre İncil 22:41 “Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı ve diz çökerek şöyle dua etti:” Türkçe İnciller de yazmıyor ancak İngilizce Kral James versiyonuna baktığımız zaman “kneeled down” yani rüku hadisesidir.
Secde ayeti Yeni Ahit Matta’ ya Göre İncil 26:39 veya Markos’ a Göre İncil 14:35 “Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı…” yere kapanıp kısmı da bizdeki gibi secde halidir.
Secde ayetleri sadece bu ayet ile de sınırlı değil. Örneğin;
Yaratılış 17:3 “Avram yüzüstü yere kapandı…”
Yaratılış 17:17 “İbrahim yüzüstü yere kapandı…”
Levililer 9:24 “…Bunu gören halkın tümü sevinçle haykırarak yüzüstü yere kapandı…”
Çölde Sayım 14:5, Çölde Sayım 16:4, Çölde Sayım 16:22, Çölde Sayım 16:44-45, Çölde Sayım 22:31, 1 Korintliler 14:25, Vahiy 7:11 ve Vahiy 11:16-17 vb.
Tevrat ve İncil’ den sonra Kur’an başvuralım:
İsra Suresi 107-108’nci ayetler: “De ki “Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Daha önce kendilerine bu konuda bilgi verilmiş olanlara Kur’ân okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanıp secde ederler. Derler ki “Rabbimize boyun eğeriz; demek ki Rabbimizin verdiği söz gerçekleşmiş.”
Bakara Suresi 83ncü Ayet: “Bir gün İsrailoğulları'ndan “Allah’tan başkasına kul olmayacaksınız; ananıza babanıza, yakınlarınıza, yetimlere ve çaresizlere[*] iyi davranacaksınız. İnsanlarla güzel konuşacak, namazı düzgün ve süreklı kılacak ve zekâtı vereceksiniz.” diye söz almıştık. Sonra pek azı dışında hepsi yan çizerek sözlerinden dönmüşlerdi.” [*] “Çaresiz” diye meâl verdiğimiz kelime "miskindir"; kök anlamı hareketin ardından durağanlaşmadır. Nebîmiz şöyle demiştir: “Miskin bir parça, iki parça yiyecek ile yetinen kişi değildir. İhtiyacını karşılayamadığı halde utanan veya ısrarla kimseden bir şey isteyemeyen kişidir.” (Buhârî, Zekât 53) Gemileri delinen kişilerle ilgili şöyle bir âyet vardır: “O gemi denizde çalışan miskinlere aitti, önlerinde her gemiye zorla el koyan bir kral vardı; bu sebeple onu hasarlı hale getirmek istedim.”(Kehf, 18/79) Çünkü gemi ellerinden alınınca işsiz kalacaklardır.
Âli İmran Suresi 43ncü Ayet: “Ey Meryem! Rabbine (Sahibine) içten boyun eğ, secdeye kapan ve rüku edenlerle birlikte rüku et!”[yani namazını cemaatle kıl.]”
Bu emir biz Müslümanlar için de vardır. Bakara Suresi 43ncü ayet: “Namazı düzgün ve sürekli kılın, zekâtı verin; rükû edenlerle birlikte rükû edin!.”
Ayetlerde açıkça belirtilen şekilsel ibadet bugün bazı Yahudiler, Hıristiyanlar hatta Budistler tarafından hala yapılmaktadır. Bunlar ile ilgili videolara youtube tan ulaşabilirsiniz.
Vakit:
Namaz şekilsel bir ibadet değil de destek olmuş olsaydı buna belirli vakitler şartı gelmezdi. Gecenin yarısı uyanıp birini desteklemek mi yoksa şekilsel bir ibadet olan namazı ikame etmek mi mantıklıdır? Vakitlerle ilgili bilgiyi "MİZANA UYGUN NAMAZ VAKİTLERİ" isimli makalemde okuyabilirsiniz. https://blackeyetolga.blogspot.com/2017/08/mizana-uygun-namaz-vakitleri.html
Kıble:
Bakara Suresi 142nci Ayet: “İnsanlardan kimi akılsızlar şöyle diyecekler: “Bunları, yöneldikleri kıbleden çeviren nedir ki!”[*] De ki: “Doğu da Allah’ındır, batı da! O, doğru tercihte bulunanı doğru bir yola yöneltir.” [*] Müslümanlar önceleri, Yahudiler gibi Kudüs’teki Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılarlardı. Âyete göre kimi Yahudiler de onlarla birlikte namaz kılıyorlardı. Çünkü kıblenin değişmesi onlardan başkasını rahatsız etmezdi.
Bakara Suresi 149ncu Ayet: “(Namaza) kalktığın her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına[*] çevir. Rabbinin doğru saydığı budur. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'ın dikkatinden kaçmaz.” [*] Namazda Mescid-i Haram’ın kendisine dönmek gerekmez. Onun bulunduğu ana yöne dönmek yeterlidir.
Ayetlerde Mescid-i Haram’a fiili olarak bir dönüş olduğu açıktır. Farklı bir yöne dönmekten bahsediyor ve bunu söylerken doğu ve batıyla yani yönlerle ilişki kuruyor. O zaman şunu sormalıyız: Neden Müslümanlar fiili olarak Mescidi Haram’ a yöneliyorlardı? Eğer namaz içinse bir açıklaması var. Namaz için değilse neden?
Salat’ ın namaz olmadığını iddia edenler bu aşağıdakilere de cevap vermek zorundadır.
Abdestsiz yardımlaşılamaz
Tehlike anında binek üstünde yardımlaşılabilir.
Alında yardımlaşma izi çıkabilir
Yardımlaşmak belirli vakitlerde yapılabilir
Yardımlaşma Kıbleye dönmek gerekir
Peygamber her gece uykudan kalkıp yardımlaşırdı.
Bir de Kur’an-ı Kerim’de 5 Vakit namazın olmadığından bahsedenler vardır, bir de bunlara cevap verelim.
Şimdi 5 vakit namazın 5’ nin de Kur’an’ da olduğunun deliline bakalım.
İsra suresi 78nci Ayet: “Namazı, güneşin zevalinden[1*] gecenin ğasakına[2*] kadar, bir de şafak ışıklarının kümeleştiği sırada[3*]sürekli ve tam kıl. Şafak ışıklardaki kümeleşme gözle görülür.”
[1*] batı tarafına yönelmesinden
[2* ] Gecenin ğasakı, gecenin karanlığı anlamına geldiği gibi soğuk vakti anlamına da gelir. (Lisan’ul-arab). Bulunduğumuz yerden Güneş ışınlarının tamamen çekilmesi, günün en serin vaktinin başlaması demektir. Beyaz gecelerin yaşanmadığı yerlerde Güneşin ufka uzaklığı en az 18 derece olur ve ufukta herhangi bir aydınlık kalmaz. Beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde de, Güneş ortada olmasına rağmen gece serinliği iyice hissedilmeye başlar.
Abdullah b. Ömer’e Şafak sorulunca “beyazlığın gitmesi”; ğasak sorulunca da, “kızıllığın gitmesi”dir, demiş (Ebû Dâvûd,Salât 6). Bu, yerinde bir tespittir. Çünkü batı ufkunda oluşan kızıl ve beyaz ışık kuşaklarından beyaz kuşak kızıla karışınca yatsı vakti girer. Bu ince tabaka, başlangıçta bir kubbe gibi olur sonra tamamen kaybolur. Ufuktan Güneş ışınları çekilip en zayıf yıldızlar ortay çıkınca yatsı vakti çıkmış, gecenin ortası diye de tanımlanan ğasak başlamış olur.
[3*] Kur'ân, karaa قرأ fiilinin mastarı olan kur’ القُرْء veya kar’ القَرْء’dan türetilmiştir; kök anlamı toplamadır[Lisanu’l-Arab, قَرْء mad]. Mastar olarak kullanıldığı gibi makrû’ (مقروء) = bütünlük ve küme anlamında isim olarak da kullanılır. Kuran el fecri (قُرْاٰنَ الْفَجْر) doğuda, seher vakti aydınlığı ile Güneşin doğması arasında kümeleşen şafak ışıklar demektir. Yoğunlaşma görüntüsünü açıklayan âyet şudur: “(Ramazan’da) Fecrin (şafağın) olduğu tarafta, ak çizgi kara çizgiden size göre tam seçilinceye kadar yiyin, için.” (Bakara 2/187)
Bu ayete göre namaz vakitlerinin üç değişmez özelliği vardır:
Güneşin zevali yani tepe noktasından batıya kaymasıdır. Bu, dünyanın her yerinde ve her mevsimde kolaylıkla tespit edilebilir. Bu sırada öğlen namazının vakti girer.
Gecenin ğasakı: Güneş ışınları tamamen çekilince hem hava kararır hem de günün en soğuk vakti başlar. Beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde karanlık olmaz ama havadaki soğuma kendini iyice hissedilmeye başlar.
Kuran el fecr.
Bu üç değişmez özellik, her mevsimde ve dünyanın her yerinde gözlemlenebildiği için Sıvalbard’da, Güneş ufkun bir hayli üstünde iken bile gözlenebilmiştir.
Âyette Güneşin sadece meridyen geçişinden söz edilmiştir. Eğer Güneşin doğuşu, batışı ve gecenin karanlığı ifadeleri kullanılsaydı kutup bölgesinde namaz ve oruç vakitlerini tespit imkansızlaşırdı.
Hud Suresi 114ncü Ayet: “Gündüzün iki bölümünde[1*] ve gecenin gündüze yakın zamanlarında[2*] namaz kıl. Çünkü iyilikler (namazlar), kabahatleri kötülükleri giderir. Bu, aklını başına alacaklar için bir hatırlatmadır.” [1*] Öğle ve ikindide [2*] Arapçada çoğul en az 3’tür.Dolayısıyla gece namazı en az üçtür. Akşam, yatsı ve sabah namazları.
Rum Suresi 17nci Ayet: “Akşama girdiğinizde ve sabaha çıkarken Allah’a kulluk edin.”
Rum Suresi 18cni Ayet: “Göklerde ve yerde, yaptığını güzel yapmak Allah’a mahsustur. İkindi ve öğle vaktinde de kulluk edin.”
Taha Suresi 130ncu Ayet: “Onlar ne derlerse desinler, sen sabret. Güneşin doğuşundan önce, batmasında önce ve gecenin bölümlerinde[*1] her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine ibadet et. Gündüzün bölümlerinde [*2] de ibadet et; belki memnun kalırsın.” [*] Gecenin bölümleri وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ ifadesinde "bölümler" diye anlam verdiğimiz ânâ = kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. Kur’an’a göre güneşin batımından doğumuna kadar olan süre gece olduğu için gecenin en az üç bölümünün olduğu anlaşılır. Güneşin batımından gök kubbenin tamamen kararması(yıldız gölmelerinin başlangıcı olan güneşin -18 dereceye ulaşması) arasında geçen birinci dilim içinde akşam ve yatsı namazları ve bunlara bağlı nafileler kılınır. Gök kubbenin aydınlanmaya başladığı sırada seher vakti girer. Sabah ışıklarının ufukta kümeleşip kümeleri birbirinden ayıran siyah ve bayaz ışıkların bir iplik gibi üst üste gelmesi sırasında imsak ve sabah namazı vakti girer. Güneş doğunca gece biter. Bu iki bölüm simetrik ve hemen hemen eşit uzunluktadır. birinci bölümde akşam ve yatsı namazları, üçüncü bölümün ikinci kısmında sabah namazı kılınır.
Bu ikisinin arası da gecenin en uzun bölümü olan gece yarısıdır. Bu vakitte güneş ışınlarının etkisi tamamen kaybolduğu için beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde havanın iyice soğuduğu, diğer yerlerde de karanlığın en yoğun olduğu bölümdür..Bu bölüm ile seher vaktinde gece namazı kılınır.
[*2]“Bölümler” diye tercüme ettiğimiz “etraf = اَطْرَافَ” kelimesi “taraf = طرف”ın çoğuludur. Arapçada çoğul, en az üçü ve daha fazlasını gösterdiğinden gündüzün ilk bölümü, güneşin doğmasından zeval vaktine kadar olur. İkinci bölümü öğle namazının, üçüncü bölümü de ikindi namazının vakti olur. Âyet, “ سَبِّحْ = kuluk et” emriyle başladığı, “namaz kıl” diye açık bir emir içermediği için bu ayette yapılması istenen ibadet nafile namazlar olur. Ebu Hureyre’nin şöyle dediği bildirilmiştir:
“Dostum Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şey vasiyet etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekat kuşluk (duhâ) namazı ve uyumadan vitir kılmam [ Buhârî, Teheccüd 35; Muslim, Müsâfirîn 85 – (721)]”
Aslında bu ayetlere eklenecek ayetler bile var, ancak burada ayetler ile toplam’ da 5 vakit namaz ortaya çıkmaktadır. Daha fazla izaha da gerek yoktur.
Hz.Adem’ den Hz.Muhammed (sav) e kadar 5 vakit olduğu deliline bakalım.
Beyyine Suresi 1nci ayetinden 3ncü ayetine: “Ehl-i kitaptan (inandıkları ilahi kitabı iyi bilenlerden) kafir olanlar ile müşrikler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir. Beyyine, Allah’ın elçisidir, tertemiz sayfalar okur[*]. Onlarda da dosdoğru hükümler bulunur.” [*] Allah’ın Kitabını anlayan ve içine bir şey katmadan tebliğ eden her insan bu kapsama girer. Yani Allah’ın ayetleri, Allah’ın kitapları okunmadan o toplumda çözülme olmayacaktır. Allah’ın kitaplarını okuduğunuz zaman tıpkı bir çamaşır suyunu kirin üzerine dökmek gibi kirin çözüleceği gibi o toplumdaki yanlış inançlarda çözülmeye başlamıştır. Özellikle batıl inançlar çözülecektir. Bugün bizim toplumumuzda olduğu gibi. Eğer ki bizler Kur’an-ı Kerim’i gerçek ve tek rehber olarak elimize alır, okur ve uygularsak bizlerde de çözülme yaşanacaktır. Ne mutlu ki bunu etrafımda görmeye başladım, inşallah bu giderek yayılır.
Beyyine Suresi 4ncü ayeti: “Kendilerine kitap verilenler de o beyyine (o kitap) gelinceye kadar bölünüp parçalanmazlar[*].” [*] “İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir.” (Bakara 2/213). Yahudiler ve Hıristiyanlar ne zaman parçalandılar? Tabii ki Kur’an-ı Kerim geldiği zaman oldu. Peki bu kitap onlara ne emrediyordu?
Beyyine Suresi 5nci ayeti: “Onlara sadece şu emir verilir: Dine bir şey katıştırmadan[1*] yalnız Allah’a kulluk edin; namazı özenle sürekli kılın ve zekâtı verin. İşte doğru din[2*] budur.” [1*] Allah’tan başkasının söz ve hükümleri katılmış din, Allah’ın dini olamaz. Bu yüzden Allah Teâlâ, Kur’an’ın, kendi koyduğu kurallar dışında açıklanmasını en ağır suç, kendini Allah’ın yerine koyma suçu saymıştır. (Hûd 11/1-2) [2*] Bu ayette belirtilen dosdoğru din, üçüncü ayette belirtilen sayfalardaki dindir. Bu ayette Sadece Allah’ın dinini tatbik etmelerini, Kilisenin ve ya Havranın dinini tatbik etmemelerini söylemiştir. Ve şu namazı kılmaları emredilmiştir, zekat vermelerini istemiştir. Buradaki ayette genel hüküm verilmiştir. Yani ilk peygamberden son peygambere kadar bilinen ve bilinmeyen tüm peygamberlere Allah’ın dininin tatbik edilmesini, sadece Allah’ a kul olunmasını, namazı kılıp zekatı verilmesi emredilmiştir. Çünkü Ey Muhammed diye bahsetmiyor bu 4 ve 5nci ayet grubunda. Burada genel kurallar verilmiştir.
Örneğin Taha Suresi 14ncü ayette Allah Hz.Musa’ya: “Ben!Evet ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Sen, bana kulluk et ve benim zikrim[*] için (âyetlerimi kafana yerleştirmek için) düzgün ve sürekli kıl.” [*] Zikir Arapça’da ‘doğru bilgi’ anlamına gelir. Allah'ın indirdiği bütün kitaplar, O'nun doğru bilgisinden oluştuğundan Zikir, onların ortak adıdır. (Enbiya 21/24) Allah bütün varlıkları da o bilgiyle yarattığı için onlardan elde edilen bilgi de zikirdir.
“Namazı benim zikrim için kıl.” buyurmasından anlaşılacağı üzere her namaz Allah’ın kitabını ve yarattığı şeylerin değerini kavramak için kılınır. Allah Teâlâ, yarattığı ayetlerle ilgili olarak şöyle buyurulur:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peşpeşe gelmesinde, sağlam duruşlu olanlar için göstergeler vardır.
Onlar (namaz kılarken); ayakta, oturarak ve yanları üstünde Allah’ı zikreder (anlayarak Kur'ân okur, dua eder) göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Derler ki: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sana içten boyun eğeriz, bizi o ateşin azabından koru!
Rabbimiz! Sen kimi o ateşe sokarsan rezil edersin. Yanlışlar içinde kalanların yardımcıları olmaz.
Rabbimiz! Bize çağrıda bulunan birini işittik; ‘Rabbinize inanıp güvenin’ diyerek imana çağırıyordu, hemen inandık. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötü işlerimizi ört. Ruhumuzu iyilerin yanına al.
Rabbimiz! Elçilerin aracılığı ile söz verdiğin her şeyi bize ver. Kıyamet günü bizi rezil etme. Sen sözünden dönmezsin."
Rableri (Sahipleri) dualarını kabul eder ve şöyle der: "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz, diğerinden olmasınız. Hele hicret eden, yurdundan çıkarılan, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve o yolda öldürülenler var ya; onların da kötü işlerini örter, katımdan bir ödül olarak içinden ırmaklar akan bahçelere sokarım." Güzel karşılık Allah katındadır." (Al-i İmran 3/190-195)
Zikir, zeka ile yapılan bir eylemdir. Zeka çalışmak için kelimeleri kullanır. Dolayısıyla Allah’ın emrine uygun şekilde namaz kılabilmek için ya okuduğumuz dua ve ayetlerin Türkçe anlamlarını çok iyi bilmeli ya da Türkçe dua ve ayetlerle namazı kılmalıyız. Aksi takdirde namazı Allah’ın zikri için kılmak mümkün olmaz.
Lokman Suresi 17nci ayet: “Oğulcuğum! Namazı kıl, marufu emret, kötülüğe engel ol; başına gelene de sabret(göğüs ger). İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir”
Şura 42/13'te yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur; “Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin kuralı (şeriat)[*] yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve O’na yöneleni doğruya yönlendirir.”
[*] “Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiş, Davud'a ise Zebur# vermiştik. “ (Nisa 4/163)
Din fıtrattır (Rum 30/30). Adem’den Nuh’a kadar olan dönemde farklı din ve tabiat kanunlarının (fıtratın), Nuh’tan bugüne ise mevcut din ve tabiat kanunlarının geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar, ibadetler, Allah’a karşı görev ve sorumluluklar, ortalama insan ömrü, hastalıklara karşı direnç, atmosferin kalınlığı ve oksijen miktarı gibi çok çeşitli kanunlar olabilir. Nuh Tufanı, ilimde buzul çağının sona ermesi olarak bilinmektedir. Buzul çağı ile şimdiki dönem arasındaki bu fıtrat ve din farklılığı insanların yaşam kurallarının (şeriatının) değişmesi sonucunu doğurmuştur.
Bize verilen emir de bizden önce gönderilmiş tüm Nebilere de gönderilen emir “Şu Namazı Kıl”. Yani Hz. Musa’ ın (as) kıldığı namaz ne ise, Hz. Nuh’ un (as) kıldığı namaz ne ise, Hz. Adem’ in (as) kıldığı namaz ne ise, son peygamberimizin kıldığı namaz da odur. Cebrail (as) Nebimiz (sav) iki gün namaz kıldırmıştır ve sonunda namaz vakitlerini göstermek için “İşte bunlar senin ve senden önceki peygamberlerin namaz vakitleridir.” Namazlar bu vakitler arasında icra edilmiştir. Yani aslında bu açıklama ile de güya Miraç’ ta Peygamber efendim Allah-u Teala ile namaz pazarlığı yaparak namazı 50 vakitten 5 vakte indirdiğini de çürütmüş olmaktayız. Miraç olayı olmuştur, hem de birkaç defa olmuştur, ancak anlatıldığı gibi bedenen değil ruhen olmuştur ve orada bir pazarlık söz konusu olmamıştır. Kur’an-ı Kerim bunu açık, seçik ve sarih olarak bunu bize anlatmaktadır. Diğer rivayetler Kur’an ile çelişiyorsa Nebimizin söylediği söz olamaz. Nebimiz Kur’an’ ın dışında hiçbir lafız söylememiştir, çünkü Kur’an’ a kimse aykırı olamaz.
Son olarak Salât direkt olarak Namaz anlamına gelmese de Kur’an-ı Kerimde “Akimussalate” ne anlama gelmektedir, “Yukimunessalate” ne anlama gelmektedir, Tekbir ne anlama gelmektedir, “Subhaneke” ne anlama gelmektedir, Fatiha ne anlama geliyor, “rüku” ne demek, “secde” ne demek, “teşehhüd” ne demek oluyor? 14 küsur asırdır Müslüman alemi boşu boşuna mı yatıp kalkıp bu saydıklarımız ile bu vakitlerde ibadet ediyor? Müslümanlardan önce ta Adem as zamanına kadar namaz kılmış insanlar da mı boşuna yapmış? Namazın olmadığı nasıl iddia edilebilir ki? Namazın her detayı bile Kur’an da bulabilirsiniz. Resulün örnekliği neye yarar? Ayetler geldiği zaman Nebimiz dik durup ayakta gözlerini kapatarak dua mı yaptığını zannediyorsunuz? “Rüku edenler ile birlikte rüku’ ya var” ayetine mahzar olur Müslüman dediğin. “Secdeye kapan, Allah’a yakın ol” ayetine mahzar olur Müslüman dediğin. Kulun rabbine en yakın olduğu an secde anıdır Müslüman için. Rabbimiz bu ayetleri de mi boşuna indirdi? 5 Vakit namaz Kur’an’ da emredilmiş dini bir durumdur.
Nebimiz buyurmuştur ki: “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız öyle kılın” Yine peygamber efendimizin ağzından dökülen Subhaneke duasını bile parça parça Kur’an-ı Kerim’ de olduğu da bilinmektedir. “Sübhânekellâhümme” Yunus suresinde, “vebihamdike” Nasr suresinde, “vetebarekesmüke” Rahman suresinde, “vetaalaceddüke” Cin suresinde, “velailahegayruke” A’raf suresindedir. Bu güzel sözler ile Peygamber efendimiz yine yapılması güzel olan namazın başında söylenen güzel bir dua olarak yerleştirmiştir.
Namaz bireyin ve kulun Allah’ın ve Yaratıcısının huzurunda esas duruşudur, bu duruş sadece namaz kıldığı esas duruşu değildir, her iki namazın arasındaki duruşunu da ayarlaması gereken bir duruştur. Namaz geçmişe dair bir beyan geleceğe dair bir söz veriştir. Namaz adamı Adam yapandır. Allah’ın huzurunda günde beş defa “Yarabbi senin emirlerine amadeyim, istediğini yaptım ve yapmaya devam etmeye de kararlıyım” söz verişinin adıdır. Namaz Allah ile buluşmanın adıdır. Namaz kul ile Allah’ın arasına başkasını sokmayacağı muhteşem bir ibadettir, ki Fatiha’ da “(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” deriz.
Namazın olmadığını söylemek bu anlattıklarımız sonunda çöktüğüne eminiz. En son yine Kur’an-ı Kerim’den bir mesaj ile bitirmek istiyorum. Ankebut Suresi 45nci Ayet: “Bu Kitap’tan sana vahyedilen her şeyi anlayarak oku ve namazı tam kıl. Namaz her çeşit fuhuşu ve kötülüğü engeller. Allah’ın zikri (Kitabı) en önemlisidir. Allah, yaptığınız her işi bilir.” Selam ile…
Tolga KARAGÖZ
Güncelleme 12 Temmuz 2018
Namaz gerek İslami dinlerde gerekse İslam’ın diğer farklı mezhep inanışlarında uygulama şeklinde bugüne kadar mütevatir olarak nesilden nesile aktarılmıştır. Namazın şekilselliğini anlamak için Kur’an-ı Kerim’ de ki ayetlere baktığımızda:
Maide Suresi 6ncı Ayeti: “Ey inanıp güvenenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı ve ayak bileği kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin[1*]. Eğer cünüp olmuşsanız[2*] yıkanın. Hasta veya yolcu olur yahut sizden biri ayak yolundan[3*] gelir ya da kadınlarınızla birlikte olur da [4*] su bulamazsanız, temiz yüzeye (toprağa) yönelin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah, size güçlük çıkarmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak[5*] ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz.” [1*] -Mesh: Bir şeyin üzerine elle dokunma. [2*] Cünüp: Cinsel ilişkiyle veya başka yolla meyana gelen orgazm hali. [3*] Kişinin boşaltma ihtiyacını giderdiği yer, tuvalet, hela [4*] Cinsel ilişkide bulunursanız. Cünüplük de bu kapsamda yer alır. [5*] Enfal 8/11: O gün güven içinde sizi uykuya daldırmış, sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırmıştı
Eğer ki reformcuların iddia ettiği gibi salât sadece destekten ibaret ise; her destekten önce abdest almanın mantığı nedir? Abdestsizken kimse desteklenemez mi? Destek için uyanmak ve abdestli olmak şartı nasıl izah edilebilir?
Tehlike anında binek üstünde destekleşmek?
Bakara Suresi 239ncu Ayeti: “Eğer korkarsanız[Namazı vaktinde kılamamaktan korkarsanız] (namazı) yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Rahata kavuşunca Allah’ı, bu konuda bilmediğinizi size öğrettiği gibi zikredin. (Allah’ın âyetlerini kafanıza yerleştirmek için namaz kılın)."
Alınlardaki secde izi?
Fetih Suresi 29ncu Ayeti: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla birlik olanların, kendini doğrulara kapatanlara karşı sarsılmaz duruşları vardır. Birbirlerine karşı ise merhametlidirler. Allah’ın rızasını ve ikramını kazanmak için rüku ve secde ettiklerini görürsün. Onları tanıtan, secdenin yüzlerinde bıraktığı etkidir. Tevrat’ta da böyle anılırlar. İncil’de ise filiz vermiş ekine benzetilirler. Güçlenmiş, kalınlaşmış, sapı üzerinde dik durmuş, çiftçileri pek hayran bırakan ekin gibidir. Bunlar, kendini doğrulara kapatanları kıskandırmak içindir. Allah, onlardan inanıp güvenen ve iyi işler yapanlara bağışlama ve büyük bir ödül vadetmiştir."
Namaz şekilsel değil ise alınlarda neden secde izi oluyor? Bunun cevabını bulmak çok kolaydır, eğer düşünebiliyorsanız!…
Bu özellikler Tevrat ve İncil’ de de anlatılmaktadır. Dinimizde olduğu gibi Tevrat ve İncil’ de aktarılanlar da şekilseldir. Hatta bu şekilsellik İlk Nebimiz Hz. Adem (as) dan son Nebimiz Hz. Muhammed (sav) e kadar şekilsel ve vakitsel olarak ta aynıdır. Şimdi bunlar için hem Tevrat’ tan hem de İncil’den (her ne kadar değiştirilse de bu anlatımlar korunmuştur) hem de Kur’an-ı Kerim’ den aktarımlara bakalım.
Tevrat Mısırdan Çıkış 3:1-5 “1 Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horev’e vardı. 2 RAB’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. 3 “Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!” 4 RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, “Musa, Musa!” diye seslendi. Musa, “Buyur!” diye yanıtladı. 5 Tanrı, “Fazla yaklaşma” dedi, “Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır.” 3-5’ te kutsal bir yere girdiğinde tıpkı bizlerin de yaptığı gibi çarıklarını ya da günümüz ayakkabılarını çıkararak ibadet etme yerine ya da kutsal sayılan yere girilme şeklini görmekteyiz.
Tevrat Mısırdan Çıkış 40:31-32 “31 Musa, Harun ve Harun’un oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkadılar. 32 Ne zaman Buluşma Çadırı’na girip sunağa yaklaşsalar RAB’bin Musa’ya buyurduğu gibi orada yıkandılar.” Burada görüldüğü üzere Allah’ın Hz.Musa’ya emrettiği üzere abdest alma ayetini görmekteyiz.
Yeni Ahit Markos’ a Göre İncil 11:25-26 “Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikâyetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.” Kalkıp dua dediği kısım bizim Kıyama durduğumuz kısımdır. Hz.İsa (as) burada namazın kıyam bölümünü öğretiyor, bundan sonraki iki ayette ise rüku ve secde halini göreceğiz.
Rüku ayeti Yeni Ahit Luka’ ya Göre İncil 22:41 “Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı ve diz çökerek şöyle dua etti:” Türkçe İnciller de yazmıyor ancak İngilizce Kral James versiyonuna baktığımız zaman “kneeled down” yani rüku hadisesidir.
Secde ayeti Yeni Ahit Matta’ ya Göre İncil 26:39 veya Markos’ a Göre İncil 14:35 “Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı…” yere kapanıp kısmı da bizdeki gibi secde halidir.
Secde ayetleri sadece bu ayet ile de sınırlı değil. Örneğin;
Yaratılış 17:3 “Avram yüzüstü yere kapandı…”
Yaratılış 17:17 “İbrahim yüzüstü yere kapandı…”
Levililer 9:24 “…Bunu gören halkın tümü sevinçle haykırarak yüzüstü yere kapandı…”
Çölde Sayım 14:5, Çölde Sayım 16:4, Çölde Sayım 16:22, Çölde Sayım 16:44-45, Çölde Sayım 22:31, 1 Korintliler 14:25, Vahiy 7:11 ve Vahiy 11:16-17 vb.
Tevrat ve İncil’ den sonra Kur’an başvuralım:
İsra Suresi 107-108’nci ayetler: “De ki “Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Daha önce kendilerine bu konuda bilgi verilmiş olanlara Kur’ân okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanıp secde ederler. Derler ki “Rabbimize boyun eğeriz; demek ki Rabbimizin verdiği söz gerçekleşmiş.”
Bakara Suresi 83ncü Ayet: “Bir gün İsrailoğulları'ndan “Allah’tan başkasına kul olmayacaksınız; ananıza babanıza, yakınlarınıza, yetimlere ve çaresizlere[*] iyi davranacaksınız. İnsanlarla güzel konuşacak, namazı düzgün ve süreklı kılacak ve zekâtı vereceksiniz.” diye söz almıştık. Sonra pek azı dışında hepsi yan çizerek sözlerinden dönmüşlerdi.” [*] “Çaresiz” diye meâl verdiğimiz kelime "miskindir"; kök anlamı hareketin ardından durağanlaşmadır. Nebîmiz şöyle demiştir: “Miskin bir parça, iki parça yiyecek ile yetinen kişi değildir. İhtiyacını karşılayamadığı halde utanan veya ısrarla kimseden bir şey isteyemeyen kişidir.” (Buhârî, Zekât 53) Gemileri delinen kişilerle ilgili şöyle bir âyet vardır: “O gemi denizde çalışan miskinlere aitti, önlerinde her gemiye zorla el koyan bir kral vardı; bu sebeple onu hasarlı hale getirmek istedim.”(Kehf, 18/79) Çünkü gemi ellerinden alınınca işsiz kalacaklardır.
Âli İmran Suresi 43ncü Ayet: “Ey Meryem! Rabbine (Sahibine) içten boyun eğ, secdeye kapan ve rüku edenlerle birlikte rüku et!”[yani namazını cemaatle kıl.]”
Bu emir biz Müslümanlar için de vardır. Bakara Suresi 43ncü ayet: “Namazı düzgün ve sürekli kılın, zekâtı verin; rükû edenlerle birlikte rükû edin!.”
Ayetlerde açıkça belirtilen şekilsel ibadet bugün bazı Yahudiler, Hıristiyanlar hatta Budistler tarafından hala yapılmaktadır. Bunlar ile ilgili videolara youtube tan ulaşabilirsiniz.
Vakit:
Namaz şekilsel bir ibadet değil de destek olmuş olsaydı buna belirli vakitler şartı gelmezdi. Gecenin yarısı uyanıp birini desteklemek mi yoksa şekilsel bir ibadet olan namazı ikame etmek mi mantıklıdır? Vakitlerle ilgili bilgiyi "MİZANA UYGUN NAMAZ VAKİTLERİ" isimli makalemde okuyabilirsiniz. https://blackeyetolga.blogspot.com/2017/08/mizana-uygun-namaz-vakitleri.html
Kıble:
Bakara Suresi 142nci Ayet: “İnsanlardan kimi akılsızlar şöyle diyecekler: “Bunları, yöneldikleri kıbleden çeviren nedir ki!”[*] De ki: “Doğu da Allah’ındır, batı da! O, doğru tercihte bulunanı doğru bir yola yöneltir.” [*] Müslümanlar önceleri, Yahudiler gibi Kudüs’teki Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılarlardı. Âyete göre kimi Yahudiler de onlarla birlikte namaz kılıyorlardı. Çünkü kıblenin değişmesi onlardan başkasını rahatsız etmezdi.
Bakara Suresi 149ncu Ayet: “(Namaza) kalktığın her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına[*] çevir. Rabbinin doğru saydığı budur. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'ın dikkatinden kaçmaz.” [*] Namazda Mescid-i Haram’ın kendisine dönmek gerekmez. Onun bulunduğu ana yöne dönmek yeterlidir.
Ayetlerde Mescid-i Haram’a fiili olarak bir dönüş olduğu açıktır. Farklı bir yöne dönmekten bahsediyor ve bunu söylerken doğu ve batıyla yani yönlerle ilişki kuruyor. O zaman şunu sormalıyız: Neden Müslümanlar fiili olarak Mescidi Haram’ a yöneliyorlardı? Eğer namaz içinse bir açıklaması var. Namaz için değilse neden?
Salat’ ın namaz olmadığını iddia edenler bu aşağıdakilere de cevap vermek zorundadır.
Abdestsiz yardımlaşılamaz
Tehlike anında binek üstünde yardımlaşılabilir.
Alında yardımlaşma izi çıkabilir
Yardımlaşmak belirli vakitlerde yapılabilir
Yardımlaşma Kıbleye dönmek gerekir
Peygamber her gece uykudan kalkıp yardımlaşırdı.
Bir de Kur’an-ı Kerim’de 5 Vakit namazın olmadığından bahsedenler vardır, bir de bunlara cevap verelim.
Şimdi 5 vakit namazın 5’ nin de Kur’an’ da olduğunun deliline bakalım.
İsra suresi 78nci Ayet: “Namazı, güneşin zevalinden[1*] gecenin ğasakına[2*] kadar, bir de şafak ışıklarının kümeleştiği sırada[3*]sürekli ve tam kıl. Şafak ışıklardaki kümeleşme gözle görülür.”
[1*] batı tarafına yönelmesinden
[2* ] Gecenin ğasakı, gecenin karanlığı anlamına geldiği gibi soğuk vakti anlamına da gelir. (Lisan’ul-arab). Bulunduğumuz yerden Güneş ışınlarının tamamen çekilmesi, günün en serin vaktinin başlaması demektir. Beyaz gecelerin yaşanmadığı yerlerde Güneşin ufka uzaklığı en az 18 derece olur ve ufukta herhangi bir aydınlık kalmaz. Beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde de, Güneş ortada olmasına rağmen gece serinliği iyice hissedilmeye başlar.
Abdullah b. Ömer’e Şafak sorulunca “beyazlığın gitmesi”; ğasak sorulunca da, “kızıllığın gitmesi”dir, demiş (Ebû Dâvûd,Salât 6). Bu, yerinde bir tespittir. Çünkü batı ufkunda oluşan kızıl ve beyaz ışık kuşaklarından beyaz kuşak kızıla karışınca yatsı vakti girer. Bu ince tabaka, başlangıçta bir kubbe gibi olur sonra tamamen kaybolur. Ufuktan Güneş ışınları çekilip en zayıf yıldızlar ortay çıkınca yatsı vakti çıkmış, gecenin ortası diye de tanımlanan ğasak başlamış olur.
[3*] Kur'ân, karaa قرأ fiilinin mastarı olan kur’ القُرْء veya kar’ القَرْء’dan türetilmiştir; kök anlamı toplamadır[Lisanu’l-Arab, قَرْء mad]. Mastar olarak kullanıldığı gibi makrû’ (مقروء) = bütünlük ve küme anlamında isim olarak da kullanılır. Kuran el fecri (قُرْاٰنَ الْفَجْر) doğuda, seher vakti aydınlığı ile Güneşin doğması arasında kümeleşen şafak ışıklar demektir. Yoğunlaşma görüntüsünü açıklayan âyet şudur: “(Ramazan’da) Fecrin (şafağın) olduğu tarafta, ak çizgi kara çizgiden size göre tam seçilinceye kadar yiyin, için.” (Bakara 2/187)
Bu ayete göre namaz vakitlerinin üç değişmez özelliği vardır:
Güneşin zevali yani tepe noktasından batıya kaymasıdır. Bu, dünyanın her yerinde ve her mevsimde kolaylıkla tespit edilebilir. Bu sırada öğlen namazının vakti girer.
Gecenin ğasakı: Güneş ışınları tamamen çekilince hem hava kararır hem de günün en soğuk vakti başlar. Beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde karanlık olmaz ama havadaki soğuma kendini iyice hissedilmeye başlar.
Kuran el fecr.
Bu üç değişmez özellik, her mevsimde ve dünyanın her yerinde gözlemlenebildiği için Sıvalbard’da, Güneş ufkun bir hayli üstünde iken bile gözlenebilmiştir.
Âyette Güneşin sadece meridyen geçişinden söz edilmiştir. Eğer Güneşin doğuşu, batışı ve gecenin karanlığı ifadeleri kullanılsaydı kutup bölgesinde namaz ve oruç vakitlerini tespit imkansızlaşırdı.
Hud Suresi 114ncü Ayet: “Gündüzün iki bölümünde[1*] ve gecenin gündüze yakın zamanlarında[2*] namaz kıl. Çünkü iyilikler (namazlar), kabahatleri kötülükleri giderir. Bu, aklını başına alacaklar için bir hatırlatmadır.” [1*] Öğle ve ikindide [2*] Arapçada çoğul en az 3’tür.Dolayısıyla gece namazı en az üçtür. Akşam, yatsı ve sabah namazları.
Rum Suresi 17nci Ayet: “Akşama girdiğinizde ve sabaha çıkarken Allah’a kulluk edin.”
Rum Suresi 18cni Ayet: “Göklerde ve yerde, yaptığını güzel yapmak Allah’a mahsustur. İkindi ve öğle vaktinde de kulluk edin.”
Taha Suresi 130ncu Ayet: “Onlar ne derlerse desinler, sen sabret. Güneşin doğuşundan önce, batmasında önce ve gecenin bölümlerinde[*1] her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine ibadet et. Gündüzün bölümlerinde [*2] de ibadet et; belki memnun kalırsın.” [*] Gecenin bölümleri وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ ifadesinde "bölümler" diye anlam verdiğimiz ânâ = kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. Kur’an’a göre güneşin batımından doğumuna kadar olan süre gece olduğu için gecenin en az üç bölümünün olduğu anlaşılır. Güneşin batımından gök kubbenin tamamen kararması(yıldız gölmelerinin başlangıcı olan güneşin -18 dereceye ulaşması) arasında geçen birinci dilim içinde akşam ve yatsı namazları ve bunlara bağlı nafileler kılınır. Gök kubbenin aydınlanmaya başladığı sırada seher vakti girer. Sabah ışıklarının ufukta kümeleşip kümeleri birbirinden ayıran siyah ve bayaz ışıkların bir iplik gibi üst üste gelmesi sırasında imsak ve sabah namazı vakti girer. Güneş doğunca gece biter. Bu iki bölüm simetrik ve hemen hemen eşit uzunluktadır. birinci bölümde akşam ve yatsı namazları, üçüncü bölümün ikinci kısmında sabah namazı kılınır.
Bu ikisinin arası da gecenin en uzun bölümü olan gece yarısıdır. Bu vakitte güneş ışınlarının etkisi tamamen kaybolduğu için beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde havanın iyice soğuduğu, diğer yerlerde de karanlığın en yoğun olduğu bölümdür..Bu bölüm ile seher vaktinde gece namazı kılınır.
[*2]“Bölümler” diye tercüme ettiğimiz “etraf = اَطْرَافَ” kelimesi “taraf = طرف”ın çoğuludur. Arapçada çoğul, en az üçü ve daha fazlasını gösterdiğinden gündüzün ilk bölümü, güneşin doğmasından zeval vaktine kadar olur. İkinci bölümü öğle namazının, üçüncü bölümü de ikindi namazının vakti olur. Âyet, “ سَبِّحْ = kuluk et” emriyle başladığı, “namaz kıl” diye açık bir emir içermediği için bu ayette yapılması istenen ibadet nafile namazlar olur. Ebu Hureyre’nin şöyle dediği bildirilmiştir:
“Dostum Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şey vasiyet etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekat kuşluk (duhâ) namazı ve uyumadan vitir kılmam [ Buhârî, Teheccüd 35; Muslim, Müsâfirîn 85 – (721)]”
Aslında bu ayetlere eklenecek ayetler bile var, ancak burada ayetler ile toplam’ da 5 vakit namaz ortaya çıkmaktadır. Daha fazla izaha da gerek yoktur.
Hz.Adem’ den Hz.Muhammed (sav) e kadar 5 vakit olduğu deliline bakalım.
Beyyine Suresi 1nci ayetinden 3ncü ayetine: “Ehl-i kitaptan (inandıkları ilahi kitabı iyi bilenlerden) kafir olanlar ile müşrikler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir. Beyyine, Allah’ın elçisidir, tertemiz sayfalar okur[*]. Onlarda da dosdoğru hükümler bulunur.” [*] Allah’ın Kitabını anlayan ve içine bir şey katmadan tebliğ eden her insan bu kapsama girer. Yani Allah’ın ayetleri, Allah’ın kitapları okunmadan o toplumda çözülme olmayacaktır. Allah’ın kitaplarını okuduğunuz zaman tıpkı bir çamaşır suyunu kirin üzerine dökmek gibi kirin çözüleceği gibi o toplumdaki yanlış inançlarda çözülmeye başlamıştır. Özellikle batıl inançlar çözülecektir. Bugün bizim toplumumuzda olduğu gibi. Eğer ki bizler Kur’an-ı Kerim’i gerçek ve tek rehber olarak elimize alır, okur ve uygularsak bizlerde de çözülme yaşanacaktır. Ne mutlu ki bunu etrafımda görmeye başladım, inşallah bu giderek yayılır.
Beyyine Suresi 4ncü ayeti: “Kendilerine kitap verilenler de o beyyine (o kitap) gelinceye kadar bölünüp parçalanmazlar[*].” [*] “İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir.” (Bakara 2/213). Yahudiler ve Hıristiyanlar ne zaman parçalandılar? Tabii ki Kur’an-ı Kerim geldiği zaman oldu. Peki bu kitap onlara ne emrediyordu?
Beyyine Suresi 5nci ayeti: “Onlara sadece şu emir verilir: Dine bir şey katıştırmadan[1*] yalnız Allah’a kulluk edin; namazı özenle sürekli kılın ve zekâtı verin. İşte doğru din[2*] budur.” [1*] Allah’tan başkasının söz ve hükümleri katılmış din, Allah’ın dini olamaz. Bu yüzden Allah Teâlâ, Kur’an’ın, kendi koyduğu kurallar dışında açıklanmasını en ağır suç, kendini Allah’ın yerine koyma suçu saymıştır. (Hûd 11/1-2) [2*] Bu ayette belirtilen dosdoğru din, üçüncü ayette belirtilen sayfalardaki dindir. Bu ayette Sadece Allah’ın dinini tatbik etmelerini, Kilisenin ve ya Havranın dinini tatbik etmemelerini söylemiştir. Ve şu namazı kılmaları emredilmiştir, zekat vermelerini istemiştir. Buradaki ayette genel hüküm verilmiştir. Yani ilk peygamberden son peygambere kadar bilinen ve bilinmeyen tüm peygamberlere Allah’ın dininin tatbik edilmesini, sadece Allah’ a kul olunmasını, namazı kılıp zekatı verilmesi emredilmiştir. Çünkü Ey Muhammed diye bahsetmiyor bu 4 ve 5nci ayet grubunda. Burada genel kurallar verilmiştir.
Örneğin Taha Suresi 14ncü ayette Allah Hz.Musa’ya: “Ben!Evet ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Sen, bana kulluk et ve benim zikrim[*] için (âyetlerimi kafana yerleştirmek için) düzgün ve sürekli kıl.” [*] Zikir Arapça’da ‘doğru bilgi’ anlamına gelir. Allah'ın indirdiği bütün kitaplar, O'nun doğru bilgisinden oluştuğundan Zikir, onların ortak adıdır. (Enbiya 21/24) Allah bütün varlıkları da o bilgiyle yarattığı için onlardan elde edilen bilgi de zikirdir.
“Namazı benim zikrim için kıl.” buyurmasından anlaşılacağı üzere her namaz Allah’ın kitabını ve yarattığı şeylerin değerini kavramak için kılınır. Allah Teâlâ, yarattığı ayetlerle ilgili olarak şöyle buyurulur:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peşpeşe gelmesinde, sağlam duruşlu olanlar için göstergeler vardır.
Onlar (namaz kılarken); ayakta, oturarak ve yanları üstünde Allah’ı zikreder (anlayarak Kur'ân okur, dua eder) göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Derler ki: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sana içten boyun eğeriz, bizi o ateşin azabından koru!
Rabbimiz! Sen kimi o ateşe sokarsan rezil edersin. Yanlışlar içinde kalanların yardımcıları olmaz.
Rabbimiz! Bize çağrıda bulunan birini işittik; ‘Rabbinize inanıp güvenin’ diyerek imana çağırıyordu, hemen inandık. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötü işlerimizi ört. Ruhumuzu iyilerin yanına al.
Rabbimiz! Elçilerin aracılığı ile söz verdiğin her şeyi bize ver. Kıyamet günü bizi rezil etme. Sen sözünden dönmezsin."
Rableri (Sahipleri) dualarını kabul eder ve şöyle der: "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz, diğerinden olmasınız. Hele hicret eden, yurdundan çıkarılan, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve o yolda öldürülenler var ya; onların da kötü işlerini örter, katımdan bir ödül olarak içinden ırmaklar akan bahçelere sokarım." Güzel karşılık Allah katındadır." (Al-i İmran 3/190-195)
Zikir, zeka ile yapılan bir eylemdir. Zeka çalışmak için kelimeleri kullanır. Dolayısıyla Allah’ın emrine uygun şekilde namaz kılabilmek için ya okuduğumuz dua ve ayetlerin Türkçe anlamlarını çok iyi bilmeli ya da Türkçe dua ve ayetlerle namazı kılmalıyız. Aksi takdirde namazı Allah’ın zikri için kılmak mümkün olmaz.
Lokman Suresi 17nci ayet: “Oğulcuğum! Namazı kıl, marufu emret, kötülüğe engel ol; başına gelene de sabret(göğüs ger). İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir”
Şura 42/13'te yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur; “Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin kuralı (şeriat)[*] yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve O’na yöneleni doğruya yönlendirir.”
[*] “Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiş, Davud'a ise Zebur# vermiştik. “ (Nisa 4/163)
Din fıtrattır (Rum 30/30). Adem’den Nuh’a kadar olan dönemde farklı din ve tabiat kanunlarının (fıtratın), Nuh’tan bugüne ise mevcut din ve tabiat kanunlarının geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar, ibadetler, Allah’a karşı görev ve sorumluluklar, ortalama insan ömrü, hastalıklara karşı direnç, atmosferin kalınlığı ve oksijen miktarı gibi çok çeşitli kanunlar olabilir. Nuh Tufanı, ilimde buzul çağının sona ermesi olarak bilinmektedir. Buzul çağı ile şimdiki dönem arasındaki bu fıtrat ve din farklılığı insanların yaşam kurallarının (şeriatının) değişmesi sonucunu doğurmuştur.
Bize verilen emir de bizden önce gönderilmiş tüm Nebilere de gönderilen emir “Şu Namazı Kıl”. Yani Hz. Musa’ ın (as) kıldığı namaz ne ise, Hz. Nuh’ un (as) kıldığı namaz ne ise, Hz. Adem’ in (as) kıldığı namaz ne ise, son peygamberimizin kıldığı namaz da odur. Cebrail (as) Nebimiz (sav) iki gün namaz kıldırmıştır ve sonunda namaz vakitlerini göstermek için “İşte bunlar senin ve senden önceki peygamberlerin namaz vakitleridir.” Namazlar bu vakitler arasında icra edilmiştir. Yani aslında bu açıklama ile de güya Miraç’ ta Peygamber efendim Allah-u Teala ile namaz pazarlığı yaparak namazı 50 vakitten 5 vakte indirdiğini de çürütmüş olmaktayız. Miraç olayı olmuştur, hem de birkaç defa olmuştur, ancak anlatıldığı gibi bedenen değil ruhen olmuştur ve orada bir pazarlık söz konusu olmamıştır. Kur’an-ı Kerim bunu açık, seçik ve sarih olarak bunu bize anlatmaktadır. Diğer rivayetler Kur’an ile çelişiyorsa Nebimizin söylediği söz olamaz. Nebimiz Kur’an’ ın dışında hiçbir lafız söylememiştir, çünkü Kur’an’ a kimse aykırı olamaz.
Son olarak Salât direkt olarak Namaz anlamına gelmese de Kur’an-ı Kerimde “Akimussalate” ne anlama gelmektedir, “Yukimunessalate” ne anlama gelmektedir, Tekbir ne anlama gelmektedir, “Subhaneke” ne anlama gelmektedir, Fatiha ne anlama geliyor, “rüku” ne demek, “secde” ne demek, “teşehhüd” ne demek oluyor? 14 küsur asırdır Müslüman alemi boşu boşuna mı yatıp kalkıp bu saydıklarımız ile bu vakitlerde ibadet ediyor? Müslümanlardan önce ta Adem as zamanına kadar namaz kılmış insanlar da mı boşuna yapmış? Namazın olmadığı nasıl iddia edilebilir ki? Namazın her detayı bile Kur’an da bulabilirsiniz. Resulün örnekliği neye yarar? Ayetler geldiği zaman Nebimiz dik durup ayakta gözlerini kapatarak dua mı yaptığını zannediyorsunuz? “Rüku edenler ile birlikte rüku’ ya var” ayetine mahzar olur Müslüman dediğin. “Secdeye kapan, Allah’a yakın ol” ayetine mahzar olur Müslüman dediğin. Kulun rabbine en yakın olduğu an secde anıdır Müslüman için. Rabbimiz bu ayetleri de mi boşuna indirdi? 5 Vakit namaz Kur’an’ da emredilmiş dini bir durumdur.
Nebimiz buyurmuştur ki: “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız öyle kılın” Yine peygamber efendimizin ağzından dökülen Subhaneke duasını bile parça parça Kur’an-ı Kerim’ de olduğu da bilinmektedir. “Sübhânekellâhümme” Yunus suresinde, “vebihamdike” Nasr suresinde, “vetebarekesmüke” Rahman suresinde, “vetaalaceddüke” Cin suresinde, “velailahegayruke” A’raf suresindedir. Bu güzel sözler ile Peygamber efendimiz yine yapılması güzel olan namazın başında söylenen güzel bir dua olarak yerleştirmiştir.
Namaz bireyin ve kulun Allah’ın ve Yaratıcısının huzurunda esas duruşudur, bu duruş sadece namaz kıldığı esas duruşu değildir, her iki namazın arasındaki duruşunu da ayarlaması gereken bir duruştur. Namaz geçmişe dair bir beyan geleceğe dair bir söz veriştir. Namaz adamı Adam yapandır. Allah’ın huzurunda günde beş defa “Yarabbi senin emirlerine amadeyim, istediğini yaptım ve yapmaya devam etmeye de kararlıyım” söz verişinin adıdır. Namaz Allah ile buluşmanın adıdır. Namaz kul ile Allah’ın arasına başkasını sokmayacağı muhteşem bir ibadettir, ki Fatiha’ da “(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” deriz.
Namazın olmadığını söylemek bu anlattıklarımız sonunda çöktüğüne eminiz. En son yine Kur’an-ı Kerim’den bir mesaj ile bitirmek istiyorum. Ankebut Suresi 45nci Ayet: “Bu Kitap’tan sana vahyedilen her şeyi anlayarak oku ve namazı tam kıl. Namaz her çeşit fuhuşu ve kötülüğü engeller. Allah’ın zikri (Kitabı) en önemlisidir. Allah, yaptığınız her işi bilir.” Selam ile…
Tolga KARAGÖZ
Güncelleme 12 Temmuz 2018
KİTAB-I MUKADDES YARDIMI İLE PAVLUS’ U TANIMAK
İlkyazımı uzun zamandır aklımda olup ancak henüz yazıya dökmediğim, Hıristiyanlığın kurulmasında büyük ve hatta en önemli figürü Pavlus hakkında bir yazı yazmaktı. Analizvakti.com sitesini kurup çalışmalara başlayınca ilkyazımın Pavlus ile başlaması ile Hıristiyanların dikkatini bundan sonraki yazılarımıza çekeceğini varsayarak; bu ilk bilgilendirme ile bunun sınırlı kalmayacağının önemli bir belirtisi olacağıdır.
Hırıstiyanlığın mucidi ve bu dinin temelini atan en önemli kişisidir. Çünkü Hıristiyan toplumun tarihini anlatan, kendi inanç bilgilerini İncil yazarlarından da yıllarca evvel açıklayarak belgeleyen, Pavlus’ un ateşli mektuplarıdır. Bugün bu mektuplar Hıristiyanlığın temel kaynağını oluşturmaktadır. Kendisi Hz.İsa’ yı hiç görmediği halde onun elçisi (havarisi) unvanını da alan tek insandır.
Pavlus ile ilgili olarak sayfalarca yazı yazabiliriz, ancak bunu yapmaktansa en iyisi biz Kitab-ı Mukaddes olarak anılan kitaba başvurarak bir karşılaştırma serisi ile gerçekleri gözler önüne sermek istiyoruz. Gerçekleri gözler önüne sürmek burada yetersiz kalacaktır. Gönül gözlerinizi de açarak, anlayarak, tekrar tekrar okuyarak aşağıdaki Kutsal metinleri okuyarak hakikate ulaşabilirsiniz. Hepinize iyi serüvenler…
Hz.İsa Matta’ ya Göre İncil’ de şöyle dedi: 5nci Bölüm 17-19 Bab’ ları “17 Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.”
Buna göre bizim dikkate ve nazara alacağımız kısım Kutsal Yasa yani Eski Ahit’i dikkate alarak yasalara uymamızdır. Dünya’ dan Ahrete kadar bu yasanın geçerli olacağının da konfirmesidir.
Eski ahitten bunun için birkaç örneğe bakalım;
Zinanın Cezası: Yasanın Tekrarı 22:22 “Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail’den kötülüğü atacaksınız.
Sünnet: Yaratılış 17:10-12 “11 Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 11 Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.
Put Edinmeme: Mısırdan Çıkış 20:4-5 4 “Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. 5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
Günah Babadan Oğla Geçmez: Yasanın Tekrarı 24:16 “Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek.
Domuz Yeme: Yasanın Tekrarı 14:8 “Domuz çatal tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız.”
Şabat Gününe Sadık Kal: Mısırdan Çıkış 31:16 “İsrailliler, sonsuza dek sürecek bir antlaşma gereği olarak, Şabat Günü’nü kuşaklar boyu kutlamaya özen gösterecekler.”
Levililerin Kahinliği (İmamlığı): Mısırdan Çıkış 40:15 “Bana kâhinlik etmeleri için babaları gibi onları da meshet. Bu mesh onların kuşaklar boyu sürekli kâhin olmalarını sağlayacak.”
Hz.İsa Matta’ ya Göre İncil’de 5:19’ da “Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak…” demiştir. En Küçük diye çevrilen kısmın İngilizcesi Least’ dir. Grekçe’ de “Elechistos” tan çevrilmiştir. Bunun da Latincesi Pauxillus’ dur. Latincenin kısa formu da Paulus’ tur. Bunu Grekçe yazmak isterseniz Paulos olarak yazmalısınız. Türkçesi de Pavlus’ tur. Şimdi Pavlus’ a bakalım kendi ismi ile nasıl oynuyor?
1 Korintliler 15:9’ da “Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim.” En önemsiziyim kısmı İngilizce Kutsal kitaplarda yukarıdaki anlattığım gibi Least kelimesinin tercümesidir.
Jamieson – Fausset – Brown Kutsal Kitabı Açıklamalarında bu babın sonunda bir not eklenmiş ve Least kelimesinin Latince isim olarak Pavlus olduğu yazmaktadır.
Farrar, The Life and Work of St.Paul (E.P. Dutton, 1880) sayfa 200’ de ki kitabında Pavlus’ un isminin anlamını vermektedir. Orijinal İngilizce metni “Paulus, a contraction of Pauxillus, means least” Yani size yaptığımız açıklamanın aynısını E.P.Dutton’ da bildirmiştir.
Evet, Pavlus’ un adı önemsiz ve küçük anlamındadır.
1 Korintliler 15:9’ da “Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim.”
Şimdiyse Pavlus’ un Kutsal Yasa ile olan ilişkisine bir göz atalım… Yine kendi yazılarıyla, Kutsal Kitaptan…
Romalılar 7:6 “ Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında öldüğümüz için Yasa’dan özgür kılındık. Sonuç olarak, yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruh’un yeni yolunda kulluk ediyoruz.”
Romalılar 7:21 “Bundan şu kuralı çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, karşımda hep kötülük vardır.”
Galatyalılar 3:12 Yasa imana dayalı değildir. Tersine, “Yasa’nın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.”
Romalılar 5:20 “Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi; ama günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.”
Galatyalılar 3:13 “Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı.”
Eski Ahit ile Pavlus’ un Yazılarını Karşılaştıralım
Yasa Derki Yaratılış 17:10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.”
Pavlus Derki Galatyalılar 5:2 “Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesih’in size hiç yararı olmaz.”
Yasa Derki Hezekiel 18:20 “Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. Doğru kişi doğruluğunun, kötü kişi kötülüğünün karşılığını alacaktır.”
Pavlus Derki Romalılar 5:19 “Çünkü bir adamın söz dinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır.”
Yasa Derki Yasanın Tekrarı 27:26 “‘Bu yasanın sözlerine uymayan ve onları onaylamayana lanet olsun!’ “Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.””
Pavlus Derki İbraniler 7:18 “Önceki buyruk, zayıflığı ve yararsızlığı nedeniyle geçersiz kılındı.”
Şimdi Allah’ın ve Peygamberinin en büyük düşmanının kim olduğunu görebiliyor musunuz? En Küçük ve Önemsiz “Least” denilen?
PAVLUS
Hiçbir zaman Hz.İsa ile buluşmadı, tanışmadı. Hz.İsa’ nın en büyük düşmanıdır, sadece Hz.İsa’ yı ruh halinde gördüğünü varsayarak insanlara anlatmıştır. Bu zamandan ölünceye kadar güya Hz.İsa’ nın mesajını insanlara anlatmaya çalışmıştır.
Eski ahit ve Yeni ahit kitapları tek bir kitap halinde sunulmaktadır. Kitabın Hz.Musa’ ya atfedilen bölümü 5 Kitap ve 125,139 kelimden oluşur, Üzeyir’ e atfedilen bölümü 3 Kitap 43,618 kelimeden oluşur, İncil Yazarlarından havari olmayan ve Pavlus’ la da bir ara takılan Luka 2 kitap 37,932 kelimeden oluşan kitap yazdığı varsayılmaktadır, Yeremya 2 Kitap ve 35,306 kelimden oluşur, Pavlus ise 13 kitap ve 32,408 kelimden oluşur. Sadece bu 5 yazar ile Kitabı Mukaddesin %45’ ine tekabül etmektedir. Ayrıca Yeni Ahitte İncillerden önce ilk kitap yazan Pavlus’ tur ve yazılacak olan İncilleri etkilemiştir…
Yazdığı Kitaplar
Pavlus toplamda 13 kitap yazmıştır, bunlardan ilkini güya Hz.İsa’ nın çarmıha gerilip öldüğü ve tekrar dirilip göğe çekildiği tarih kabul edilen MS 30’ da 18 sene sonra yazmıştır. İlk Kitap 48 ila 53 yılları arasında Galatyalılar Kitabını Antakya ve Korint’ te bulunduğu sırada, 51 yılında 1nci Selanikliler Kitabını yine Korint’ te bulunduğu sırada, 51-52 yıllarında 2nci Selanikliler Kitabını yine Korint’ te bulunduğu sırada, 55 yılında 1nci Korintliler Kitabını Efes’ teyken ve 2nci Korintliler Kitabını Makedonya’ dayken, 57 yılında Romalılar Kitabını Korintteyken, 60 Yılında Roma’ dayken Efesliler, Koloseli’ ler ve Filimonlular Kitaplarını yazmıştır, 61 Yılında Filipeliler Kitabını Roma’dayken, 63 ve 65 yılları arasında Makedonyada bulunduğu sırada 1nci Timoteos ve Titus Kitaplarını yazmıştır ve en son 67-68 yıllarında Romadayken 2nci Timoteos kitaplarını yazmıştır.
Romalılar 3:7’ de “ Ama Tanrı’nın her zaman doğruyu söylediği benim yalanımla yüceliği için daha açık şekilde ortaya çıkmışsa, ben niçin yine bir günahkâr olarak yargılanıyorum?” benim yalanımla diyen kim di? Pavlus…
Ferisi olan Pavlus:
Elçilerin İşleri 23:6’ da “Oradakilerden bir bölümünün Saduki, öbürlerinin de Ferisi mezhebinden olduğunu anlayan Pavlus, Yüksek Kurul’a şöyle seslendi: “Kardeşler, ben özbeöz Ferisi’ yim. Ölülerin dirileceği umudunu beslediğim için yargılanmaktayım”
Hz.İsa’ nın Ferisiler için genellemesi:
Luka’ ya Göre İncil 11:39 “Rab ona şöyle dedi: “Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur”
Hz.İsa Ferisileri anlatmaya devam ediyor:
Matta’ ya Göre İncil 16:11 “Ben size, ‘Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının’ derken, ekmekten söz etmediğimi nasıl olur da anlamazsınız?””
Ayrıca şu pasajlara da göz atmamız gerekmektedir.
Matta’ ya Göre İncil’ de 5:17 Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.
Efesliler 2:15 “Çünkü Mesih’in kendisi barışımızdır. Kutsal Yasa’yı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi,…”
Matta’ ya Göre İncil’ de 5:19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.”
Romalılar 10:4 Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasa’nın sonudur.
Matta’ ya Göre İncil’ de 19:17 İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var (Allah). Sonsuz Yaşama kavuşmak istiyorsan, O (Allah)’ın buyruklarını yerine getir.”
Romalılar 3:20 Bu nedenle Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.
Kurtuluş Hakkında Hz.İsa Ne Diyor?
Matta’ ya Göre İncil’ de 25:31-46 31 “İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. 32 Ulusların hepsi O’nun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak. 33 Koyunları sağına, keçileri soluna alacak. 34 “O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‘Sizler, Babam’ın kutsadıkları, gelin!’ diyecek. ‘Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın! 35 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz; susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. 36 Çıplaktım, beni giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz.’ 37 “O vakit doğru kişiler O’na şu karşılığı verecek: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç görüp doyurduk, susuz görüp su verdik? 38 Ne zaman seni yabancı görüp içeri aldık, ya da çıplak görüp giydirdik? 39 Seni ne zaman hasta ya da zindanda görüp yanına geldik?’ 40 “Kral da onları şöyle yanıtlayacak: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz.’ 41 “Sonra solundakilere şöyle diyecek: ‘Ey lanetliler, çekilin önümden! İblis’le melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin! 42-43 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek vermediniz; susamıştım, bana içecek vermediniz; yabancıydım, beni içeri almadınız; çıplaktım, beni giydirmediniz; hastaydım, zindandaydım, benimle ilgilenmediniz.’44 “O vakit onlar da şöyle karşılık verecekler: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da zindanda gördük de yardım etmedik?’ 45 “Kral da onlara şu yanıtı verecek: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, mademki bu en basit kardeşlerimden biri için bunu yapmadınız, benim için de yapmamış oldunuz.’ 46 “Bunlar sonsuz azaba, doğrular ise sonsuz yaşama gidecekler.”
Luka’ ya Göre İncil’ de 10:25-37 25 Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa’yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” 26 İsa ona, “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?” 27 Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.” 28 İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.” 29 Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, “Peki, komşum kim?” dedi. 30 İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalim’den Eriha’ya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. 31 Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. 32 Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. 33 O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. 34 Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. 35 Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.’ 36 “Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?” 37 Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi. İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.
Kurtuluş Hakkında Pavlus Ne Diyor?
Romalılar 3:27-28 27 Öyleyse neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Hangi ilkeye dayanarak? Yasa’yı yerine getirme ilkesine mi? Hayır, iman ilkesine. 28 Çünkü insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız.
II Timoteos 1:9-10 Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır.
Efesliler 2:8-9 8 İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. 9 Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
Galatyalılar 2:16 Yine de insanın Kutsal Yasa’nın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih’e iman ederek aklandığını biliyoruz. Bunun için biz de Yasa’nın gereklerini yaparak değil, Mesih’e iman ederek aklanalım diye Mesih İsa’ya iman ettik. Çünkü hiç kimse Yasa’nın gereklerini yaparak aklanmaz.
Titus 3:4-6 Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh’un yenilemesiyle yaptı.
Kul Olmak Hakkında Hz.İsa Ne Diyor?
Matta’ ya Göre İncil’ de 20:27 Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun.
Matta’ ya Göre İncil’ de 23:11 Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkârı olsun
Markos’ a Göre İncil’ de 9:35 İsa oturup Onikiler’i yanına çağırdı. Onlara şöyle dedi: “Birinci olmak isteyen en sonuncu olsun, herkesin hizmetkârı olsun.”
Markos’ a Göre İncil’ de 10:44 Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun.
Kulluk Hakkında Pavlus Ne Diyor?
Efesliler 6:5 Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesih’in sözünü dinler gibi saygı ve korkuyla, saf yürekle dinleyin.
Titus 2:9-10 9 Köleleri, her konuda efendilerine bağımlı olmaya özendir. Efendilerini hoşnut etsinler. Ters yanıt vermeden, 10 hırsızlık yapmadan, tümüyle güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece Kurtarıcımız Tanrı’yla ilgili öğretiyi her yönden çekici kılsınlar.
Kadınlarla Hakkında Hz.İsa Ne Diyor?
Luka’ ya Göre İncil’ de 8:2-3 Kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodes’in kâhyası Kuza’nın karısı Yohanna, Suzanna ve daha birçokları İsa’yla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsa’ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı.
Luka’ ya Göre İncil’ de 10:38-42 38 İsa, öğrencileriyle birlikte yola devam edip bir köye girdi. Marta adında bir kadın İsa’yı evinde konuk etti. 39 Marta’nın Meryem adındaki kızkardeşi, Rab’bin ayakları dibine oturmuş O’nun konuşmasını dinliyordu. 40 Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsa’nın yanına gelerek, “Ya Rab” dedi, “Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin.” 41 Rab ona şu karşılığı verdi: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. 42 Oysa gerekli olan tek bir şey vardır. Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak.”
Kadınlarla Hakkında Pavlus Ne Diyor?
1 Korintliler 11:6 Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün.
1 Korintliler 14:35-36 35 Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır. 36 Tanrı’nın sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı?
1 Timoteos 2:12 Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun.
Titus 2:4-5 Öyle ki genç kadınları, kocalarını ve çocuklarını seven, sağduyulu, temiz yürekli, iyi birer ev kadını ve kocalarına bağımlı olmak üzere eğitebilsinler. O zaman Tanrı’nın sözü kötülenmez.
Sadece elimizdeki Kitab-ı Mukaddese bakarak aslında bu görünen Hıristiyanlığın ortaya çarpık halde çıkmasına sebep olan kişi Pavlus’ tur. Bunu hala devam ettiren Allah’ ın kulları bu araştırmayı yapmalılar.
Tolga KARAGÖZ
www.analizvakti.com sitesinden alınmıştır.
Hırıstiyanlığın mucidi ve bu dinin temelini atan en önemli kişisidir. Çünkü Hıristiyan toplumun tarihini anlatan, kendi inanç bilgilerini İncil yazarlarından da yıllarca evvel açıklayarak belgeleyen, Pavlus’ un ateşli mektuplarıdır. Bugün bu mektuplar Hıristiyanlığın temel kaynağını oluşturmaktadır. Kendisi Hz.İsa’ yı hiç görmediği halde onun elçisi (havarisi) unvanını da alan tek insandır.
Pavlus ile ilgili olarak sayfalarca yazı yazabiliriz, ancak bunu yapmaktansa en iyisi biz Kitab-ı Mukaddes olarak anılan kitaba başvurarak bir karşılaştırma serisi ile gerçekleri gözler önüne sermek istiyoruz. Gerçekleri gözler önüne sürmek burada yetersiz kalacaktır. Gönül gözlerinizi de açarak, anlayarak, tekrar tekrar okuyarak aşağıdaki Kutsal metinleri okuyarak hakikate ulaşabilirsiniz. Hepinize iyi serüvenler…
Hz.İsa Matta’ ya Göre İncil’ de şöyle dedi: 5nci Bölüm 17-19 Bab’ ları “17 Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.”
Buna göre bizim dikkate ve nazara alacağımız kısım Kutsal Yasa yani Eski Ahit’i dikkate alarak yasalara uymamızdır. Dünya’ dan Ahrete kadar bu yasanın geçerli olacağının da konfirmesidir.
Eski ahitten bunun için birkaç örneğe bakalım;
Zinanın Cezası: Yasanın Tekrarı 22:22 “Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail’den kötülüğü atacaksınız.
Sünnet: Yaratılış 17:10-12 “11 Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 11 Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.
Put Edinmeme: Mısırdan Çıkış 20:4-5 4 “Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. 5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
Günah Babadan Oğla Geçmez: Yasanın Tekrarı 24:16 “Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek.
Domuz Yeme: Yasanın Tekrarı 14:8 “Domuz çatal tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız.”
Şabat Gününe Sadık Kal: Mısırdan Çıkış 31:16 “İsrailliler, sonsuza dek sürecek bir antlaşma gereği olarak, Şabat Günü’nü kuşaklar boyu kutlamaya özen gösterecekler.”
Levililerin Kahinliği (İmamlığı): Mısırdan Çıkış 40:15 “Bana kâhinlik etmeleri için babaları gibi onları da meshet. Bu mesh onların kuşaklar boyu sürekli kâhin olmalarını sağlayacak.”
Hz.İsa Matta’ ya Göre İncil’de 5:19’ da “Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak…” demiştir. En Küçük diye çevrilen kısmın İngilizcesi Least’ dir. Grekçe’ de “Elechistos” tan çevrilmiştir. Bunun da Latincesi Pauxillus’ dur. Latincenin kısa formu da Paulus’ tur. Bunu Grekçe yazmak isterseniz Paulos olarak yazmalısınız. Türkçesi de Pavlus’ tur. Şimdi Pavlus’ a bakalım kendi ismi ile nasıl oynuyor?
1 Korintliler 15:9’ da “Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim.” En önemsiziyim kısmı İngilizce Kutsal kitaplarda yukarıdaki anlattığım gibi Least kelimesinin tercümesidir.
Jamieson – Fausset – Brown Kutsal Kitabı Açıklamalarında bu babın sonunda bir not eklenmiş ve Least kelimesinin Latince isim olarak Pavlus olduğu yazmaktadır.
Farrar, The Life and Work of St.Paul (E.P. Dutton, 1880) sayfa 200’ de ki kitabında Pavlus’ un isminin anlamını vermektedir. Orijinal İngilizce metni “Paulus, a contraction of Pauxillus, means least” Yani size yaptığımız açıklamanın aynısını E.P.Dutton’ da bildirmiştir.
Evet, Pavlus’ un adı önemsiz ve küçük anlamındadır.
1 Korintliler 15:9’ da “Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim.”
Şimdiyse Pavlus’ un Kutsal Yasa ile olan ilişkisine bir göz atalım… Yine kendi yazılarıyla, Kutsal Kitaptan…
Romalılar 7:6 “ Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında öldüğümüz için Yasa’dan özgür kılındık. Sonuç olarak, yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruh’un yeni yolunda kulluk ediyoruz.”
Romalılar 7:21 “Bundan şu kuralı çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, karşımda hep kötülük vardır.”
Galatyalılar 3:12 Yasa imana dayalı değildir. Tersine, “Yasa’nın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.”
Romalılar 5:20 “Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi; ama günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.”
Galatyalılar 3:13 “Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı.”
Eski Ahit ile Pavlus’ un Yazılarını Karşılaştıralım
Yasa Derki Yaratılış 17:10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.”
Pavlus Derki Galatyalılar 5:2 “Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesih’in size hiç yararı olmaz.”
Yasa Derki Hezekiel 18:20 “Ölecek olan günah işleyen kişidir. Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. Doğru kişi doğruluğunun, kötü kişi kötülüğünün karşılığını alacaktır.”
Pavlus Derki Romalılar 5:19 “Çünkü bir adamın söz dinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır.”
Yasa Derki Yasanın Tekrarı 27:26 “‘Bu yasanın sözlerine uymayan ve onları onaylamayana lanet olsun!’ “Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.””
Pavlus Derki İbraniler 7:18 “Önceki buyruk, zayıflığı ve yararsızlığı nedeniyle geçersiz kılındı.”
Şimdi Allah’ın ve Peygamberinin en büyük düşmanının kim olduğunu görebiliyor musunuz? En Küçük ve Önemsiz “Least” denilen?
PAVLUS
Hiçbir zaman Hz.İsa ile buluşmadı, tanışmadı. Hz.İsa’ nın en büyük düşmanıdır, sadece Hz.İsa’ yı ruh halinde gördüğünü varsayarak insanlara anlatmıştır. Bu zamandan ölünceye kadar güya Hz.İsa’ nın mesajını insanlara anlatmaya çalışmıştır.
Eski ahit ve Yeni ahit kitapları tek bir kitap halinde sunulmaktadır. Kitabın Hz.Musa’ ya atfedilen bölümü 5 Kitap ve 125,139 kelimden oluşur, Üzeyir’ e atfedilen bölümü 3 Kitap 43,618 kelimeden oluşur, İncil Yazarlarından havari olmayan ve Pavlus’ la da bir ara takılan Luka 2 kitap 37,932 kelimeden oluşan kitap yazdığı varsayılmaktadır, Yeremya 2 Kitap ve 35,306 kelimden oluşur, Pavlus ise 13 kitap ve 32,408 kelimden oluşur. Sadece bu 5 yazar ile Kitabı Mukaddesin %45’ ine tekabül etmektedir. Ayrıca Yeni Ahitte İncillerden önce ilk kitap yazan Pavlus’ tur ve yazılacak olan İncilleri etkilemiştir…
Yazdığı Kitaplar
Pavlus toplamda 13 kitap yazmıştır, bunlardan ilkini güya Hz.İsa’ nın çarmıha gerilip öldüğü ve tekrar dirilip göğe çekildiği tarih kabul edilen MS 30’ da 18 sene sonra yazmıştır. İlk Kitap 48 ila 53 yılları arasında Galatyalılar Kitabını Antakya ve Korint’ te bulunduğu sırada, 51 yılında 1nci Selanikliler Kitabını yine Korint’ te bulunduğu sırada, 51-52 yıllarında 2nci Selanikliler Kitabını yine Korint’ te bulunduğu sırada, 55 yılında 1nci Korintliler Kitabını Efes’ teyken ve 2nci Korintliler Kitabını Makedonya’ dayken, 57 yılında Romalılar Kitabını Korintteyken, 60 Yılında Roma’ dayken Efesliler, Koloseli’ ler ve Filimonlular Kitaplarını yazmıştır, 61 Yılında Filipeliler Kitabını Roma’dayken, 63 ve 65 yılları arasında Makedonyada bulunduğu sırada 1nci Timoteos ve Titus Kitaplarını yazmıştır ve en son 67-68 yıllarında Romadayken 2nci Timoteos kitaplarını yazmıştır.
Romalılar 3:7’ de “ Ama Tanrı’nın her zaman doğruyu söylediği benim yalanımla yüceliği için daha açık şekilde ortaya çıkmışsa, ben niçin yine bir günahkâr olarak yargılanıyorum?” benim yalanımla diyen kim di? Pavlus…
Ferisi olan Pavlus:
Elçilerin İşleri 23:6’ da “Oradakilerden bir bölümünün Saduki, öbürlerinin de Ferisi mezhebinden olduğunu anlayan Pavlus, Yüksek Kurul’a şöyle seslendi: “Kardeşler, ben özbeöz Ferisi’ yim. Ölülerin dirileceği umudunu beslediğim için yargılanmaktayım”
Hz.İsa’ nın Ferisiler için genellemesi:
Luka’ ya Göre İncil 11:39 “Rab ona şöyle dedi: “Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur”
Hz.İsa Ferisileri anlatmaya devam ediyor:
Matta’ ya Göre İncil 16:11 “Ben size, ‘Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının’ derken, ekmekten söz etmediğimi nasıl olur da anlamazsınız?””
Ayrıca şu pasajlara da göz atmamız gerekmektedir.
Matta’ ya Göre İncil’ de 5:17 Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.
Efesliler 2:15 “Çünkü Mesih’in kendisi barışımızdır. Kutsal Yasa’yı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi,…”
Matta’ ya Göre İncil’ de 5:19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak.”
Romalılar 10:4 Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasa’nın sonudur.
Matta’ ya Göre İncil’ de 19:17 İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var (Allah). Sonsuz Yaşama kavuşmak istiyorsan, O (Allah)’ın buyruklarını yerine getir.”
Romalılar 3:20 Bu nedenle Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.
Kurtuluş Hakkında Hz.İsa Ne Diyor?
Matta’ ya Göre İncil’ de 25:31-46 31 “İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. 32 Ulusların hepsi O’nun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak. 33 Koyunları sağına, keçileri soluna alacak. 34 “O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‘Sizler, Babam’ın kutsadıkları, gelin!’ diyecek. ‘Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın! 35 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz; susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. 36 Çıplaktım, beni giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz.’ 37 “O vakit doğru kişiler O’na şu karşılığı verecek: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç görüp doyurduk, susuz görüp su verdik? 38 Ne zaman seni yabancı görüp içeri aldık, ya da çıplak görüp giydirdik? 39 Seni ne zaman hasta ya da zindanda görüp yanına geldik?’ 40 “Kral da onları şöyle yanıtlayacak: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz.’ 41 “Sonra solundakilere şöyle diyecek: ‘Ey lanetliler, çekilin önümden! İblis’le melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin! 42-43 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek vermediniz; susamıştım, bana içecek vermediniz; yabancıydım, beni içeri almadınız; çıplaktım, beni giydirmediniz; hastaydım, zindandaydım, benimle ilgilenmediniz.’44 “O vakit onlar da şöyle karşılık verecekler: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da zindanda gördük de yardım etmedik?’ 45 “Kral da onlara şu yanıtı verecek: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, mademki bu en basit kardeşlerimden biri için bunu yapmadınız, benim için de yapmamış oldunuz.’ 46 “Bunlar sonsuz azaba, doğrular ise sonsuz yaşama gidecekler.”
Luka’ ya Göre İncil’ de 10:25-37 25 Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa’yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” 26 İsa ona, “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?” 27 Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.” 28 İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.” 29 Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, “Peki, komşum kim?” dedi. 30 İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalim’den Eriha’ya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. 31 Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. 32 Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. 33 O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. 34 Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. 35 Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.’ 36 “Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?” 37 Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi. İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.
Kurtuluş Hakkında Pavlus Ne Diyor?
Romalılar 3:27-28 27 Öyleyse neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Hangi ilkeye dayanarak? Yasa’yı yerine getirme ilkesine mi? Hayır, iman ilkesine. 28 Çünkü insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız.
II Timoteos 1:9-10 Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır.
Efesliler 2:8-9 8 İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. 9 Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
Galatyalılar 2:16 Yine de insanın Kutsal Yasa’nın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih’e iman ederek aklandığını biliyoruz. Bunun için biz de Yasa’nın gereklerini yaparak değil, Mesih’e iman ederek aklanalım diye Mesih İsa’ya iman ettik. Çünkü hiç kimse Yasa’nın gereklerini yaparak aklanmaz.
Titus 3:4-6 Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh’un yenilemesiyle yaptı.
Kul Olmak Hakkında Hz.İsa Ne Diyor?
Matta’ ya Göre İncil’ de 20:27 Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun.
Matta’ ya Göre İncil’ de 23:11 Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkârı olsun
Markos’ a Göre İncil’ de 9:35 İsa oturup Onikiler’i yanına çağırdı. Onlara şöyle dedi: “Birinci olmak isteyen en sonuncu olsun, herkesin hizmetkârı olsun.”
Markos’ a Göre İncil’ de 10:44 Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun.
Kulluk Hakkında Pavlus Ne Diyor?
Efesliler 6:5 Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesih’in sözünü dinler gibi saygı ve korkuyla, saf yürekle dinleyin.
Titus 2:9-10 9 Köleleri, her konuda efendilerine bağımlı olmaya özendir. Efendilerini hoşnut etsinler. Ters yanıt vermeden, 10 hırsızlık yapmadan, tümüyle güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece Kurtarıcımız Tanrı’yla ilgili öğretiyi her yönden çekici kılsınlar.
Kadınlarla Hakkında Hz.İsa Ne Diyor?
Luka’ ya Göre İncil’ de 8:2-3 Kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodes’in kâhyası Kuza’nın karısı Yohanna, Suzanna ve daha birçokları İsa’yla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsa’ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı.
Luka’ ya Göre İncil’ de 10:38-42 38 İsa, öğrencileriyle birlikte yola devam edip bir köye girdi. Marta adında bir kadın İsa’yı evinde konuk etti. 39 Marta’nın Meryem adındaki kızkardeşi, Rab’bin ayakları dibine oturmuş O’nun konuşmasını dinliyordu. 40 Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsa’nın yanına gelerek, “Ya Rab” dedi, “Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin.” 41 Rab ona şu karşılığı verdi: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. 42 Oysa gerekli olan tek bir şey vardır. Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak.”
Kadınlarla Hakkında Pavlus Ne Diyor?
1 Korintliler 11:6 Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün.
1 Korintliler 14:35-36 35 Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır. 36 Tanrı’nın sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı?
1 Timoteos 2:12 Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun.
Titus 2:4-5 Öyle ki genç kadınları, kocalarını ve çocuklarını seven, sağduyulu, temiz yürekli, iyi birer ev kadını ve kocalarına bağımlı olmak üzere eğitebilsinler. O zaman Tanrı’nın sözü kötülenmez.
Sadece elimizdeki Kitab-ı Mukaddese bakarak aslında bu görünen Hıristiyanlığın ortaya çarpık halde çıkmasına sebep olan kişi Pavlus’ tur. Bunu hala devam ettiren Allah’ ın kulları bu araştırmayı yapmalılar.
Tolga KARAGÖZ
www.analizvakti.com sitesinden alınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)